VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Kasım 2013 Cuma | Anasayfa > Haberler > Günümüzde aşıkların kavuşması eskiye göre daha zor
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Günümüzde aşıkların kavuşması eskiye göre daha zor

“Sevgilimden Son Mektup”u okurken kah güldüm kah ağladım. Tam umutlandığım anda hayal kırıklığına kapıldım. Ve en çok da ne kadar uzun zamandır mektup yazmadığımı hatırladım.

Barış Emrah

Önyargılarımı seviyorum; beni hep yanılttıkları için. Oflaya puflaya mecburiyetten gittiğim bir doğum gününde çok eğlendiğim, ismine bakıp sadece vakit öldürmek için izlediğim filmden büyük keyif aldığım, “Aşk romanı mı okuyacağım” diye başladığım kitabı bir solukta bitirdiğim için. Hani beklentilerinizi çok yüksek mutlaka hayal kırıklığına uğrarsınız ya, işte bunun tam tersi bir durum. Bu satırları yazmama vesile olansa Jojo Moyes’in Türkçeye çevrilen ikinci romanı “Sevgilimden Son Mektup”. Yazar, Türkçedeki ilk romanı “Senden Önce Ben” ile ülkemizde de hatırı sayılır bir okur kitlesi kazanmış, kısa sürede sekiz baskı yapmıştı. “Senden Önce Ben”, motosiklet kazasının ardından tekerlekli sandalyeye mahkum olan Will ile onu biraz olsun neşelendirmek için annesi tarafından işe alınan hastabakıcısı Louisa’nın aşkını anlatıyordu. 21.yüzyılda pek çok yazarın ele almayacağı bu ağır konulu fakat çok iyi eleştiriler alan aşk hikâyesinin ardından,“Sevgilimden Son Mektup” okuru, 1960 yılının Kasım ayına götürüyor. Romanın kahramanı Jennifer, gözlerini bir hastanede açar. Geçirdiği gizemli bir trafik kazasının ardından hafızasını yitirmiştir. Bir zamanlar zengin kocasını seven, neşeli ve mutlu bir kadın olan Jennifer artık eskisi gibi değildir; ne arkadaşlarını anımsar, ne eski alışkanlıklarını ne de eşini. Biz Jennifer’in çaresizliğiyle boğuşurken yazar bu kez bizi günümüze götürüyor. Genç bir gazeteci olan Ellie’ye yazıişleri müdürü hayli sevimsiz bir iş vermiştir: Gazetenin arşivine inip, 50-60 yıllık belgeleri, dosyaları karıştırmak. O günlerdeki kültürel ve sosyal yaşamla ilgili eneteresan bir şeyler bulup çıkarmak! Tahmin edeceğniz üzere Ellie “enteresan” bir şey bulur; 4 Ekim 1960 tarihli bir mektup. “Tek aşkım” diye başlayan mektup şöyle devam eder; “Söylediklerimin arkasındayım. İkimizden birinin cesurca davranması gerektiğine karar verdim. Ben senin kadar cesur değilim. Seni ilk gördüğümde narin, korumam gereken küçük bir kız olduğunu sandım. Ama şimdi tamamen yanıldığımı anlıyorum. Sen güçlü olandın, bize asla izin verilmeyecek olsa da bu tür bir ilişkiyi yaşayabilecek olan.”
Mektup devam ederken kendine “B.” diyen sevgili, kadına kendisiyle birlikte gelmesini teklif eder: “Gelmezsen hissedelim yeterli olmadığını düşüneceğim. Seni suçlayamam hayatım.” Mektubun yazarının, Ellie’nin şimdi çalıştığı gazetede 50 yıl önce çalışan bir gazeteci olduğunu, Jennifer ile yasak bir aşk yaşadığını, Ellie’nin de bir yıldır evli bir adamla yaşadığı aşk yüzünden terüddüt dolu duygular içinde olduğunu öğreniyoruz. 1960’larda yaşayan iki âşık buluştu mu buluşmadı mı? Kaza nasıl meydana geldi? Ellie, aşk hayatında mutluluğu bulacak mı? Jennifer ile gizemli Bay B., 50 yıl aradan sonra kavuşabilecek mi? Bu sorular, kaza öncesi, kaza sonrası ve bugün arasında gidip gelen romanın ilerleyen sayfalarında yanıt bulacak elbette. Okurun heyecanını kaçırmamak için detaya girmek istemiyorum. Ancak kesin olan şu ki, birkaç roman çıkaracak fikirleri tek bir romanda işlemiş yazar!

HOLLYWOOD PEŞİNDE
Jojo Moyes son yılların romantik edebiyat kahramanı. Kadınlar onun romanlarına bayılıyor, film tadındaki anlatımıyla Hollywood’u peşinden koşturuyor. 2002 yılında gazeteciliği bırakıp tam zamanlı yazarlık yapmaya başlayan Moyes, romantizmin edebi kodlarını çözmüş olacak ki, 11 yılda 12 kitap yazmış. 1969 doğumlu İngiliz yazar, 2002’de yayımlanan ilk romanı “Sheltering Rain”in ardından The Independent’ta başladığı gazetecilik hayatını 10 yıl sonra noktalandırmış. Bu ilk romana kadar, önceki üç romanına bir türlü yayınevi bulamayan Moyes, “Hamileliğim sırasında, elimde pasaport ve bavulla bir ülkeden diğerine koşamayacağımı anlamıştım.
Daha sakin bir iş olan yazarlığı seçtim” diyor. Gazeteci eşi ve üç çocuğu ile Essex’te yaşayan Moyes, Romantik Yazarlar Birliği tarafından iki kez Yılın En Romantik Romanı ödülüne layık görüldü. The Daily Telegraph gazetesinde halen köşe yazarlığı yapan yazara göre, iyi bir romantik romanın sırrı âşıkların kavuşmamasında gizli: “Büyük aşk romanlarına bakın” diyor Moyes; “Kimse kavuşamıyor. Farklı sebeplerle bir araya gelemeyen çiftlerin acısına ya da bir çözüm bulma çabalarına okuru da ortak ediyorum.” Romantik romanların yazıldığı dönemden farklı olarak günümüzde, sınıf farkı, mesafeler hatta çiftten birinin evli olması bile aşk yaşanmasına pek engel olamıyor. Kavuşmak da, sonsuza kadar ayrılmak da artık bir cep telefonu mesajı kadar kolay! Dolayısıyla Moyes’in romanları okurların zihninde unutulmuş romantik hikâyeleri yeniden canlandırıyor. Yoksa “Sevgilimden Son Mektubu” bitirir bitirmez kitaplığımdan “Gurur ve Önyargı” ile “Anna Karenina”yı çıkarıp sayfalarını karıştırmamı nasıl açıklayabilirim?

JOJO MOYES HAKKINDA
Artık kimse mektup yazmıyor “Sanırım aşk mektubu yazan son nesildenim” diyor Jojo Moyes verdiği bir röportajda. Zaten romanın günümüzde geçen bölümlerindeki telefon mesajları ve e-postalar ile 1960’ta yazılan mektuplar birbirinden o denli farklı ki. “İyi bir şey mi dedi yoksa kötü bir şey mi” dediği anlaşılmayan günümüz yazışmaları ile tüm duyguların en ince ayrıntısına kadar ve samimiyetle anlatıldığı mektuplar iletişimciler için tez konusu bile olabilir. Arkadaşlarından “hiç utanmadan” aşk mektubu örnekleri istediğini söyleyen Moyes, iyi bir yazar olmak için en önemli kuralın gerçek hayattan beslenmek olduğunu vurguluyor.Türkçede henüz yayınlanmayan “The Ship of Brides”da 1. Dünya Savaşı sırasında İngiliz erkekleriyle evlenmek üzere denizaşırı seyahat yapan bir gemi dolusu gelin adayını konu edinen Jojo Moyes, “The Girl You Left Behind”da ise zaman dilimi olarak 2. Dünya Savaşı’nı seçmiş.



SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYINIZ

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam