VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Şubat 2017 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Hangi Paris’in köylüsüdür bu gerçeküstücü?
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Hangi Paris’in köylüsüdür bu gerçeküstücü?

Mutlu Aşk Yoktur şiiriyle tanıdığımız Louis Aragon, Paris’i kendi gözlemlerinden, şehir mitlerinden ve nesnel birtakım verilerden yola çıkarak anlatıyor. Kimi zaman bir arkeolog, kimi zaman bir antropolog ve çoğu kez de şair gibi... Sefalete, kirli işlere, rant uğruna mutenalaştırmaya tanık ediyor okuru. Ama hepsinin ötesinde, yirminci yüzyılın en büyük kayıplarından biri olan “insanlığı yitirme” üzerine bir kaside bu kitap.

ÖZEN YULA



Yaşlı Avrupa’nın büyük dönüşüm dönemlerinden birinin şairi olan Louis Aragon, ülkemizde daha çok “Mutlu Aşk Yoktur” şiiriyle kendine hatırı sayılır bir hayran kitlesi edindi. 1897-1982 yılları arasında yaşayan Fransız şair, dönemdaşları ile beraber önce Dada, sonra Gerçeküstücülük akımını başlatanlardan biriydi. Siyasi kimliği ön planda olsa da daha ziyade şair kimliği ile tarihin kaydına geçti. Aragon, aslında roman kavramına farklı bir boyut getiren büyük bir edebiyatçı.

Dönemi için “Gerçeküstü” yaftasıyla tanımlanmış, ancak günümüz dünyasında bir hayli “gerçek” kalan “Paris Köylüsü” parçalı yapısı ve ayrıntılı betimlemeleriyle okurundan dikkat ve rikkat talep eden bir yapıt.

İnsanlık haline isyan

Girizgâhta, akıldan çok tahayyüle imkân tanımak isteyen, insan zihninin kendine olan güveninden epey çekincesi olan yirmi altı yaşındaki bir adamın bu genel insanlık haline isyanını okuyorsunuz. Bunu, aklıselimin tamamıyla geriye çekildiği, insaniyeti kapı dışarı eden, hayvanî güdülerin isyan bayrağı açtığı günümüzden okuyunca, insan “keşke öyle kalabilseymiş de şikâyetimiz akıldan olabilseymiş” diyor. Ama girizgâhtaki kısmen büyük ve şiirsel cümleler, her insanın kendi devrinden şikâyeti olduğunu tekrar tekrar hatırlatıyor okura.

Aragon, romanın “Opéra Pasajı” adını taşıyan ilk bölümünde büyük şehir hayatına, gündelik mitlere, mimariye, meslek gruplarına, insan özelliklerine, eşyalara ayrıntılı olarak değinir. Şiirsel düşüncelerle dolu genç adam, adeta bir mikroskobun altına yerleştirerek bakar Paris’e.
Elbette o dönem Paris’i rant yiyen Belediye Meclisi üyeleri ve doymak bilmeyen büyük sermaye sahipleri tarafından delik deşik edilerek, ucuza istimlâkler yapılarak kendi kentsel dönüşümünü gerçekleştirmiş. Vahim olanı, bugün İstanbul’da Sulukule ve Tarlabaşı başta olmak üzere birçok bölgede yapılan “mutenalaştırma”, o devrin Paris’inde büyük sermaye tarafından şekillendirilmiş. Oysa, Aragon’un bir vakanüvis edasıyla bize tanıttığı Opéra Pasajı çevresindeki genelev, ucuz daireler, bekâr odaları, kafe-barlar, restoranlar o günün Paris’inde başka bir hayatın tanıklığını yapar.

Hausmann Bulvarı İnşaatı sebebiyle birçok tüccar, mekân sahibi zarara uğramaktadır.
Aragon, Pasaj’daki kirli işlerin döndüğü mekânlardan (batakhane, otel, genelev) kafe-barlara, Pasaj çevresindeki emektar insanlardan (iki kız kardeş, kapıcıyla eşi) esnafa (pulcu, kuaförler, terzi, ayakkabı boyacısı) kadar farklı mekânlar ve kişiler arasında gezinir. Hamamları şehvetli bir adam gözüyle şehvetli mekânlar olarak tasvir eder.

Kitabın ikinci ana bölümü “Buttes-Chaumont’da Tabiat Duygusu” başlığını taşır. Buttes-Chaumont Parkı’nda gezinti esnasında mitler, yazarın kendi sanat anlayışı, dünyaya egemen olmaya başlayacağını düşündüğü makineleşmeyle ilgili bir söyleve girişilir. İkinci bölümde insanlığın kurduğu mitlere övgüler düzülür.

Aragon, romanın ikinci bölümünde tabiat mitinden bahçelere, insanın düş gücünden epey felsefi düşüncelere kadar ilk kısma kıyasla daha ağır ve okunması sabır gerektiren bir yapıyı paylaşır bizimle. Yazar, arkadaşı André Breton’a yemeğe gider. Yemekten sonra çok sıkılan Marcel Noll, Breton ve Aragon sokaklara atarlar kendilerini. Gece parkın kapısının açık olup olmadığını düşünürler. Sonuçta parka giderler. Aragon, o çevrenin semtlerini, sokaklarını kendi gözlemlerinden, şehir mitlerinden ve nesnel birtakım verilerden yola çıkarak anlatır. Çevredeki sefalete de tanık eder bizi.
Roman, yazarın Tanrı ve aşk kavramlarını da tartıştığı “Köylü’nün Düşü” kısmıyla sona erer.

Paris’e saygı duruşu

“Paris Köylüsü”nü birkaç düzlemde okumak mümkün. Bunlardan ilki, kaybolan Paris’e bir saygı duruşu olarak gayet antropolojik ve arkeolojik kazı biçiminde okumak olasılığı. Bir diğer okuma düzlemi ise modernliğin getirdiği ve götürdüklerini, şiirsel bir imge sağanağıyla “tahayyül”e büyük payeler vererek anlatması. Bunun dışında bir de yirmi altı yaşında, hayatın zevklerine açık, bunu da olanca netliğiyle anlatmaktan çekinmeyen duyarlı bir delikanlının kâinata şiir gözüyle bakması; zaman ve mekân koordinatlarını en ince ayrıntılarıyla betimleyerek modern usun altını çizmesi ve hayatının önemli bir dönemini okurla paylaşması biçiminde takip etmek de mümkün. Hepsinin dışında ve ötesinde, yirminci yüzyılın en büyük kayıplarından biri olan “insanlığı yitirme” üzerine bir kaside bu kitap.

Yazım tekniği olarak söylev, şiir, Dada, gazetecilere yergi tarzında bir alt yazı, tabela, gazete haberi, pano gibi araçlarla anlatı kesintilere uğratılır. Ama buna rağmen, insanı olaydan koparmak yerine, atmosferin kurulmasına daha yardımcı bir yapı kurulur.

Aragon birçok farklı sözcüğü bir arada kullanarak zaman dışı bir atmosfer kurar. “Heteroklit”, “fagosit”, “vibriyonlar”, “koloitler”, “lambda bölgesi”, “diverjans yasaları” gibi sözcüklerle kurduğu atmosfere bazen “yaz nefesli fumigatör” gibi betimlemelerle bariz bir şiirsellik kazandırır. Elimizdeki, çok devrik cümlelerle kurulu bir metin. Ayberk Erkay’ın özenli çevirisi, kitabı Türkçede daha rahat okunur kılıyor. Amma velâkin, “anlarsınız bile bazen hemen” cinsinden bazı devrik cümleler zorlama olmuş ve anlamı karmaşıklaştırmış.
Romanın sonuna yerleştirilmiş açıklamalar, hem devrin hem devranın metinlerarasılığını açıklar nitelikte.

1926 yılının Paris’inde kenti ele geçirmek isteyen sermaye sahibinin yaptıkları 2017 İstanbul’undaki adamların yaptıklarından farklı değil. Yöntemler ve zorbalık değişmeyen yapılar. “Edebî eserden bu mu kaldı aklında?” diye sorarsanız günümüze en koşut yapı bu!
“Dünya, sanki Tanrı için, birkaç natürmort denemesi yapma fırsatından ibaret. Kullanmaktan geri durmadığı iki üç numarası var: Saçma, karmaşa, sıradan… yolu yok onu bundan vazgeçirmenin” diyor Aragon. Belki de haklı.



Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163