VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Eylül 2018 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Hava karşısında ne kadar masumuz?
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Hava karşısında ne kadar masumuz?

Buket Uzuner her birinde farklı bir soruna değindiği “Tabiat Dörtlemesi”nin üçüncü halkası “Hava” ile karşımızda...

İPEK CEYLAN ÜNALAN

İPEK CEYLAN ÜNALAN




Her ne kadar tam anlamıyla kabul edemesek de dünyanın ve insanlığın kaderine etki edebilecek bir küresel ısınma durumuyla karşı karşıyayız. Gün geçtikçe etkisini daha da hissettiren bir gerçek bu. Peki bu soruna karşı neler yapılabilir? Çoğumuzun bildiği üzere çevre sorunlarıyla yakından ilgilenen Buket Uzuner, bu konudaki duyarlılığını kaleme aldığı “Tabiat Dörtlemesi” ortaya koymuştu. “Su” ve “Toprak” romanlarının ardından dörtlemenin üçüncü halkası “Hava”da iklim değişikliğinin neden olduğu tabiat felaketlerinin sürdürülebilir temiz enerji çözümleriyle engelleneceğini savunan bir hikâye anlatıyor.
Gazeteci Defne Kaman hakkında yazdığı bir yazı nedeniyle soruşturma açılmıştır. Kayseri’ye 13. yüzyılda hastaları müzikle tedavi eden bir şifahâne ve dünyanın ilk tıp okullarından birini yaptırtan Selçuklu kadın sultanı Gevher Nesibe’nin şehrin merkezindeki büstü gazeteci Defne Kaman şehre geldiği gün gizemli bir şekilde kaybolur. Duruşma sabahı yaşanan bir sürpriz gelişmenin peşi sıra Defne Kaman da ortadan kaybolur. Gazeteci kadının Kapadokya’da bir sıcak hava balonunda görüldüğü haberi üzerine tüm dostları onu aramaya başlarlar.

Çözüm insanda

‘Hava’yı ele almak zor olsa gerek.Üstelik küresel iklim değişikliği dünyayı egemenliği altına almışken…
Haklısınız, “Hava” romanının yazım ve yayın süreci dünyamızın ‘iklim değişikliği’ nedeniyle yaşamaya daha yeni başladığı felaketler dönemine denk düştü. Ben tesadüflere inanmam. Zamanı gelince aynı arayış içindeki zihinlerin ve gönüllerin karşılaşma olasılığı artar. Kimileri bunu tesadüf sanır. Şimdi petrol ve kömüre (fosil yakıtlara) dayalı aşırı tüketimin teşvik edildiği dünya düzeni, yine aynı kaynaklara dayalı (tek kullanımlık) plastik atıkların yarattığı kirlilikte ölen hayvanlar, bitkiler, daha fazla para kazanmak için betona boğulan toprak, katledilen ormanlar, tarım alanları ve nükleer santral atıklarının yaydığı radyasyonla artan kanser gibi ölümcül hastalıkların yükseldiği berbat bir döneme girdik. Bunlar tamamen insanların neden olduğu felaketler ve sonuçları da eğer hemen önlemler almaya başlamazsak bizlerin sonunu getirebilecek küresel ısınmaya dönüşüyor. Büyük sellerin, kuraklıkların, fırtına ve tayfunların nedeni de bunlar. İşte bu afetlerin babasına da “iklim değişikliği” diyoruz. ‘Hava’ romanı da zaten ‘İklim Değişikliği Bakanlığı’ adlı bölümle başlıyor. Sonra anlıyoruz ki, bakanlığın adı aslında “İklim Değişikliğini İnkâr Bakanlığı” imiş. Çünkü iklim değişikliğini kabul eden devletler, yenilenebilir ve sürdürülebilir enerji üretimine geçmek, nükleer ve fosil yakıt enerjilerini terk etmek durumundalar. Oysa inkâr ettiğiniz sürece kafanızı kuma gömebilirsiniz. Tabii sonunda gömecek kum kalırsa...

İnsan hava karşısında gerçekten çok çaresiz. Nasıl bir yol izlenirse iklim değişikliğinin beraberinde getirdiği/ getirebileceği sorunlar önlenebilir ya da azaltılabilir?
Bütün sorunların çözümü her zaman ve her insanın aklında bulunur. Eğer büyükannelerimiz gibi ihtiyacımızdan fazlasını satın almaz, tüketmez, plastik tek kullanımlık (şişe, pipet plastik poşet vb.) yerine cam, bezden çarşı torbası, file ve tekrar kullanımlık (sürdürülebilir ekonomik) eşyalara yönelir, çevremizdekileri, özellikle çocukları sürdürülebilir ve yenilenebilir kaynaklarla yönlendirebilirsek yola çıkmış sayılabiliriz. Yani israftan kaçınacağız. Ve tabii siyasetçilere iklim değişikliğini kabul etmeleri için baskı yapacağız. Ütopik mi? Tarih gerçekleşmiş ütopyalarla doludur.

“Hava” romanında Selçuklu kadın sultanı Gevher Nesibe önemli bir figür olarak karşımıza çıkıyor. Biz bu önemli kadın sultanı çok tanımıyoruz galiba, ne dersiniz?
Bu soru için özellikle teşekkür ederim. Çünkü gerçekten kendi tarihimizin önemli bir kadın karakterini tanımıyor, ona sahip çıkmıyoruz. Dünyanın ilk tıp okullarından birini ve müzikle tedavi sunan şifahaneyi Kayseri’ye taa 13. yy’da kuran Selçuklu kadın sultanı (prenses) Gevher Nesibe, kadının adının bile önemsenmediği tarihte önemli bir değerimiz. Ona sahip çıkacağımıza biz ne yapmışız? Şifahanenin kapısından adını silmiş, şifahaneyi Selçuklu Medeniyeti Müzesi yapmış, kapıdaki saç örgüleriyle gülümseyen narin büstünü de kaldırmış, atmışız. Gevher Nesibe Sultan’ı unutturmaya, gölgelemeye çalışanlara karşı en önce Kayserili kadınların sesi çıkmalı, Gevher Nesibe en önce onların, sonra hepimizin şifacı ninesi. Başka bir ülkede olsa paralara resmi basılır, adına uluslararası sempozyumlar düzenlenir, milli değer olarak anılır. Onu “Hava” romanının en ortasına yerleştirerek, hem hayranlığımı dile getirmek, hem sahip çıkmak hem de bu romandan sonra “kadının adını” ve onuru iade için kadınların bu konuda el ele vereceğini umuyorum. Kadınlara ancak kadınlar destek veriyor çünkü.

Paylaş