VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
07 Haziran 2012 Perşembe | Anasayfa > Biyografi > Halide Edib, yeniden...
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Halide Edib, yeniden...

İpek Çalışlar “Halide Edib” in hayatını anlattığı biyografi kitabıyla hafızalarda küçük yuvarlak gözlüğü ve asık suratıyla yer eden yazarımızı bizlerle yeniden tanıştırıyor.

Fügen Ünal Şen

Ne zaman elime bir biyografi kitabı geçse “Hah,” derim kendi kendime, “Sınav başlıyor.” Biyografisi yazılan kişi hakkında anlatılanların ne kadarını bildiğim ya da neleri daha önce hiç duymadığım önemlidir benim için. Hatta kitabın kahramanıyla ilgili bilgimin seviyesini bir öğretmen edasıyla derecelendiririm. Bu kez sınıfta kaldım sevgili okur… İtiraf ediyorum kendime hayli düşük bir not verdim.
Neden mi? Konu Halide Edib’di ve benim bildiğim Halide ile İpek Çalışlar’ın son kitabında anlattığı Halide arasında dağlar kadar fark vardı. Kısacası eksiklerim ve hatta yanlışlarım çoktu…
Çalışlar’ın “Halide Edib, Biyografisine Sığmayan Kadın” adlı kitabının her satırında karşıma yepyeni ve daha önce hiç bilmediğim, duymadığım yönleriyle bir kadın çıktı. Meğer ben onu pek de tanımıyormuşum. Üstelik o çok şeyin içinde ve neredeyse bir başkahraman olarak sürdürmüşken hayatını…
Halide Edib’ten söz etmek… Birkaç klişe bilgi ve gözümde canlanan silik birkaç fotoğrafın anlatmaya çalıştığı Halide Edib üzerine –özel bir ilgi ve çalışmanız yoksa- konuşmak ne kadar zor.
İyi de bu bilgi eksikliğinin tek suçlusu ben miyim? Yoksa kitabı okudukça daha iyi anladığım kimi nedenler yüzünden kasten mi uzağımızda bırakıldı Halide Edib. Öyle ya, Mustafa Kemal’in en yakınındaki kişilerden birisiyken, gün olmuş onunla uyuşmayan fikirleri nedeniyle dışlanmamış mıydı?
Sevgili okur, yazıyı okumaya devam etmeden gözünüzün önüne Halide Edib’i getirin lütfen. Yaşlı, küçük yuvarlak gözlüklü, aksi bakışlı, uzun bol elbiseli bir kadın mı canlandı hayalinizde? Ya hakkındaki bilgiler? Amerikan mandasını destekleyen, Atatürk’le anlaşamayan ve iyi romanlar yazan bir edebiyatçı olarak mı hatırlarsınız onu? Hadi biraz daha zorlarsak belki “Bir de onbaşı rütbesi vardı,” der misiniz?
Ve galiba tam da burada onunla ilgili bilgileriniz tükenip kalır mı? Peki, ama neden? Neden biz Halide Edib’i tanımıyoruz, ya da tanıdığımız Halide Edib gerçeğiyle ne kadar benzeşiyor? Kaç Halide var Allah aşkına? Birkaç satır önce de söylediğim gibi onun, o herkesin ve her şeyin içinde sürdürdüğü hayatına neden bu kadar uzak kalmışız? Kasten uzak mı bırakılmışız? Hadi doğrudan soralım sorumuzu, “Birileri Halide’yi unutturmak mı istemiş?”

ŞAŞIRACAKSINIZ

“Aşk ve hürriyet her gün kazanılmalı,”diyen Halide Edib’in her biri yayınladığı yıllarda olay yaratan romanlarındaki kahramanlarını da gölgede bırakan hayatını okurken çok içten inanıyorum ki şaşıracaksınız. Kitleleri ve özellikle kadınları peşinden sürükleyen Halide Edib’in, 17 yaşındayken bir matematik dehası olan ilk kocasına âşık olması, evlenmesi ve iki çocuk sahibiyken eşi üzerine bir kadın daha getirmeye kalkınca boşanması bu günün koşullarında normal gelebilir; ama durun, 1900’lü yıllardan söz ediyoruz. Kadının hiç bir hakkının bulunmadığı, boşanmayı düşünmesinin de, uygulamasının da mümkün olmadığı yıllardan…
Daha küçücük bir kızken bebeklerine sonu acı biten hikâyeler yazan Halide Edib’in kendi hayatının izlerini romanlarında buluyoruz elbette ama benim yazımın konusu İpek Çalışlar’ın sabır ve titizlikle derlediği bilgileri aktardığı kitabı, “Halide Edib, Biyografisine Sığmayan Kadın.” Yıllar önce okuduğum Edib kitapları karşıma dikilip “Şimdi, bizleri kitaplığından indirip yeniden okuman gerek. O zaman belki daha da iyi anlayacaksın Halide Edib’i. Zira kitaplarında onun aşkları, hayalleri, kavgaları, isyanları, fantezileri var,” da deseler, ben önce Çalışlar’ın roman akıcılığıyla kaleme aldığı bu kitapta karşıma çıkan Halide Edib gerçeğinden söz edeceğim.
Yabancı matbuat onu, “Türkiye’nin önde gelen feministlerinden, şair, romancı, reformcu bir cesur kadın,” olarak tanıtıyor. Yeterli ve elbette doğru bir tanım yapmak, konu Halide Edib olunca çok zor.
Şark ipeklerine bürünen de o, cephede asker üniforması giyen de… Köşklerde, dantelli yastıklara başını dayayan da, Anadolu’nun köylerinde taş dolu çuvala sırtını verip uyumaya çalışan da… Bir köy kahvesinde saz dinleyen Halide, bir başka gün piyanosunun başında bir klasik eseri seslendiriyor.
“Mustafa Kemal’e âşıktı,” dedikodularının çıkmasına neden olacak kadar Gazi’nin yakınında ama fikir ayrılığına düştükleri için karşısında da… Bu nedenle kendi kendisine “sürgün” cezası verip vatanına yıllarca hasret yaşayan da o.
İpek Çalışlar’ın anlattığı Halide hem cepheye manikürlü tırnaklarla giden, hem günlerce at sırtında inmeyip çamura bulanan bir kadın. Tutkulu bir âşık, sözünü sakınmayan bir yazar ve hatip, her daim muhalif ve vatanperver bir asker. Hepsi Halide Edib.

LATİFE’DEN HALİDE’YE

İpek Çalışlar daha önce de Latife Hanım’ın biyografisini sunmuştu okurlara. Çalışlar o kitabın yazım aşamasında Halide’nin gizli kalmış dünyasıyla da karşılaşmış. Yeni bir biyografi kaleme almaya karar verdiğinde aklından Halide Edib geçse de bu niyetini “Kahramanın karmakarışık hayatı,” nedeniyle ertelemiş. İpek Çalışlar, “Halide Edib’i yazmaya cesaret bulamadım ilk başta. Zira o biyografiye sığmayan bir kadın,” diye tanımlıyor ünlü yazarı.
Yine de Halide’nin gizli kalmış dünyasının çağrısına kayıtsız kalamamış ve üç buçuk yıllık bir çalışma sonucu biyografiyi yayınlamış.
Ama hayır, sadece bir hayatın kronolojik izini sürmüyoruz kitapta. Çalışlar’ın önceki romanı “Latife Hanım”da olduğu gibi Halide Edib’de de sadece biyografisi yazılan kişiyi değil onun hayatı üzerinden Türkiye’nin yakın tarihini buluyoruz. Değişen gelenekleri, sosyal hayatı, giyim kuşam tarzını, hitap ve davranış modellerini bir yana bırakın; 1900’lerin başında Osmanlı Sarayı’nda en büyük akşam eğlencesinin Sherlock Holmes’in polisiye maceralarının okunması olduğunu kaçımız biliriz ki!
Kitabın satırlarında İstanbul’un ve İzmir’in işgal günlerini, sokakların siyah bayraklarla donatılıp yasa büründüğü anları, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının özgürlük yürüyüşünü, Kurtuluş Savaşı’ndan anıları, İzmir’in yanışını, hastanelere sedye sedye taşınan yaralı askerleri okurken, aynı zamanda onlara destek olmak için iki oğlundan ve ikinci eşi Dr. Adnan’dan ayrılıp cepheye ve seyyar hastanelere hastabakıcı olmak için giden Halide Edib çıkıyor karşımıza.
Sakarya Savaşı’nı Alagöz Tepesi’nden izleyen, mühimmat, insan ve silahlar için rapor tutan, kuvvetlerin durumunu Mustafa Kemal’e rapor eden Halide, Çalışlar’ın her kelimesiyle zihnimizdeki silik ve yetersiz izini silip yerine bir başka Halide’yi yerleştiriyor.

CEPHEDE MANİKÜRLÜ

Halide tavizsiz bir feminist... Hem de o yıllarda. Coşkulu kalabalığın karşısında özgürlük konuşması yaparken siyah ince peçesini açan bir kadından söz ediyoruz. Hayatı boyunca hatta cephede bile manikürsüz dolaşmayan, taa 1915 yılında “Kadınlar dahil herkese eşit oy hakkı tanınmalıdır,”diyen, ikinci eşi Dr. Adnan (Adıvar) ile Suriye’de bulunduğundan babasına gönderdiği vekâletle gıyabında evlenen bir kadından…
Halide Edib denildiğinde ilk akla gelenlerden birisi meşhur Sultanahmet Mitingi’nde yaptığı konuşmadır, o mitingin düzenleyicisinin de Halide olduğunu Çalışlar’ın kitabından öğreniyoruz. Çalışlar, “Halkı işgale karşı kışkırtıyordu,” diyor satırlarında. Mustafa Kemal de Halide’ye öyle değer veriyor ki, mücadeleyi Anadolu’ya taşıma kararını bir grup aydına yazdığı mektupla duyuruyorken elbette bir mektup da Halide’ye gönderiliyor.

GAZİ’YE ÂŞIK MIYDI?

Halide Edib’in Mustafa Kemal’in fikir danıştığı, görüşlerine değer verdiği bir kişi olduğunu biliyoruz. Bir dönem cephede aynı kaderi paylaşan Gazi ile Halide Edib Cumhuriyet’in ilanı aşamasında fikir ayrılığına düşmüş ve birbirlerine darılmışlardı.
Bu iki güçlü karakterin yaşadığı çatışmanın, birbirine duyduğu derin ve söze dökülmemiş duygusal bağ nedeniyle olduğunu savunanlar “Halide Gazi’ye içten içe âşıktı,”demekten hiç vazgeçmediler.
Titiz çalışmasıyla Halide Edib’i yeniden ve eksiksiz hayatımıza sokan İpek Çalışlar, “Birbirlerine âşıklar mıydı?” sorusuna, “Bunu iddia eden çok. Ama ben zannetmiyorum. İkisi de çok karizmatik insanlar, birbirlerine bir takım duygular beslemiş olabilirler,” diye yanıtlıyor. Yine kitabın satırlarında Amerikan basınının Halide’yi “Mustafa Kemal’in danışmanı, arkadaşı ve ajanı” olarak tanımladığına tanık oluyoruz.
Birbirlerine âşıklar mıydı? sorusunun cevabını verebilmek mümkün değilse de yaşadıkları çetin tartışmaları İpek Çalışlar’ın “Halide Edib” kitabında satır satır izleyebiliyoruz. Halide Edib’in kendi anılarını aktardığı ve Türkçe’ye her nedense çevrilmemiş! “Memoirs of Halide Edib” kitabından alıntılar yapan İpek Çalışlar, Gazi ile Halide arasında geçen bir tartışmayı onun cümleleriyle paylaşıyor okuruyla: “Benim emrime daima itaat edeceksiniz,” diyen Mustafa Kemal’e “Bu bir tehdit mi Paşam?”
O gerçekten İpek Çalışlar’ın da söylediği gibi “Biyografisine Sığmayan Kadın’. Ve bu çok yönlü kadın, ölümünden 46 yıl sonra tarih kitaplarının soluk sayfalarındaki siyah beyaz fotoğrafından sıyrılıp ete, kemiğe bürünüyor. Hatalarıyla, aşklarıyla, anneliğiyle, çocukluğuyla, askerliğiyle, isyankârlığıyla, edebiyatçılığıyla daha önce pek tanımadığımız yepyeni bir Halide Edib karşımızda artık. Çalışlar’ın tanımıyla “Manevi anlamda linç edilmiş” bir kadın o. Kadın hareketini güçlendirmek içim Teali-i Nisvan Cemiyeti’ni kuran, eğitim alanında önemli çalışmalar yapan, Ermeni Tehciri’ne karşı sesini yükselten bir kadın. Kurtuluş Savaşı sırasında bilgi akışını doğru sağlayabilmek için Anadolu Ajansı’nın kurulmasına destek veren, hatta isim anneliği yapan bir kadın.
Halide Edib’i okumak tarihe hapsedip üstünü örttüğümüz bir önemli kişiliğe yeniden can vermek gibi geldi bana. Hem kitabın yazarı İpek Çalışlar da “‘Problemli’ kadınların çok önemli hikâyeleri var. Bu kadınların hayatlarını ortaya çıkartmak, itibarlarını iade etmek istiyor insan,”demiyor mu?
Hepsi bir yana, bir kısım bilim insanının Venüs üzerinde yaptıkları bir çalışma sonrası Halide Edib anısına gezegendeki bir kratere Adivar adını vermeleri bile, “Tam olarak kimdir Halide Edib?”sorusunu sordurup zihinlerimizi meşgul ediyor. İşte bu noktada İpek Çalışlar’ın kitabı imdada yetişip silik bir fotoğrafın içinden çekip alıyor onu ve yeniden can veriyor. “Hakikaten mandacı mıydı?”diye soranlara yanıtı yine Çalışlar veriyor: “Onun hayatını okuyanlar artık bu soruya gülüp geçecekler.”


KUTU OLACAK:

HALİDE’NİN KİM KİMDİR LİSTESİ:

Halide Edib, dostu Richard Crane’nin isteği üzerine dönemin önde gelen kişileri hakkında bir liste hazırladı:
Mustafa Kemal Paşa: Bilgili ve çok cesur bir subay. Çanakkale kahramanlarından biri. Enver’in kişisel hasmı. Son beş yıl boyunca İttihatçı hareketin liderlerinden uzak durdu. Fevkalade nüfuzlu. Açıklamaları ılımlı, yurtsever.
İsmet Bey: (İnönü) Çelimsiz bir albay. Sadece askeri yeteneklerinden ötürü değil aynı zamanda düşünen bir insan olarak lider karakterlerden birisi. Geleceğin önderlerinden biri olarak görülüyor.
Bahriyeli Rauf: (Orbay) Balkan Savaşı kahramanı. Vatansever, dengeli. Gerçekte hareketin önderi.
Ziya Gökalp: İttihatçıların baş filozofu. Şahsi düşmanım olduğu için hakkında kötü şeyler yazamıyorum.
Enver Paşa: Askeri bir deha değil.


Halide Edib : Biyografisine Sığmayan KadınHalide Edib : Biyografisine Sığmayan Kadın

İpek Çalışlar

Detay için tıklayın

Paylaş

Mungan’ın odaları Murathan Mungan’ın edebiyatıyla tanışmam eve kapanıp günlerce Dostoyevski, Albert Camus, Kafka okuduğum üniversite yıllarına rastlar.

Devam
15 Mart 2017 Yıl : 12
Sayı : 157