VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
11 Haziran 2011 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Hangi Avrupa? Fransa mı, Almanya mı? Türk"ün Anayasa ile İmtihanı
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Hangi Avrupa? Fransa mı, Almanya mı? Türk""ün Anayasa ile İmtihanı

1988 yılında Genel Müdürü olduğu THY’yi bir üçüncü dünya ülkesi havayolu şirketi olmaktan çıkarıp en iyiler arasına sokan Cem Kozlu, Coca Cola’nın 35 ülkeden sorumlu Orta Avrupa ve Avrasya Grubu Başkanlığı’nı da yürüttü.

Üniversite yıllarında eğitim için, daha sonraki yıllarda ise iş nedeniyle sık sık farklı Avrupa ülkelerine ziyaretlerde bulundum. Yani Avrupa’nın özellikle son 40 yılını mukayese etme imkanına sahibim. Ancak son yıllarda, bu seyahatlerden her dönüşümde aklımdan uzun analizler yerine hep tek cümle geçip durur oldu: “Avrupa sermayesini yiyor.”
Oysa 16. yüzyıla kadar askeri, ekonomik ve sosyal açıdan elle tutulur hiçbir başarısı görülmeyen Avrupa ülkeleri, bu tarihten itibaren dinde ve teknolojide gerçekleştirdiği reformlarla, demokrasi anlayışlarını geliştirmiş, kültürlerinin sağlam bir zeminde beslenmesine imkan vermişti. 16. yüzyıldan itibaren kurdukları emperyalist sömürge imparatorlukları ile de bu kıtalardaki zenginlikleri Avrupa’ya aktarmışlardı. Ancak dünyadaki milliyetçilik akımları ve Dünya Savaşları sonunda sömürgelerini kaybeden Avrupa Devletleri, 21. yüzyılda, yüzyıllar önceki verimsiz, isteksiz, bölünmüş ve rekabet edemeyen eski hallerini hatırlamaya başladı. Ama yüzyıllar boyunca topladıkları sermayeleri Avrupa’nın nefes almasına hala imkan veriyor.
AVRUPA VE TÜRKİYE
Cem Kozlu, “Avrupa’ya Hayır Diyebilen Türkiye” adını taşıyan yeni kitabında bu yapıdaki Avrupa’nın, içerisinde bulunduğu bu sorunlu durumdan kurtulmak için kurduğu Avrupa Birliği’ni ve Avrupa’nın Türkiye ile ilişkilerini mercek altına almış. Yapıt, 3 önemli bölümden oluşuyor. İlk kısımda AB ile aramızdaki ilişkilerin geldiği noktaya göz atıyor ve AB ülkelerinin özellikle ekonomi, demografi, politika ve diplomasi açısından rotası ve ilerde onları bekleyen sorunları inceliyor. İkinci bölümde ise Türkiye’nin üyeliği karşısında olan üye devletlerin Türkiye’ye karşı yaklaşımları ve bu yaklaşımın gerisindeki tarihi, siyasi ve sosyolojik öğeleri irdeliyor.
Yapıtın üçüncü bölümünde ise Avrupa Birliği’nin güçlü devletleri Almanya, Fransa ve Avusturya’nın konuya yaklaşımları ve nereye varmak istedikleri yorumlanmakta. Kozlu, örnekler vererek Fransa’yı, Türkiye’nin en güçlü, azılı ve saldırgan düşmanı olarak niteliyor. Ancak sadece şikayetle kalmıyor. Fransa ile mücadele için akılcı önerileri var. Fransa’nın hemen hemen tüm devletlere karşı aşağılayıcı bir durum sergilediği için, Fransa’ya karşı yapılacak birçok tepkide taraftar bulunabileceğine inanıyor. Fransa’ya karşı sert olan Kozlu, Türkiye’nin Avrupa’ya entegrasyonuna daha olumlu davranan Almanya’ya ise daha sıcak. Ekonomisini krizden çıkartan ilk ülke olan ve daha hızlı kalkınması beklenen Almanya’nın işçi açığının karşılanmasına imkan sağlayabilmek için, Almanya’daki Türk gençliğinin daha iyi eğitilmesinin ve Alman şirketleriyle işbirliğinin faydasına inanmakta.
Eserin son bölümünde açık bir şekilde müzakere sürecinin uzamasının artık Türkiye’ye bir vaat içermeyeceği, tehlikelere gebe olduğu ve diğer önemli fırsatların kaybedilme riskine yol açabileceğini anlatmakta. Bir kaynak kitap olarak araştırmacıların kütüphansinde yerini alacak olan bu eserin politikacılarımızın da kütüphanelerine girmesinde büyük fayda var...

Ali Rıza Bozkurt “Cumhur’un Anayasası, Sihirbaz Torbası” kitabında kendisinin bir kahin olduğunu iddia ediyor. Üstelik ispatlıyor da. Nasıl mı? Gayet basit. 2001 yılında Anayasa Mahkemesi’nin sempozyumunda sunduğu bir tebliğ ile. Bozkurt bu tebliğde, Ecevit iktidarının en güçlü döneminde, erken seçimin adı bile geçmezken açık bir şekilde yazmış: “Erken seçime gidilecek; problemler çığ gibi büyüyecek; gelen hükümetlerin temel hedeflerinden biri yeni anayasa olacak; anayasanın dayanağı seçimden önce vatandaşlara verilen söz olacak; tüm ilgililer anayasayı kimin yapacağına değil, anayasanın içeriğine bakacak, anayasa yapma teşebbüsleri netice vermeyecek.”
Bu kehanetler tuttu mu? Bu tarihe kadar ki süreç tuttuğunu gösteriyor...
YAZ-BOZ TAHTASI
Demokrasinin temel kuralı; yasama, yürütme ve yargı kuvvetleri ayrımının sağlanması ve bu üç erkin sahibi olan meclis, hükümet ve mahkemelerin birbirlerinden bağımsız olabilmeleri ve birbirlerini denetlemelerine imkan vermesidir. Bu ilişkiyi sağlayacak kanun ise anayasadır. Ayrıca siyasi partiler kanunu ve seçim kanunu da anayasanın en önemli yardımcısıdır.
Bozkurt’un görüşleri ise gayet açık. Bu görüşleri güçlü bir mühendislik sistematiği ve mantıksal inceleme neticesinde ortaya çıkartmış: Şimdiye kadar defalarca yapılan anayasa ve yüzlerce maddesinin defalarca değişikliklerinin başarılı netice vermediğini herkes kabul ediyor. Bozkurt’a göre bunun nedeni: “Anayasayı meclisin yapması gerektiği kabul edilmiştir, anayasa değişiklikleri meclise bırakılmıştır, demokratik yapının temel taşları, siyasi partiler ve seçim kanunlarının yapılması ve yaz boz tahtası gibi değiştirilmeleri meclise bırakılmıştır. Bunların neticesinde ne olmuştur: tek bir şahsın partinin, meclisin, hükümetin, Cumhurbaşkanlığı’nın ve yargının tek başına sahibi olması sağlanmıştır. Tek şahsı yaratan son anayasa asker ve sivil güçlerin karşı karşıya gelmesine neden olmuştur.”
Bozkurt bu analizi ve durum tesbitini yaptıktan sonra konuyu ortada bırakmamış, çözüm için öneriler de getirmiş: Anayasa, daha sonraki yıllarda seçimle gelinen her türlü göreve gelmesi yasaklanan, toplumun farklı katmanlarından oluşturulacak Anayasa Hazırlama Meclisi tarafından yapılmalıdır. Nasıl mı? Bunun cevabını isterseniz kitaba bırakalım...

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163