VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Mayıs 2015 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Güvensizlik tümörden farksız
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Güvensizlik tümörden farksız

Çiğdem Anad’ın en yakın arkadaşlarından birinden esinlenerek kaleme aldığı “Yalnızlık Bilmecesi” bir kadının erkeklere ve hayata olan güveninin zedelenişini konu alıyor.



"Yalnızlık Bilmecesi”, kendi ayakları üzerinde duran, iyi kazanan, zeki, kariyer sahibi bir kadının aslında hiç de göründüğü kadar güçlü olmadığının/ olamayacağının hikayesi. Neden böyle bir kişilik seçtiniz?

Bu kadınları ve erkekleri tanıdım. Kariyer, zeka ve para özgüveni sağlamaya yetmiyor. Bu enstürmanlar özgüven için sağlam bir kılıf ancak sadece bir kılıf. Gerçek özgüven kılıfa, kabuğa ihtiyaç duymuyor. Özgüven çocuk büyürken gelişen, yerleşen, kemikleşen, insanın alt yapısını oluşturan, sonradan kazanılması zor olan bir duygu. Özgüveni yüksek olanlar kaybetmekten korkmayanlardır genellikle. Çünkü onlar yıkıp, yeniden kurabileceklerine inanırlar, denemekten, riske girmekten korkmazlar. Özgüveni düşük olanlar ise genellikle kazandıklarına her koşulda sıkı sıkıya tutunurlar. Kişiliklerinden ödün vermeyi, insani değerleri çiğnemeyi umursamazlar. Romanın ana karakteri Panter Derya ise güvenemeyeceği, sırtını dayayamayacağı bir anne, babayla büyüdüğü için mecburen özgüvenini geliştirmiş bir kadın. Özgüven değil ama güven problemi var. Kime güvense elinde kalıyor. Derya kimseye teslim olacak kadar güvenmezken , özgüveni nedeniyle çevresinde uyumsuz, aykırı davranmaktan da çekinmiyor. Genel değer yargılarını hiçe sayması ise onun çocukluğundan itibaren büyük bir yük olarak taşıdığı yalnızlık duygusunu büyütüyor.

Roman boyunca bir türlü kurtulamadığı yalnızlık duygusunu aşmak için gözünü karartarak hamle üzerine hamle yapıyor. Derya karakteri benim en yakın arkadaşlarımdan birinden esinlenerek kurguladığım bir karakter. O romandaki olayların çoğunu yaşamış bir karakter. Ben yıllarca Derya’yı dinledim. Ondan izin alarak , Ona yazdığım romanın son şeklini gösterip, onay alarak yayınevine teslim ettim.

Derya nam-ı diğer Panter, en büyük gücü veya güçsüzlüğü güvensizlik. Karşı cinsle ilişkilerindekibelirleyici faktör bu. Ve bu güvensizliğin temelinin ailede saklı olduğunu söylüyorsunuz. Ailevi sorunlar aşılamaz mı?

Güvensizlik bir tümörden farksız. İnsanın dokularını sarıyor. Bazı hücreleri iyileştiriyorsunuz, diğer hücrelere ulaşamıyorsunuz. Güven duygusu aile içinde büyürken kazanılıyor. Yoksa ;kocaman insanlara bakın; eğitimleri iyi , kazançları yerinde çocuklarını büyütmüş, düzenlerini kurmuş insanlar bile eğer güven veren bir ailede büyümemişlerse, bir meyhane masasında anne baba problemlerini ağlayarak anlatabiliyorlar. Hayatlarında yaptıkları bütün hataların kaynağında ailelerini buluyorlar. Babalarına inat bir kadınla, ya da annelerine inat bir erkekle evlenip ömürlerini heba ettiklerini ya da hiç istemedikleri bir işi aileleri yüzünden yapmak zorunda kalıp, hayatlarını boşa harcadıklarını söyleyebiliyorlar.

Aileden kopup, anne babayı da birer birey kabul edip, onlara uzak bir mesafeden anlayışla yaklaşıp, başkalarına gösterilen hoşgörüyü onlara gösterip, aileden bağımsızlaşıp, gerçek bir birey olmak gerçekten çok meşakkatli, uzun bir süreç. Gerçek birey olabilenler ise sorumluluğu üzerine alıp, “ neticede benim tercihimdi” diyebiliyorlar. Bunu söyleyebilenler az, çünkü ailenin belirleyiciliği çok baskın ve birey olabilmek için hem psikolojik engelleri aşabilmek, hem de aileye ihtiyaç duymadan varolabilecek bir yetkinliğe ulaşmak gerekiyor.

Hani insan neden korkarsa başına gelir ya, Derya’nın da geliyor. Onu kabuğundan çıkaran Adam, bir ajan. İnsanın sevdiği kişinin mesleğinin casusluk olması sadece karşı cinse değil tüm dünyaya olan güvenini sarsar sanki. Ne dersiniz?

Romandaki Derya’nın ajanla ilişkisi tam tersine Ona güven duygusu veriyor. Bir Amerikan ajanını dünyaya kafa tutabilecek yetkinlikte görüyor. Hiç beklenmeyen, dünyayı sarsan bir olayla ajanla mecburen yolları ayrılıyor. Dünya tarihine girecek bir olayın patlak vereceğini ikisi de öngöremezdi elbette. Derya yıkılmayacak bir limana demir attığını zannederken, kuleler başlarına yıkılıyor.

Derya’nın ikinci evliliği ise zamanla mutsuzluğa, iki kişinin birbirini hapsine dönüşen sorunlu bir evlilik. Onu da yiyip bitiren güvensizlik...

İkinci evliliği çoluklu, çocuklu bir aile kurma hamlesi. Güvenli bir sığınak , yalnızlık bilemecesini çözeceğini düşündüğü bir yapı. Bu yapıda da daha önce başına gelmeyen şekliyle bir ihanete uğrayınca bocalıyor.

Güvenli sığınağını akrepler basıyor. Yalnızlık çözülmesi daha da zor bir bilmeceye dönüşüyor. Aşk, kıskançlık, ihanetin sorgulanması yanında, çocuklara güvenli bir aile ortamı sağlamanın zorluğu Derya’yı tarumar ediyor. Hep yalnız başına yaralı bereli ayakta kalabilen Derya, biraz da spirituel yollara kanalize olarak, önce kendi ailesiyle psikolojik engellerini aşıyor, ardından kendisiyle hesaplaşmasını tamamlıyor. Yalnızlık bilmecesini çözüyor.

Ajanların cirit attığı, iş hayatının kilit noktalarında çalışanların ikinci bir ajandasının olduğu, toplumların gettolara bölündüğü bir dünyada tersi mümkün mü? Yani naif, güven duygusunun sarsılmadığı ilişkiler?

Türkiye’nin bozulan toplumsal yapısında güven duygusunu sağlam tutabilmek çok zor. İnsanların kimyasıyla, fiziğiyle oynuyorlar ve şekli şemali, tadı bozuk ürünler yetiştiriyorlar. Çevremize kulak verdiğimizde ; “bu milletin yapısı bozuk” sözünü ne kadar çok duyuyoruz. Üstelik bunu söyleyenlerin de yapısı bozuk. “Bizim yüce, asil milletten, bizim yapısı bozuk millet” söylemine geldik, getirildik hep birlikte. Tek tip bir yaşam biçimine zorlanan, tek bir inanca zorlanan, tek tipi kabul etmeyenlerin her türlü cezalandırıldığı bir ülkede birey olmaktan, özgür olmaktan, güvenli olmaktan söz edilebilir mi ? Edilemez elbette.

Romanda herkes çok rahat casusluğu kabul ediyor. Kimsenin öyle uzun uzun sorguladığı yok. Daha çok kişisel ilişkilerini nasıl etkileyeceklerini tartıp biçiyorlar. Bu iş bu kadar kolay mı?

Ülkemizde gerçek ajanlar, gönüllü ajanlar cirit atıyor. Yabancı ajan olmuş, Türk ajan olmuş ne farkeder. Muhbirlik, ispiyonculuk için kuyruğa girenlerin sayısı az değil. Birilerine yaranarak çıkar elde etmek ahlaki çürümüşlük olarak kabul edilmeyince kimse ajana şaşırmaz. Devlet on yıl boyunca bugün casus diye suçladıklarıyla işbirliği yapmış. Ajanlar devletin bütün kademelerine yerleşmiş. Bir kadının bir ajanla ilişkisi mi yadırganacak? Türkiye casusların üssü haline gelmiş. Bu ortamda kim kime güvenebilir? Kim neye hizmet ediyor biliyor musunuz? Romanda kurgusal olarak bir yansıtma yaptım. Eminim kimse şaşırmayacak.

Paylaş