VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Mayıs 2013 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Halk kahramanı seri katil
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Halk kahramanı seri katil

İsveçli yazar Stieg Larsson’ın başını çektiği İsveç polisiyesinin yenisi Arne Dahl imzalı “Ölümün Sesi”. İş dünyasının kodamanlarını hedef alan seri katilin peşindeki dedektif Paul Hjelm, bir yandan cinayetlerin ardındaki esrar perdesini aralamaya uğraşırken öte yandan kendi hayatını düzene koymaya çalışıyor.

Özlem AKALAN ozlemakalan@gmail.com

İş zamanlı bir banka soygunu ve rehine kriziyle başlıyor İsveçli yazar Arne Dahl’ın Türkçeye çevrilen ilk romanı “Ölümün Sesi”. Banka soygunu sırasında yaşananlar, romanın sonuna kadar bir sır olarak kalmaya devam ederken, dedektif Paul Hjelm’in tek başına gerçekleştirmeye karar verdiği rehine operasyonu, polis teşkilatı için fiyaskoya, halkın gözünde ise bir kahramanlık destanına dönüşüyor. Hjelm, rehine pazarlığı yapacak polisleri beklemediği ve zanlıyı vurduğu için ırkçılıkla suçlanıp neredeyse polislikten atılma noktasına geldiği sırada imdadına teşkilat içinde kurulan “A Takımı” yetişiyor. Tüm birimlerden bağımsız ve üst yetkilerle donatılmış olan “A Takımı”, art arda işlenen iş adamı cinayetlerini çözmek için kurulmuştur ve Hjelm de artık birimin bir parçasıdır. Kader bu ya, tam da ırkçılıkla suçlandığı sırada, İsveç doğumlu bir “kara kafa” olan Latin Amerikalı Jorge Chavez ile aynı odayı paylaşmaya başlar.
Evlerine girerek iş adamlarının öldüren seri katilin ardında ilk kez bir ipucu bırakması, ekibi kaçakçılık yapan ve büyük bir medya kurluşunun asıl sahibi olan Rus mafyasına kadar götürür. İpucu, Thelonious Monk Dörtlüsü’nün çok az kaydı bulunan “Misterioso” parçasının da yer aldığı bir müzik kasedidir. Rus mafyasından ırkçılık sorununa pek çok sosyal konunun olay örgüsü içinde işlendiği roman, bir seri katilin nasıl olup da bir halk kahramanına dönüştüğünü gözler önüne seriyor. 90’larda finans şirketlerinin verdikleri bol kepçe krediler yüzünden varını yoğunu kaybeden geniş bir kitlenin gözünde katil, artık bir kahramandır. Durmak istese de cinayetlere bir türlü son veremez.

SAKİN POLİSİYE


Stieg Larsson’un “Ejderha Dövmeli Kız” ile başlayan Millenium serisini; Joe Nesbo’nun “Nemesis”; Camilla Lackberg’in “Vaiz” ve Arne Dahl’ın “Ölümün Sesi” adlı romanını okuduktan sonra iddia edebilirim ki İskandinav polisiyesini, evlenecek genç bir çiftin IKEA kataloğunu ezbere bilmesi gibi biliyorum! Norveçli Nesbo ile birlikte adını saydığım İsveçli yazarlar, İskandinav poliyesinin dünyaya açılmasına önayak olan isimlerden. Henning Mankell’in 1997’de yarattığı Kurt Wallander karakteri ile birlikte bu tarz, Avrupalı polisiyeseverlerin yakından takip ettiği üstelik çok hızlı üreyen bir akım haline geldi. Mankell’in klasik polisiye roman kodlarının ötesinde sosyal konulara da yakından eğilmesi, İskandinav polisiyesinin yeniden şekillenmesini sağladı. Günümüzde; ırkçılık, pedofili, tecavüz, finans dünyasının entrikaları ve tarikatlar, İskandinav polisiyesinde kimi zaman ana temayı oluştururken kimi zaman da arka planda kalan ama okurun dikkatini çekecek kadar özenle anlatılan konular arasında yer alıyor.
Sakin bir tempoda ilerliyor İskandinav polisiyeler. Uçan tekme atan FBI ajanlarının aksine Kuzeyli meslektaşları günlerini yerin yedi kat altındaki arşiv odalarında ya da sistemi çöken bilgisayarlarının başında geçiriyorlar. Yine de İskandinav yazarlar, sadece kendi ülkeleri değil bulundukları coğrafyanın tüm nüfusundan daha çok satmayı başarıyorlar! BBC’den Hollywood’a tüm gözler artık bu tarzda yazan isimlerin üzerinde. Jo Nesbo’nun “Nemesis” adlı kitabı birkaç ay önce yayınlandığından yazdığım yazıda, Nesbo’nun “Salman Rushdie İskandinav olsaydı mutlaka o da bir polisiye yazardı” sözünü hatırlatmak isterim. Bölgenin iklimini, insan ilişkilerini, müthiş bir refah ve medeniyet içinde yaşadıklarını zannetsek de aslında sistemle ne tür dertleri olduğunu anlamak için bu kitaplar eşsiz birer kaynak.

İSVEÇÇE Mİ? EYVAH!

İskandinav dillerinden Türkçeye çevrilen kitapları okurken yaşadığım en büyük sorun telaffuzlar. Ernstsson gibi altı tane sessiz harfin birbirini takip ettiği ya da Fittijamotet gibi Türkçeden tümüyle uzak isimlere elbette dilim dönmüyor. Hele bir de harflerin üzerine kondurulan küçük yuvarlaklar ve “o”nun ortasından geçen çapraz çizgi var ki, onlarla cidden sorun yaşıyorum; çünkü bu şekillerin bilgisayarın hangi tuşlarına basılarak çıkarıldığını henüz öğrenemedim.
Derdimi size bir metinle açıklayayım isterseniz: “Kadıköy’den eve geldiğimde telesekreterde üç mesaj vardı; Murat Karanfil, Suat Günyol ve Cengiz Artan aramıştı. Serkan’ın Reina’daki doğum günü partisinin organizasyonu için.” Şimdi bu, her türlü edebi kaygıdan uzak ve hayli saçma metnimizi biraz “İsveççeleştirelim”. “Kungsholmsgatan’dan eve geldiğimde telesekreterde üç mesaj vardı; Rickard Daggfeldt, Waldemar Botkyrkale ve Jörgen Clöfwenhielm aramıştı. Erika Viggbyholm’un Gubbkarrsvagen’deki doğum günü partisinin organizasyonu için.”
Aslında Kierkegaard’ın Kirkegor olarak telaffuz edildiğini öğrendiğim gün doğru telaffuz üzerine kafa yormamam gerektiğini anlamalıydım. Size de tavsiyem bu dillere özel bir ilginiz yoksa, takılmamanız, kelimenin yerine kendinizce bir şeyler uydurmanız!
1963 doğumlu ve asıl adı Jan Arnald olan Arne Dahl’ın “Ölümün Sesi” romanı, “A Takımı” polis dedektiflerini merkeze koyan polisiye serisinin ilk kitabı.
BBC tarafından diziye çevrilen seri, yazara uluslararası ün kazandırdı. “Polisiyenin, günümüz insanının zihnini ve toplumu yansıtmanın en ideal yolu olduğunu düşünüyorum” diyor yazar Dahl; üstelik polisiye yazarken çok da eğlendiğini söylüyor.
Bununla birlikte, alışılageldik polisiyenin bir adım ötesine geçmek istediğini, kitaplarının okuyanlar üzerinde iz bırakmasını ve özellikle de ahlaki soruların kafalarını kurcalamasını istiyor. “Nihayetinde” diyor Dahl ve ekliyor; “bu yazılanlar keyifli bir okuma için.
Okumaktan zevk aldığım romanları yeniden canlandırıyorum ve kendi okumak istediğim kitapları yazıyorum.”
Haksız da sayılmaz Dahl; yaz gelirken tatil kitaplarınızın arasına mutlaka İskandinav poliseyelerinden bir iki tane ekleyin derim. Pişman olmayacaksınız. En azından sokak sokak, cadde cadde Stockholm’u, Oslo’yu öğrenmiş olcaksınız.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163