VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
06 Aralık 2009 Pazar | Anasayfa > Haberler > Günü gününe kendi kaleminden Karabekir
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Günü gününe kendi kaleminden Karabekir

Kâzım Karabekir hakkındaki spekülasyonlar artık bitecek. ""Günlükler""in tamamı yayınlandı!

Celali Yılmaz

Doğu Cephesi’nin komutanı, Cumhuriyet’i kuran kadronun önemli şahsiyetlerinden Kâzım Karabekir Paşa’nın “en büyük” eseri olan “Günlükler”ini Yapı Kredi Yayınları, “3 bininci kitap” olarak yayımladı. Karabekir’in “Günlükler”i sayesinde Osmanlı’nın son, Cumhuriyet’in de gençlik sayfaları biraz daha aydınlanacak.

Kâzım Karabekir daha çok Doğu Cephesi Komutanlığı dönemindeki başarıları nedeniyle efsane bir asker ve Cumhuriyet’in daha ilk yıllarında Halk Fırkası’na rakip siyasi parti kurma teşebbüsünde bulunan cesur bir siyasetçi nitelikleriyle bilinse de aynı zamanda Cumhuriyeti kuran kadronun en verimli yazarıdır da... “İnziva” döneminde kaleme aldığı çok sayıda eseri, Cumhuriyetin ilk dönemine ilişkin bugünkü bilgimizin temel taşlarını oluşturan kaynaklar arasındadır.
Telif eserlerinin hemen tümü daha önce günümüz Türkçesine kazandırılmış olmasına rağmen, meslek hayatının tamamını kapsayan ve ölümüne kadar düzenli bir şekilde tutmaya çalıştığı günlükleri şimdiye kadar yayımlanamamıştı.

BİRÇOK AÇIDAN BÜYÜK
Karabekir’in “Günlükler”i, birçok açıdan “büyük” sıfatını hak ediyor. Bir defa, ancak iki cilde sığdırılabilen ve toplam 1500 sayfayı aşan boyutuyla “Günlükler”, daha ilk bakışta göze çarpan bir “büyük”lüğe sahip! Fakat bu fiziki büyüklük, Karabekir’in Erkân-ı Harbiye Mektebi’ni bitirdikten sonra genç bir yüzbaşı olarak ilk görev aldığı günlerden başlayıp TBMM Başkanı olarak vefat ettiği güne kadar geçen 40 yılı aşkın bir dönemde yaşanan maceralı hayatın günü gününe anlatıldığı düşünüldüğünde, gölgede kalmaya mahkûm. Zira ortada Osmanlı’nın son yılları ile yazarının kurucuları arasında yer aldığı Cumhuriyet’in ilk yıllarını kapsayan önemli bir dönemin ilk elden tanıklığı söz konusu.
Düşünün, kaç kişi böylesine bir geçiş döneminin tam ortasında bulunma şansına (ya da şanssızlığına!) sahip olabilir? Siyasi ve sosyal alanda böylesine radikal değişikliklerin gerçekleştiği bir dönemi doğru değerlendirebilmek için o dönüşüm sürecinin önemli aktörlerinden birinin bizzat yazdıklarından daha açıklayıcı kaç kaynak bulunabilir?
Karabekir’in “Günlükler”ini “büyük” kılan diğer bir husus, yazarının Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişin önemli aktörlerinden biri oluşu ve bu travmatik döneme ilişkin eserde aktarılan bilgilerin hatırat değil de günlük formatında olmasıdır. Zira bilindiği üzere hatıratlarda geçmişteki olaylar derlenir. Dolayısıyla da bazı sakıncalar söz konusudur. Örneğin kimi olaylar zaman içinde unutulabilir ya da daha sonra yaşanan tecrübeler olayın anlatımını/ değerlendirilmesini etkileyebilir. Olay anında çok önemli görülen ve bazı kararların şekillenmesinde belirleyici olan kimi hususların sonraki gelişmeler ya da başka öznel faktörler nedeniyle göz ardı edilmesi sonucunda hatırat türü belgelerin objektifliği tartışmalı olabilir. Günlüklerse, daha sonra ortaya çıkacak olay ve gelişmelerden bağımsız bir şekilde, sadece yazıldığı günün şartları altında ve anlattığı dönemin bilgi seti ile bilfiil yaşarken kaleme alınmış belgelerdir. Bu niteliği de Karabekir’in eserini “büyük” kılan bir faktör.

FANTASTİK MACERA ROMANI GİBİ
“Günlükler”in içeriğine gelince: Osmanlı’nın en zor günlerinde Harbiye’den mezun olmuş, mektepte “memleketi kurtarma” fikriyatı ile şekillenen düşüncelerini meslek hayatının ilk günlerinden itibaren hayata geçirmeye çalışan genç ve idealist bir subayın savaşlar, yıkımlar, ümitler ve ümitsizlikler yaşadıktan sonra devletin ikinci adamı olarak vefat ettiği tarihe kadar -klişe bir ifadeyle- bir film şeridi gibi izlenebilecek ya da macera romanı tadında okunabilecek hayat hikâyesi. Olayların hangi dönemde, kimlerin başından geçmiş gerçek tecrübeleri yansıttığı bilinmese, rahatlıkla bir fantastik macera romanı olarak da değerlendirilebilirdi. Ancak hangi niyetle okunursa okunsun, sadece bir kişinin hayat hikâyesi değil, toplumsal ve siyasi olarak kritik dönüşümlerin yaşandığı bir tarihi dönemin güncesi olarak mutlaka dikkate alınması gereken bir eser olduğu şüphesizidir. Böyle “büyük” bir eserin elle tutulabilir bir kitap haline gelmesi de cesametiyle mütenasip büyüklükte bir çabayı gerektirmiştir. Karabekir’in günlüklerinin bugünkü Türkçeye çevirisi, Osmanlıcayı çalışmaya gönül vermiş, kendilerini “Salı Sınıfı” diye adlandıran, akıl kârı olup olmadığına bakmaksızın “yapılması gereken” işlere duraksamadan soyunan bir grubun ortak eseri. Bu büyük eseri oluşturan belgelerin durumu da çevirmeye teşebbüsü “cür’et” kapsamına sokar nitelikte. Cep ajandası boyutunda onlarca deftere akla gelebilecek her türlü fiziki ve psikolojik koşul altında, bazen cephede sıcak düşman saldırısı altında, bazen Doğu Anadolu’nun soğuğunda donarken karalanmış “çizgi”leri anlamlandırmaya çalışma çabası için “cesaret” sıfatı yetersiz kalır. Zaten günlüklerin bugünkü Türkçeye kazandırılmasının neden bu kadar geciktiği sorusunun cevabı da bir anlamda Karabekir’in anılarında (Hayatım, s. 117) yer alıyor. Karabekir kendi ifadesiyle gayet çabuk yazdığını, nokta kullanmadığını, yazısını başkalarının okuyamadığını itiraf etmiştir! “Günlükler”in noktasız ve anlaşılmaz bir şekilde “karalanması” bilinçli bir seçim de olabilir; belki yazılanların gizliliğini sağlama amaçlı “kişisel kripto” olsun istenmiştir! O nedenle okunaksızlığı kaynağından “tescilli” defterlerin yarım asrı aşkın bir zamanın ardından bugünkü Türkçeye kazandırılması, Yücel Demirel liderliğindeki “Salı Grubu”nun cür’eti ve üç yılı aşkın bir inatçı bir çalışma ile mümkün olabildi.
Son olarak eserin “Dizin”ine dikkat çekelim. Çift sütunda 86 sayfalık boyutuyla “Dizin” bölümü adeta kendi başına bir kitap. Günlüklerin kapsadığı dönemin belli başlı tüm kişi ve olaylarına ait binlerce maddelik içeriğiyle belki de bir rekor kırıyor. “Günlükler” sayesinde Osmanlı’nın son, Cumhuriyet’in de ilk sayfalarının biraz daha aydınlanması ve bazı konuların sonraki nesiller için daha kolay anlaşılabilir hale gelmiş olması sevindiricidir ve bu, eserin büyüklüğünün asıl nedenidir.

GÜNLÜKLER’DEN TADIMLIK...

30 Kasım 1912
(17 Teşrinisani 1328) Cumartesi
Gündüz hafif bombardıman.
Kışladayız. Akşam 29. Alay 3. Tabur ile 30. Alay 1. Tabur, 2. Tabur cenup cephedeki 28. Alay 2. Tabur, 3. Tabur’u tebdil edecek, 29. Alay 2. Tabur yine Karaağaç’ta kalacak. 29/3 Doğanca’ya, 30/1, 30/2 Miralay Halit Bey’le Pamukdere’ye. 30/3 geldi. İki müstahfız taburu bugün lağvolundu, biri Onbirinci Fırka’ya, biri bize. Ben taksimatı yaptım. Üçe ayırdık. Dinçlerini ikmal efrâdı diye aldık, ikinci kısmı inşaiyeye, üçüncü kısım terhis.
(not)
Bu gece rüyada gördüm, mütareke için kırmızı taraftan telgraf geldi fakat hep meyus olduk.
Garip: Bir müzayakadayız güyâ!
Bizim sertabiple iddia ettik. Şükrü Paşa’nın karargâhında kışlada beraberiz. Geceyarısına kadar mütareke emri gelirse ben kazanacağım.

1 Aralık 1912
(18 Teşrinisani 1328) Pazar
Dün tayyare taşocaklarına beyanname atmış. Ordu İstanbul’a çekilsin, orduda hastalık var, Edirne teslim olmalı... Yaver Paşa 10.600 kişiyle Merhamlı’da esir edilmiş. Geceyarısı mütareke emri gelmiş, Erkân-ı Harp Fuat ve Remzi Beyler uykudan kaldırdılar. Sertabibi de kaldırdık, inanmadı!

14 Haziran 1914
(1 Haziran 1330) Pazar
Von Lusov’a öğle yemeğine davetli idik. Bir lokantada yedik. Enver’den bahisle dedi ki on yaş daha büyük olmaması neticesi memleketinizin başına felâket getirebilir. Bugün Hulusi Bey hastaneden çıktı.

19 Haziran 1914
(6 Haziran 1330) Cuma
Öğle vakti esliha müzesini gezdik. Bizim Viyana’da terk ettiğimiz çadır burada. Elbiseler, balonlar, muharebelerin kabartma resimleri takdire şâyân. Gece Cemil Bey, İsmet, ben tiyatroya gittik. 40 günde devr-i âlem. Tren, vapur sahnede hayrete şâyân, bir de üstüne elektrik devr-i âlemi mütemadiyen gösteriyor. Birer ve bizim Hasan’ın devr-i âlemini hatırladım.

1 Ocak 1919 Çarşamba
Evden çıkmadım. İsmet geldi. Hava güzel, latif. İstanbul’dayım.
Kâzım beni 1919 senesinde her gün hatırlayacak İsmet! [Bu not İsmet İnönü tarafından yazılmıştır. Aynı şekilde İnönü’nün günlüklerinde de Karabekir’in notu vardır. (Defterler
1913-1973, s. 5)]
Şimdiye kadar tebellür eden fikirler:
İzzet Paşa - Mütereddit. Hükümetten çekildiğine nadim. Belki bu kadar fenalık olmazdı diyor. Sıkıştırınca ağlıyor. Mustafa Kemal Paşa - Harbiye Nezâretine geçmek suretiyle teşekkül edecek kabinede iş göreceğine kani. Hususi yaver-i Padişahi, her Cuma selamlığında temasta. Rauf Bey - Sıkıya gelince Bolşevik olmalı, ne Rum kalır ne Ermeni zannediyor (Tashih-i fikir ettirdim). Fevzi ve Cevat Paşalar - Hangi kabine gelirse vazifelerine devam fikrinde. İsmet - Askerlikten çıkalım, köylü olalım diyor. Ben - Mesele silahla hallolacak. Tek bile kalsam yılmayacağım. Anadolu’da bir milli hükümet kurmalı. Şarka gidersem bunu yaparım.

14 Kasım 1938 Pazartesi
Rauf Bey merasime birlikte köprüden iştirak etmeyi teklif etti. Çağrılmadıkça gitmeyi mahzurlu buluyorum dedim ve gitmedim. Programda mütekaitlere bile yer bırakılmamış!

15 Kasım 1938 Salı
Akşam Refik geldi. Dün akşam Refik’le Abdürrezzak Şişli Sıhhat Yurdu’na Salih’in sıhhatini sormaya gitmişler. İsmet de Ankara’dan hususi doktor götürmüş. Salih’in Halk Fırkası’ndaki suali ve Atatürk hastalanınca da İsmet’e karşı meftuniyet beyanını da Refik anlattı. Beni güyâ iki defa saraya çağırmışlar da gitmemişim. Bunu İsmet’in kalem-i mahsus müdürü Refik Bey’e sormuş. Abdürrezzak’la telefonla görüşecekmiş. Arzumu sordu! Dedim: Kitaplarımla hoşça vakit geçiriyorum! Hayret, Abdürrezzak bana uğramadan Ankara’ya hareket etti. Refik de bana geldi.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163