VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Ağustos 2015 Cuma | Anasayfa > Haberler > Hayat oyununda ikinci cana giden yol
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Hayat oyununda ikinci cana giden yol

Kendisi de karaciğer nakilli olan Amerikalı yazar David Wagner tecrübelerine dayanarak yazdığı ilk romanı “Hayat”ta karaciğer nakli olan bir adamın nakil öncesi ve sonrasında yaşadıklarına odaklanıyor.

MURAT CAN AŞLAK



Zeus insanlara ateşi getirdiği için Prometheus’ u cezalandırmıştır. Onu bir kayaya zincirler ve her gün karaciğerinden bir parçayı kartala yedirir. Prometheus’un kolları ve bacakları bağlıdır, ama ölmez, mitos bu organın şaşırtıcı yenilenme yeteneğini bilir.

David Wagner’in Türkçeye ilk çevrilen romanı “Hayat”, hem Liepzig Kitap Fuarı Ödülünü, hem Çin’de Yılın En İyi Yabancı Romanı ödülünü alarak kültürler üstü birteli titrettiğine kuşku bırakmıyor. Wagner’in üstümüze gönderdiği başkahramanı W. “İnsanın kendisini zehirlemesi anlatılamaz.” diyerek başlıyor, karaciğer nakline uzanan hastalığının hikâyesini anlatmaya. W.’nun bağışıklık sistemi kendi karaciğer hücrelerini yabancı doku olarak kabul ediyor. Bir anlamda W. kendi kendisine saldırıyor. Sorunlu karaciğeri, damarlarını zorlamaya başlıyor ve 37. yaşına ait günlerden birinde, evinde yalnızken, şişen yemek borusundaki damarlarından bazıları baskıyı kaldıramıyor. Midesine dolan kanı temizleye çalışan karaciğeri iflas ediyor.

Artık tüm yaşam alanı hastane odaları ve rehabilitasyon merkezlerine dönüşüyor. Ve zaman duruyor.

“Sabahları, öğlenleri, akşamları, geceleri. Gündüz hemşiresi, gece hemşiresi, vizit, nöbetçi doktor. Kahvaltı, öğle yemeği, cumartesileri türlü var, pazarları vizit yok. Zamana başka türlü işim düşmüyor, eşzamanlılık hakim.”
Bütün olanlara rağmen, W.’nun hikâyesinde şanssızlıktan yakınma, acındırmanın izi yok. Sanki en baştan ‘Neden ben?’ sorusunu, ‘Neden olmayayım?’ diye yanıtlamış ve yaşadığı olabilecek en öznel olayı son derece nesnel anlatabilecek W.’yu yaratarak Wagner; berrak, aynı zamanda hayalperest ve dürüst, temelinde varoluşu sorgulayan bir roman yaratmış.

BİR KİTAP 277 BÖLÜM

Hikaye kimi zaman çağrışımlarla, kimi zaman W.’nun anıları ve yaşadıkları arasındaki duygu ortaklıklarına dayanan zaman atlamarıyla, kompakt, duru, ayrık, kısa bölümler serisi halinde ilerliyor. Bu haliyle roman; sürekliliği olan bir analog dalgadan ziyade; darbeli matkap etkisine sahip, kesikli dijital sinyal silsilesi benzeri bir yöntemle ardışık, kısa, sert hareketlerle ama hikâye bütünlüğüne sadık kalarak ilerliyor.

“( Donörün bulunduğu haberinin verildiği telefonun hemen ertesi) Üç-dört dakikadır ambulansı bekliyorum. Hala ortadan kaybolabilirim, diye düşünüyorum, ortadan kayboluveririm ve telefonu kapatırım… Telefonumu arıyorum, pantolonumun arka cebinde buluyorum, ama onu kapatmak yerine organ nakli bürosunu arayıp ambulansın nerede kaldığını soruyorum…. Sonra, hazır telefon elimdeyken, bir SMS yazıyor ve her ihtimale karşı vedalaşmış olmak istediğim arkadaşlara yolluyorum. Tuşluyorum: ‘Şimdi hastaneye gidiyorum, yeni karaciğer (Almanca: Leber) için.’ Ama aslında şunu yollamışım: ‘Şimdi hastaneye gidiyorum, yeni hayat ( Almanca: Leben ) için.’

Pablo Picasso’nun “Hepimizin (modern sanatın) Babası“ dediği Fransız ressam Cezanne, klasik dönemin sıkı kurallı perspektifinden, yani net bir üç boyutlu derinlik algısından, feragat edip açılan boşluğa diğer göstermek istediklerini yerleştirmişti. Wagner de, yine modern bir yaklaşımla, esas anlatmak istediklerine yer açmak için bir transplantasyon hikayesinden beklenebilecek pek çok parçayı romanın dışında tutmuş. Bunlardan en önemlisi W.’nun yaşadığı süreçte en çok etkileşimde olacağı sosyal çemberinin ilk halkasından kitapta iz yok. Hiçbir ziyaretçi ortalarda yok, sevdikleri ve sevenleriyle olan etkileşim kitabın denkleminden sökülüp atılmış. Sadece küçük kızını arada sırada görüyoruz ancak onun da ağırlığı ihmal edilebilir seviyede.

“Neden ameliyat olmam gerektiğini bazen anlamadığımı söylediğim psikoloğu hatırlıyorum, … , elbette kızımın yanında olmak istiyorum, çoğu zaman en azından, ama genellikle numara gibi geliyor bana bu, kendimi kalmaya ikna etmek için kullandığım çocuk numarası.”

HAYAT KİMLİĞE BAKMAZ

Wagner, W.’nun çevresindeki insanlara kıyabilmiş, ancak W.’nun hiç tanışmadığı kurtarıcı meleği, karaciğerin esas sahibini kitabından atamamış. W., ikinci el karaciğer sahibi olmanın derin anlamını sorguladığı konuşmalarda hep meleğine sesleniyor: “DerekParfit (İngiliz Filozof), sonunda Greta Garbo olmak için vücudunun kaç hücresini zaman içinde Greta Garbo’nun hücreleriyle değiş tokuş etmesi gerektiğini soruyor kendine. Parfit’e göre, bir kişinin kimliği temelde belirlenemez ve onu aramak önemsizdir, çünkü psikolojik ve fizyolojik süreklilik kimliği şart koşmaz, kimlik hayatta kalmak için önemli değildir… Bence kimliğin önemi yok, ah, sana, bana, bize bundan böyle Greta Garbo diyeceğim.”

Elinizde kalemle okuma alışkanlığınız varsa, o kalemin kapağı zor kapanacak, hele ki Wagner’le tanışıklığınız oluştuktan ve bir hukukunuz oluştuktan sonra. “Yorgun Zürafanın Hikâyesi’nden: Neden bu kadar yorgunum? Onca şey yaşadığım için mi? Henüz hiçbir şey yaşamadığım için mi?”

“Yine de zamanla, her hastalığın, ne olursa olsun, hastasına bir hikaye bahşettiğini anlıyorum. Onun sonradan severek anlattığı bir hikaye, ikide bir anlattığı, süslemelerle, geciktirmelerle, sapmalarla ve dramatik dönüşlerle. Kendini anlatırken duymak, hala yaşıyor olmak demek.”

Böyle dramatik dönüşlere gebe, uzun soluklu hastalıkların sahiplerine büyük bir fırsat maliyetiyle sağlam bir hikaye bahşettiği aşikar. Bizi biz yapan, genetik kodun yanında, yaşanan hikâyelerin taşıdığı tecrübeler ve W. gibi insanlar yüksek bir bedel karşılığında çoğumuzun sahip olmadığı tecrübelerle donanıyorlar. Kitap okumak da aslında tek hayata sığmayacak kadar tecrübe biriktirmek değil mi? Dokunmaya kolumuzun yetmeyeceği ya da dokunmaya fırsat bulamadığımız ya da dokunmayacak kadar şanslı olduğumuz tecrübelerin; verici olarak yazarın ve alıcı olarak okuyucunun kudreti nispetinde deneyimlenmesi değil mi?

Filozof Ludwig Wittgenstein’a göre iletişim anlatılanın, sonunda dinleyenin zihninde görsellere dönüşmesiyle tamamlanır velaneti de buradadır.

Hikaye, alıcının kafasının içinde fotografikleşir ya da filme dönüşür. Yani aslında okuduğumuz her kitap,kafamızın içinde, prodüktörü ve yönetmeni bizler olan, senaryosu yazarına ait filmlerdir. İyi kitabı, bu mantıkta, yazarın kafasının içindeki doğru kodlamış harfler dizisi olarak tanımlarsak; Wagner çok iyi yazar, Hayat çok iyi kitap payesini hak ediyor.

Paylaş