VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Nisan 2016 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Hayat bilgisi ile hayal bilgisi
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Hayat bilgisi ile hayal bilgisi

İbrahim Yıldırım’ın yeni kitabı “Vatan Dersleri”nde roman içinde roman var. Bir yandan elimizde tuttuğumuz roman yazılırken diğer yandan da romanın kahramanı Neşet İlhan tıpkı yaratıcısı gibi roman içinde roman yazıyor.

ETHEM BARAN


Önemli olan yalnızca anlatmak mı?
Yazılmış zaman üzerinde fikir yürütüp önemli olan metindir düşüncesini ileri sürmek de önemli değil midir? “Siz de ülkem gibi, beni pek sevmiyorsunuz,” diyen Neşet İlhan’ın sözleri de “vatan dersleri”ne dahil edilmeli midir? “Vatan Dersleri”nde roman içinde roman var. Bir yandan elimizde tuttuğumuz roman yazılırken bir yandan da romanın kahramanı Neşet İlhan roman içinde roman yazıyor. “Vatan Dersleri” birinci anlatıcıya yani yazara Anadolu üniversitelerinden birinden bir kadın (yazar “bayan” diyor) akademisyenin getirdiği dosyayla başlıyor. Bizim okuduğumuz roman da Neşet İlhan’ın akademisyen Dilek Sunay’a yazdığı uzun mektuplardan oluşuyor.

Zaten kitabın ilk bölümü “Hal ve Zaman Mektupları” adını taşıyor. İbrahim Yıldırım, 2006 yılında “Hal ve Zaman Mektupları, 2008 yılında ise “Ölü Bir Zamana Ağıt” romanlarını “Vatan Dersleri” üst başlığıyla yayımlamıştı. On yıl aradan sonra bu iki kitabını yeniden ele almış, kurgulamış ve satır satır baştan sona bir daha yazmış. Mektupların sahibi Neşet İlhan kendini yarım bırakmış bir adam. Çocukluğunun ve gençliğinin en güzel yıllarını mükemmel (çünkü mükemmeliyetçi bir tip o) “vav”lar çizmeye uğraşarak geçirmiş bir Neşet. Esasında onun gözünde her şey yarım. Aydınlar yarı aydın; ülke, kalkınma konusunda yolun yarısında (“tamamlanmamış ülke”). Köy Enstitüleri’nin yolculuğu yarıda kesilmiş…

GERİLİMİ YÜKSEK

“Vatan Dersleri”, Neşet İlhan’ın 1998’de yazmaya başladığı mektuplarla 1970 yılına, oradan bu ülkenin tarihinin ve coğrafyasının derinlerine uzanıyor. Köy Enstitülerinin kuruluşunun 30. yıldönümü için hazırlanan bir kitabın kaderi Galip Işık’ın kaderine düğümlenince heyecanı ve gerilimi yüksek bir serüven başlıyor. Daha romanın başlarından itibaren alacağımız “ders” konusunda bir fikir sahibi olmaya başlıyoruz:
“Bakın dostlarım, ülke, hayat ve insan gibi hiç bilmediğiniz şeyler konusunda ahkâm kesiyor, üstüne üstlük bir de halkınızı durmadan cahillikle, unutkanlıkla suçluyor, kendinizi Prometheus yerine koyup onları aydınlatmaya kalkışıyor, yirminci yüzyılı anlayamadan, henüz başlamayan yirmi birinci yüzyılı tartışıyorsunuz: Her sabah adını bile bilmediğiniz, merak etmediğiniz bir böcek olarak uyanıyor, elinizdeki meşaleyi sağa sola savurup daima aynı şeyleri siftiniyorsunuz...”

Neşet İlhan’a göre biz, köylüyü değil, köyü, köyün nimetlerini seviyoruz. Neşet İlhan bize Köy Enstitüsü’nde okuyan Galip Işık’ın hikâyesini anlatırken uzun araştırmalardan sonra elde edildiği belli olan pek çok ve derinlemesine bilgiler, “vatan dersleri” veriyor: Bugünkü huzursuzluğu anlamak için geçmişteki huzursuzluklara bakmak lazım… Ve Türkiye’nin yüz yıllık serüvenine…

Neşet İlhan, Galip Işık’ın peşine düşüp onun hikâyesini öğrenmeye çalıyorken aslında kendisininkine benzemeyen hayatları ve oradan giderek Türkiye’yi tanımayı amaçlıyor.
İbrahim Yıldırım 744 sayfalık romanın her satırının üzerinde titizlikle durmuş ama Galip Işık’ın çocukluğunun, annesi Fatma, babası Bezci Mustafa ile isyan, kırım, kıtlık, açlık yıllarının anlatıldığı bölümlerin masalsı dili, o dilin sayfadan sayfaya yankılanan sesi çok daha güçlü bir şekilde duyuluyor bana kalırsa: “Ben Fidan Bibi’min yalancısıyım diyerek şöyle anlatmış: Yezidiler gittikten sonra, üç kara güvercin gelip Narlık Deresi’nden su içmiş. Bunların önceki gün toz boran içindeyken bile kuş uçuran ve pırlayıp gidiveren kuşbaz oğlanlar oldukları çok belliymiş. Az sonra onların yanına üç ak güvercin konmuş. Bunlar ise yine önceki gün kayıplara karışan üç gelinlik kız imiş. Üçü erkek, üçü dişi altı güvercin birlikte su içmişler. Sonra da üç kuş oğlan, üç kuş kıza binmiş, gerdek olmuş... Bibimin yemin billah şahit olduğunu söylediği ve defalarca anlattığı bu olaya çocuk aklımla ben inanırdım, ama anam ona takılır, sen galiba böyle şeyleri maviş gözünle görüyorsun Fidan abla der, kahkahayı patlatıverirdi. İşte, Galip Işık böyle bir günde doğmuş Dilek Hanım...”

HANGİSİ GERÇEKTİ?

Romanın sonlarında, her sabah giyinip evden çıkan ve bir gün önceden seçtiği okulun önüne gidip ders zili çalana kadar bekleyen, o semtten diğerine öğleye kadar dolaştıktan sonra tekrar okulun önüne gelip öğrencilerin dağılmasını izleyen tuhaf bir adama dönüşmüş emekli öğretmen olarak çıkar karşımıza Galip Işık. Bir başka gün bir başka okulun önünde tekrarlanır aynı sahne. Bu bölümde de çok güçlü bir hikâyenin saklı olduğunu düşünüyorum.

Bir söyleşisinde, “şiirin her şey, öykünün iyi bir şey, romanın ise kolay yazılması ve bir tüketim nesnesi olması dolayısıyla hiçbir şey olduğu” düşüncesine katılmadığını ifade eder İbrahim Yıldırım. Romanın böyle hırpalanmasına karşıdır. Vatan Dersleri’nde de görüleceği gibi roman çok emek isteyen bir yazı türüdür. İbrahim Yıldırım her ayrıntısı ince ince hesaplanmış, her satırının üzerinde hassasiyetle durulduğu belli bir iş çıkarmış ortaya. Kahramanlarının ruh halinin yanında, romanın katmanları arasına romanın ruh halini de katmayı ihmal etmemiştir. Sözgelimi Neşet İlhan da roman sanatı üzerinde ciddiyetle düşünmekte ve bunu mektuplarına yansıtmaktadır: “Tartışma bu tür hakaretlerle bitirilmek istenmişti ama ben olanca kibarlığımla söz alıp, önce roman-gerçek’ten ne anladığımı açıklamaya çalışmış, konuyu yazılmakta olanlara, bilinen roman türüne getirip hakiki bir Türk romanı için yapmamız gerekenleri sıralamış ve özetle şunları söylemiştim: Ülkemizde roman yazılmamakta, yalnızca denenmektedir; çünkü yazarlarımız, hayat bilgisi ile hayal bilgisini mutlu olacak bir şekilde evlendirememektedir.”

“Vatan Dersleri” ele aldığı pek çok konu yanında yazılış biçimiyle, yazarının anlatıma verdiği önemle de ayrı bir incelemeyi hak ediyor. Her şeyi yarım bırakan kahramanları, sonu gelmeyen birer cümle gibidir sözgelimi. Neşet İlhan koca kafalı bir virgüle benzer, kısacası “vav”dan başka bir şey değildir... Galip Işık ise iki ayrı kişidir zaten. Bir de yazar var elbette ve onun da bir hikâyesi var. “Hangisi gerçekti, hepsi mi, hiçbiri mi?”

“Para konusuyla başka bir boyuta taşınan aşırı ısrar beni rahatsız edip kuşkulandırmasına karşın, bunu belli etmeyip, dosyayı okuyup, inceleyip düşüncemi bildireceğimi…” gibi, ya da “Sivas’ta iş bulamaz Ahmet, çaresiz tatlı yapıp tepsiye koyup satıp nafakayı çıkarmaya çalışır.” gibi sayısız örneğini verebileceğimiz söyleyiş biçimini pek sevemediğimi, kendimi, o cümleleri zihnimde yeniden yazarken yakaladığımı itiraf etmeliyim. Oysa İbrahim Yıldırım, zarf fiillerine sıklıkla yer vermesini, bu “ıp-ıp” seslerinin neredeyse yazdığı her metne sızmasını sevdiğini, bu durumu önemsediğini söylüyor.
“Vatan Dersleri”, yazılanla yazanın ilişkisi okuyan tarafından keşfedildiğinde ve anlamlandırılmaya çalışıldığında ortaya nelerin çıkabileceğini gösteriyor. Ortaya çıkanlar okuyanın kendi hayatını sorgulamasına, kafasındaki soru işaretlerinin çoğalmasına, birtakım gerçeklerin farkına varmasına yol açıyor elbette.İbrahim Yıldırım’ın bu romanında renkler ve özellikle kokular önemli bir yer kaplıyor, ki, bu da başlı başına ayrı bir yazı konusu.


Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163