VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
12 Kasım 2011 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Hayaller yok edici değil, var olanı sıfırdan kuracak güce sahip
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Hayaller yok edici değil, var olanı sıfırdan kuracak güce sahip

Doğu Yücel""in son kitabı ""Varolmayanlar""da kalemin gerçekten kılıçtan keskin olduğu bir dünyayla karşı karşıya kalıyoruz. Kitabında yaşamı, sistemi, varoluşu ve hayalleri sorgulayan Yücel, diğer taraftan gerçekliğin sınırlarını zorluyor.

Canan Hatiboğlu

Karakterin, son öyküde anıldığı şekilde Gezgin"in, hayatındaki ana tramva olmasına rağmen babasıyla tam olarak hesaplaşmamasının sebebi nedir?

İsimsiz kahramanımızın annesi onu doğururken ölüyor. Günümüzde bile doğum esnasında ölümler yaşanıyor. Bunun baba ve oğul için nasıl bir travmaya yol açacağı üzerine eğildim. Baba bilinç dışında doğumda yaşanan ölüm yüzünden kendini ve daha da garibi; oğlunu suçluyor. Varoluşçu bir izleğe sahip olan romanda, bir insanın var olurken diğerinin yok olduğu bir geçmiş zaman anısı çok işime yarayacaktı, yaradı da.

­Toplandığı ve çıkarıldığı zaman varoluşunda hiçlik taşısa da sıfır, çarpıldığı zaman yok edici gücü olan bir rakam. Her ne kadar kitapta "Sıfır, gerçekçilerin bizi hiç yerine koyduğunu hatırlatır" dense de bu açıdan baktığımızda neden "Varolmayanlar"ın sembolü sıfır? Hayaller gerçeklerle çarpıştığı zaman hayaller yok edici bir güce mi sahip?

Hayaller yok edici bir güce sahip değil, var olanı sıfırdan kuracak güce sahip. Tehlikeli bir rakam sıfır... Olmayan ama sıfırla çarpıldığında her şeyi yok eden bir rakam. Romanımdaki karakterle ve hikâyeyle çok örtüşüyor. Daha önceki kitaplarımda da rakamları hikayenin temasını kuvvetlendirmek için kullanmıştım, ilk hikaye kitabımda sürekli 6 tekrarlanır, Hayalet Kitap’ta ise “13”. "Varolmayanlar"ın rakamı “0”. Matematikte son keşfedilen rakam... Keşfeden de bir Türk, El-Harezmi. Bütün matematik anlayışını değiştiren devrimci bir rakam ama bir bakıma da aslında olmayan bir şey! Gel de bunu "Varolmayanlar"ın sembolü yapma!

OĞUZ ATAY VE YUSUF ATILGAN"DAN ETKİLENDİM
Sadece kitabın adıyla değil, başlangıcıyla, hatta sistem ve değerler üzerine yaptığı yorumlarla andırması açısından Oğuz Atay"ın "Tutunamayanlar"ının kitabın ve senin üzerindeki etkisi ne?

Dürüst olmam gerekirse; daha önceki kitaplarımda bizim edebiyatımızın fazla bir etkisi yoktu üzerimde. Birkaç bilimkurgu yazarımız ve Orhan Pamuk dışında beni etkilemiş bir yazar olmamıştı... Bu defa Sabahattin Ali, Oğuz Atay, Yusuf Atılgan gibi isimlerin kitaplarından etkilendim. Çok uygun düştüğünden "Tutunamayanlar"dan uzunca bir alıntı da aldım romana. Fakat yine de "Tutunamayanlar"ı romanımın ana etkileşimlerinden biri olarak gösteremem, bu o romana da haksızlık olur. Şahsen Oğuz Atay külliyatında "Korkuyu Beklerken"i tercih ederim. "Tutunamayanlar" bir roman olarak değil ama bir mesele olarak etkilemiştir "Varolmayanlar"ı. Calvino’nun "Varolmayan Şövalye"si, Chesterton’ın "Bay Perşembe"si gibi gençken etkilendiğim romanlar "Varolmayanlar"ı besledi diyebilirim. Sonuçta varoluş, sistem, şehirli insanın kimlik sorunu gibi ağır dertleri olsa da, Varolmayanlar alt metinlere girmeden okunduğunda yarı fantastik yarı gerçekçi bir macera romanı.

Yazıda mümkün olsa da sisteme ve değerlerine karşı direnmek var olan doktrinler bu kadar iç içe geçmişken mümkün mü?

Var olan doktrinler, metotlar, kuramlar, sistemler her şey yavaş yavaş değiştirilmeli. Onlarla bir yere varamadığımız artık anlaşıldı. Yazı tek başına yeterli değil, hayalgücü ve gerçekten bir şeyleri değiştirme isteği şart. "Varolmayanlar"da bir kalemle gerçeği değiştirebilen bir karakteri izliyoruz ama keramet sadece kalemde değil. O sadece bir araç.

Karakterlerden biri "Hangi devrimci bir yandan devrimi bir yandan kızları idare etmiş, yok bunun bir örneği tarihte" diyor. Kadın ve devrim neden yan yana gelmeyen iki kavram?

Bunu eski devrimcilere sormak lazım. Neden kadınlar devrimlerde başrol üstlenmedi ya da hep yan bir rol edindiler? Bu kadınların değil, erkeklerin sorunu... Romanda eski devrimlerin fantastik ve absürt bir filtreden geçmiş halini yansıttım. Aslında kadınları devrimlere dahil etmeyenlerin mizahi bir yansıması bu. Erkek dünyasını ve o erkeklerin eskimiş metotlarını, estetik kaygılarını eleştiriyorum. Ortada çok fazla kadın yok ama feminist bir okuma yapılabilir romana.Yeni bir devrim öneriliyor ama kadınlar yine yok veya azınlıkta mesela. En son devrimde ise kadınlar bu defa var. Hatta o devrimden sonraki sahnedeki eylemci çocuğu kız yapmayı düşünmüştüm. İlk hayalperest müdahaleyi yapacak çocuk, kız olmalıydı. Ama sonra günümüzde kızların çocukluğundan itibaren barbilerle oynatılmaya, evlenmeye endeksli yetiştirildiğini düşündüm. Sırf politik doğruculuk yüzünden inandırıcılığımızı zedelemeyeyim deyip erkek çocukta karar kıldım.

KENDİ GEÇMİŞİMDEN İZLER TAŞIYOR
“Her yazın, yazarın da bir parçasıdır” önermesinden bakarsak, "Varolmayanlar" sizden ne taşıyor?

Otobiyografik öğeler var, bunu saklayamam. Bunlar özellikle baba ve oğul arasındaki hikâyede ortaya çıkıyor. Babanın ölümüne yol açan trafik kazasıyla ilgili kısımda çocukluğuma dair en büyük travmamın üzerine gittim, resmen içine daldım. Bunun dışında romandaki aşk hikâyesi de geçmişimden izler taşıyor. İlk aşkın masumiyetini sonraki ilişkilerinizde yaşayamayacağınız ve bunun sizde bıraktığı eksiklik hissi, her ne kadar bir yan hikâyede bahsedilse de kritik bir tema... Günlük dilinden yazınca yazar ve karakter arasındaki benzerlikler daha fazla ayyuka çıkıyor diye düşünüyorum. Mesela günlüklerden oluşan "Dracula"yı okurken her karakterin Bram Stoker’ın bir başka tarafını temsil ettiğini düşünmüştüm. Amin Maalouf’un "Yüzüncü Ad"ında da günlükleri takip ederiz, adeta eski zamanlarda Maalouf"un ta kendisidir o mesela. Üçüncü tekil şahıs anlatımına sahip kitaplarda yazar ve karakter arasındaki benzerlikler daha iyi saklanıyor sanki. Günlükte ise kaçış yok!

Aynı anda müzik eleştirmeni, senaryo ve roman yazarı olmak, belirli bir bölünmeyi beraberinde getirmiyor mu? Yoksa bütün bunlar birbirini besleyen şeyler mi?

Kesinlikle birbirlerini besliyorlar. Bir senaryo yazarken onun edebi tarafını düşünmeden edemiyorum, bir roman yazarken ise onun sinematografisini hayal etmeden duramıyorum. Müzik yazılarımda da hikâyeleme tekniklerini kullanıyorum.

Hayalperestler demişken tarihin en büyük hayalperesti size göre kimdi?

Zor bir soru... Edgar Allan Poe, John Lennon, Gandhi ve Jules Verne kapışır. Jules Verne kazanır diye düşünüyorum. Onun yazdığı hikâyeler gerçekten de gerçekleşti! Kim bilir belki de Varolmayanlar’da yazdıkları gerçekleşen kalem, Jules Verne’in kalemidir!

Paylaş

İki King güçlerini birleştirdiKitapları toplamda yaklaşık 350 milyon adet satan yazar King bu kez gücünü kendisi gibi yazar olan oğlu Owen’la birleştirdi; tüm kadınları uyutan bir virüsün peşine düştü.

Devam