VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
04 Kasım 2017 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Güzel atlarına binip giden güzel insanlara vefa
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Güzel atlarına binip giden güzel insanlara vefa

Atilla Dorsay’ın sinema tarihine adını kazımış yönetmenlerin, oyuncuların ve şiirleriyle, şarkılarıyla iz bırakan isimlerin kapsamlı portrelerini sunduğu yeni kitabı “O Güzel Atlara Binip Gidenler”, hayatını üretmeye adayan ‘güzel insanlar’a vefa niteliğinde.

İPEK CEYLAN ÜNALAN




Türk sinema tarihi denince akla gelen isimlerin başında gelen Atilla Dorsay, sinema tarihi arşivine bir yenisini ekledi: “O Güzel Atlara Binip Gidenler”. Daha önce “Hayatımızı Değiştiren Filmler”, “100 Yılın 100 Filmi”,”Sinema ve Unutulmayanlar” başta olmak üzere 10’u aşkın kitaba imza atan araştırmacı yazar, yeni kitabında kez Türk sinema tarihine adını kazımış yönetmenlerin, oyuncuların ve şiirleriyle, şarkılarıyla iz bırakan isimlerin kapsamlı portrelerini sunuyor.

Atilla Dorsay, bir vefa niteliğinde olduğunu söylediği “O Güzel Atlarına Binip Gidenler”i yazma nedenini şöyle açıklıyor: “Benim yaşıma gelince o kadar çok insan tanımış, o kadar dost edinmiş oluyorsunuz ki... (Düşmanlarımız ayrı: onlar da çoğalıyor gerçi!) Ve artık anılarınızı yazıp tüm o sevdiğiniz insanları anmak, onlara bir teşekkür yollamak, gönül borcunuzu yerine getirmek istiyorsunuz. Onlar olmasaydı yalnız siz değil, tüm toplum ve tüm sanat dünyası o kadar çok şeyden yoksun kalacak, öylesine fakirleşecekti ki... Tahmin bile edilemez. Ama artık bir önemli dönüm noktasına (İki yıl sonraki 80. yaş günüme) ve o zaman çıkaracağım kitaba bırakmayı düşündüğüm birçok dost ilişkisini, birçok yaşanmışlığı ve sayısız güzelliği, daha önce davranıp yazmak istedim.”

Kitapta kimler mi var?
Kitabın ilk bölümünde yönetmenlerle başlayan Dorsay bu bölümü “Yönetmenler: Tam Bir Yaprak Dökümü” olarak adlandırmış. Bu bölümde Lütfi Akad, Metin Erksan, Memduh Ün, Halit Refiğ, Yılmaz Güney, Zeki Ökten, Ömer Kavur, Yücel Çakmaklı, Erdoğan Tokatlı, Başar Sabuncu, Yusuf Kurçenli, Ülkü Erakalın ve Ayşe Şasa’nın yaşam öykülerinin yanı sıra demeçlerine ve çeşitli gazetelere/dergilere onlar hakkında yazdığı yazılara da yer veriyor. İkinci bölüm “O Yüzleri Hiç Unutmayacağız” ise oyuncular için hazırlanmış: Ekrem Bora, Çolpan İlhan, Tuncel Kurtiz, Müşfik Kenter, Levent Kırca, Tarık Akan, Zeki Alasya, Engin Cezzar. Halit Akçatepe. Son bölümdeyse pek çok farklı alandan isimler var: Attilâ İlhan , İlhan Selçuk, Oktay Akbal , Vedat Türkali, Onat Kutlar, Şakir Eczacıbaşı, Server Tanilli, Üstün Akmen, Zeki Müren, Selmi Andak, Attila Özdemiroğlu, Leylâ Umar, Vitali Bey, Elâ Güntekin.


Doğa tutkunuydu
Kitabın ilk bölümüne 2011 yılında kaybettiğimiz usta yönetmen Lütfi Akad’la başlıyor Atilla Dorsay. Onunla pek çok kez görüşme şerefine nail olduğunu anlatan Dorsay, Akad’ın doğaya olan tutkusunu şöyle anlatıyor: “1970’li yıllarda Mecidiyeköy’deki bahçeli bir evde oturuyordu. Hoş, sonradan taşındığı 4. Levent’teki evinin de bir arka bahçesi vardı. Lütfi Hoca sürekli okuyup yazmasına karşın, bir doğa tutkunuydu. Ve doğadan hiç uzaklaşmadı. Kentin göbeğinde yaşasa da...”
Dorsay, Akad için düzenlenen bir gecede katılımın çok düşük olduğunu, bu yüzden de büyük ustanın bu duruma çok içerlediğini söylüyor “(...) 1995 yılında Devlet Tiyatroları’nın Taksim Sahnesi’nde, sanat adamlarımızı yaşarken anma geleneğinin bir halkası Lütfi Akad olmuştu. Gece hoştu, anlamlıydı. Ama hüzünlüydü. Yaşayan en büyük Türk yönetmeninin gecesine Yeşilçam’dan çok daha büyük bir katılım gerekirdi. Şöyle yazmıştım: ‘Acaba o akşam içki masalarını, Arif’teki söyleşilerini veya sıcak evlerini bırakıp gelemeyen sanatçılarımız, ileride bir gün kendileri için yapılacak anma gecelerinin de boş kalması olasılığını düşünmediler mi? Basının, medyanın ve ‘paparazzi’ programlarının bu sanat gecesine ilgisizliği ise, artık tariflerin ötesindeydi.’ Lütfi Hoca hiç bozulmamış gözükmüş ve ince bir mizahla şöyle demişti: “İnsanın cenazesine gelecekleri önceden görmesi ne hoş bir şey!”


Cezaevindeyken söyleşmişlerdi
“Üzerine o kadar çok şey yazdım ki yazacak başka şeyler de kaldı mı?” diyerek başlıyor Dorsay, Yılmaz Güney’i anlatmaya. 2000 yılında yazdığı “Yılmaz Güney Kitabı”nda (Varlık Yayınları) Güney’in hayatını kapsamlı bir şekilde ele alan Atilla Dorsay, Güney’in hapis yattığı Selimiye Cezaevi’nde 1974 yılında bir söyleşi yapmıştı. Kitabın Güney’le olan kısmında o söyleşinin Ömer Pekmez imzalı fotoğrafı da yer alıyor.


Farklı görünsek de hepimiz aynıyız
2013 yılında kaybettiğimiz sinemamızın usta ismi Tuncel Kurtiz’i ise gelin Dorsay’ın sözlerinden okuyalım: “Bir oyun canavarı, bir maske-yüz, bir hayat filozofu, bir doğa aşığı, bir TV şöhreti, bir siyasal inanç timsali, ideal bir masa arkadaşı. Tuncel bunların hepsiydi. Bizler onu öncelikle tiyatroda tanıdık. 60’lardan itibaren Dormen Tiyatrosu’nda Altın Yumruk, Zafer Madalyası, Devr-i Süleyman, Keşanlı Ali Destanı, Şeyh Bedrettin vb. oyunlarda... Aynı yıllarda Yeşilçam’a adım atan Kurtiz, Yılmaz Güney’le tanışıp filmlerinde oynadı. Ve birlikte Yeşilçam’ın lumpen yapısına biraz sol ideoloji enjekte etmeye çalıştılar: Üçünüzü de Mıhlarım, Konyakçı, Ben Öldükçe Yaşarım, Yiğit Yaralı Olur, Çirkin Kral, At Avrat Silah.”
Dorsay, Tuncel Kurtiz’in 2007’de Cannes’daki filmin basın toplantısında yaptığı tarihe geçen konuşmayı da satır arasına iliştirmiş: “Dünyanın her yerinde çalıştım. Tiyatro ve sinemada 10’a yakın dilde oynadım. Şunu biliyorum: farklı görünsek de, sonuç olarak hepimiz benzeriz, hatta aynıyız. Dünya denen şu küçücük planette yaşıyoruz ve istersek, onu harika bir bahçeye çevirebiliriz.”



Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163