VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
11 Kasım 2018 Pazar | Anasayfa > Haberler > Hayal kurmak insanın kendini keşfetmesidir
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Hayal kurmak insanın kendini keşfetmesidir

“Haydarpaşa’nın Evi”, “Kapalıçarşı” ve “Anarşık” romanlarının yazarı, James Joyce’un “Finnegan Uyanması” adlı eserinin çevirmeni Fuat Sevimay, bu kez iki çocuk kitabıyla okurlarının karşısına çıktı.



ECE EROL



Dünya edebiyatına getirdiği anlatım yenilikleriyle akıllara kazınan James Joyce, dili büyük bir ustalıkla kullanarak kendi dilinin sınırlarını aştığı, yeni kelimeler türeterek alt metinler oluşturduğu, fonetiği oldukça kuvvetli motiflerinin birbirine sıkı sıkıya tutunduğu bu anlamda bazı çevrelerce ‘çevrilemez’ denilen eseri “Finnegan Uyanması”nı Türkçeye kazandıran Fuat Sevimay bu anlamda edebiyat camiasında oldukça saygın bir isim. Aynı zamanda 2013’te yayımlanan “Haydarpaşa’nın Evi” ve 2015 yılında Ahmet Hamdi Tanpınar Roman Ödülü’ne layık görülen “ Haydarpaşa’nın Evi” ve “Kapalıçarşı” romanlarının da yazarı. Bu çalışmalarının ardından “Hişt! Hişt!” ve “Hayal Kurmak Bedava” adlı çocuk kitaplarıyla okur karşısında çıktı Fuat Sevimay.




Aslında bu kitaplara sadece çocuk kitabı demek yanlış olur çünkü büyüklerinde oldukça zevk alacağı bu iki kitap insanın her yaşta hayal kurması gerektiğini hayallerden hiçbir zaman vazgeçmemek gerektiğini hatırlatıyor insana. Bu noktada Fuat Sevimay tabiri caizse doğru hayal kurmayı öğrenmemiz gerektiğini ve hayal kurmanın sadece dalıp gitmekten ibaret bir şey olmadığını hayal kurmanın insanın kendini keşfetmesi olduğunu söylüyor. Aslında kendisi de hayal kurmanın yaşı olmadığını gösteren harika bir örnek. Yazmaya tamamen can sıkıntısından başlayan Sevimay, yazılarına olumlu tepkiler aldıktan sonra yazı yazmak artık onun için bir hayale dönüşmüş ve bugünlere gelmiş. Kitaplarında özellikle tarihe gönderme yapan Fuat Sevimay, Sait Faik’ten Orhan Veli’ye, Galata Kulesi’nden Haydarpaşa’ya kitapların, tabloların, duvarların konuştuğu eserler kaleme alıyor. Bu anlamda eşyaların, mekanların, nesnelerin ruhu olduğuna inandığını belirten Sevimay, “Kapalıçarşı”da olsun “Hişt! Hişt!”te olsun yapmak istediğim şey bir şekilde o eşyaların ruhunu konuşturabilmek. Özellikle kent merkezli bir şeyler yazarken ister çocuklara ister yetişkinlere bu ruhu anımsatabilmek için mekanları ve nesneleri bir şekilde konuşturmak istedim. Çünkü İstanbul Modern’deki bir tablo sadece çerçeve ve yağlı boyada ibaret değildir. Orada sanatçının emeğiyle bize anlatmak istediği bir bakış açısı var. Bir anlamda kendi sözcülüklerini yapıyorlar o yüzden buradan yazmaya devam edeceğim.” diyor.

Boğa Heykeli’nin hikâyesi

Kitaplarında özellikle bilinmeyen ya da az duyulmuş mekanları ya da nesneleri değil aksine çok bilinen hatta hayatın yoğun temposunda önünden geçip gittiğimiz ancak bir hikâyesi olan nesneleri kullanmış Fuat Sevimay. Bunların arasında en dikkat çeken örneklerden biri Kadıköy’deki meşhur Boğa Heykeli olsa gerek. Kimi zaman bir buluşma noktası kimi zamanda yol tariflerinin mihenk taşıdır Boğa. Günün her saatinde önünde fotoğraf çektirenleri ya da bekleyenleri görmek mümkündür. İstanbul’un güzide bir simgesidir Boğa. Buna rağmen kaçımız onun hikâyesini merak edip bakmışızdır? İşte tam bu noktada Fuat Sevimay, Boğa Heykeli’nin bir şekilde Osmanlı’dan Cumhuriyet’e farklı dönemlere tanıklık ettiğini söyleyerek kent algısını en dolaysız şekilde Boğa’nın üzerinden anlatabileceğini düşündüğünü belirtiyor.
Hikâyelerini bir romanı hariç genellikle İstanbul üzerinden anlatan Fuat Sevimay bunun nedenini de şu şekilde açıklıyor, “Yazarlar arasında hep şu tartışma vardır; “yazar bildiğini mi yazmalı yoksa bilmediğini de yazabilir mi?” diye ben hep ‘yazar özümsediğini yazmalı’ derim. Eğer bu şekilde yazmazsam eğreti durur ve bu okurun algısına da yansımış oluyor. İstanbul benim çok özümsediğim bir şehir. Sadece burada yaşadığım için değil. Kaosuyla, kargaşasıyla, kalabalığıyla, yorgunluğuyla birlikte özümsediğim bir şehir bu yüzden bunu en iyi şekilde anlatabileceğimi hissettim. Başka bir kent olağanüstü derecede yazmaya layıktır ancak o duygu bana temas etmediği sürece o kenti anlatamam. “Hişt! Hişt!”in devamında çocuklara mutlaka başka kentleri anlatmak isterim fakat yine dediğim gibi anlatacağım şeyi özümsemem gerekir.”

Bize düşen çocuğa hayatı anlatmak

“Hem bir yazar olarak hem de bir baba olarak çocuk metinleri yazarken özellikle parmak sallayan biri olmak istemedim. Ancak bu noktada oldukça ince bir çizgi var şöyle ki; çocuğu bırakalım ‘hayaller kursun’ harika, bravo gibi bir şey değildir hayal kurmak çünkü çocuğun medyadan aldığı bazı mesajlar var ve bu mesajlar her zaman doğru değil bu yüzden bize düşen çocuğa hayatı anlatmak. Örnek vermem gerekirse kitapta okyanusa açılmak isteyen bir çocuk karakter var. Okyanus her zaman muhteşem manzaraları olan bir yer değildir. Fırtınaların olduğu büyük mücadelelerinde verildiği bir yerdir aynı zamanda. Hayatta çoğu zaman bu okyanus gibidir.”


Paylaş