VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
13 Şubat 2014 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Hayata katlanmak için yazıyorum
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Hayata katlanmak için yazıyorum

İlk romanı “Nar”ın ardından “Adem Aynası” ile okurlarla buluşan Ece Gamze Atıcı, yazım yolculuğu anlattı.

ECE GAMZE ATICI

Benim için en zoru kendimi anlatmak. Çünkü biraz da bundan kaçınmak için roman yazıyorum. Kendimi minik parçalara bölüp yazdıklarımın içine saklıyorum. Ne kadar iyi gizlenirsem, o kadar başarılı olduğumu hissediyorum. O yüzden size kendimi direkt anlatmak yerine yazdıklarımla ilişkim üzerinden anlatmayı tercih ederim.
Hem ne zaman yazmaya başladığım, yazar olmaya karar verişim gibi hikâyelerim de yok benim. Roman yazmak benim yapmayı tasarladığım değil, yapacağımı bildiğim bir şeydi. Hayalden çok, gerçekti benim için. Bütün olup bitenler de bu duygunun peşinden gelenler diyebilirim.
Bu yazma işi, yani organize bir biçimde hayaller kurup, o hayaller silsilesine önce kendimi sonra da okurları ikna etme meselesi benim için hayati bir durum. Zira ben hayatta kalmak için yazıyorum. Hem hayatta kalmak, hem de hayata katlanmak. Bu sebepten yazmak benim için bir tercih, meslek ya da hobi olmadı hiç. Susmak için, sakinlemek için, biz ne yaparsak yapalım dönüp duran dünyaya uyum sağlamak için uydurulmuş bir iş roman yazmak. Bir romanı bitirmeden bir sonrakinin başkahramanıyla tanışmak daha yaşayacak günüm olduğunu hissettiriyor bana. Kendimi bir yere, bir şeye ait hissediyorsam eğer, o da kurduğum hayalleredir zannediyorum.
Yazarken ya da yazacağım romanı tasarlarken zaman - mekan mefhumundan kurtuluyorum. Kaba gerçeğin kırıcı bir netliği vardır ya; ondan da kurtuluyorum işte. Sınırlarını biraz kendimin belirlediği, beni çok meşgul eden bir duyguyu tanıdığım ya da tanımadığım dostlarıma, onların hoşuna gideceğini hayal ettiğim biçimde anlatıyorum. Yani hoşuma gittiği şekilde. Okurlar bana tanımadığım dostlarım gibi geliyor. Çünkü ben romanlar sayesinde onlarla en mahrem duygularımı, ufak parçalar halinde sakladığım kendimi paylaşıyorum çaktırmadan.
Ben yazmaya başladığımda hikâyenin başını ve sonunu biliyorum. Aklımda bu roman nasıl biter, ben ne anlatacağım gibi sorular olmuyor. Çıkış noktam ve gideceğim yer son derece net bir şekilde karşımda duruyor. İlk iki romanımda da gidişat böyle oldu. İlk cümle ve son cümle aynı anda yazıldı. “Adem Aynası”nın sonunda bulunan ve bundan sonraki romanım olan “Plastik” için de aynı şey geçerli. Sonrasında gelecek olan “Firuz”da da. Dolayısıyla romanları nasıl yazmaya başladığıma dair gönül rahatlığıyla genelleme yapabiliriz; başını ve sonunu bir seferde yazıyorum. Meselenin özü ilk andan itibaren açıkça önümde duruyor. Hikâyeyi oraya götürecek olaylar silsilesinde sürprizler olabiliyor elbette. O da oyunun en heyecanlı yeri galiba. Mesela “Adem Aynası”nda sonradan çıkan ve başta küçük bir rolü olan- bir karakter beni öyle bir cezbetti ki kitabın sonunda ben de şaşırdım. O karakter başta düşündüğüm duygunun ve finalin dışına çıkmamıştı ama o sonun gerçekleşme biçimi her zaman her şeyi kontrol edemeyeceğimi, sezgi dediğimiz şeyin sanıldığından çok daha büyük bir yer kapladığını bir kez daha hissettirmiş ve düşündürmüş oldu bana.
Meselenin özüne dönecek olursak... Romanın başı ve sonu ortaya çıkar çıkmaz (ki o esnada elimde bir başkahraman da oluyor elbette) bu yazdıklarımın bana ne hissettirdiğini, ne anlattığını düşünmeye başlıyorum. O kahramanı tanımaya ve anlamaya çalışıyorum. Çünkü anlatacağım şeyin kalbi orada atıyor. “Adem Aynası” bir yönüyle bütün bu durumu da anlatan bir roman. O yazı aleminde neler olup bittiğini söylüyor. O dünyanın içinden sesleniyor. Karakterle yazar ilişkisine kötü bir başlangıçtan ve seyirden bakıyor.

SEZGİ VE TASARI
Sezgi ve tasarı ilişkisine gelince... Sezgiden sonra tasarı geliyor diyebiliriz. Elimdeki cümlelere bakıyorum; kitabın başını ve sonunu oluşturan cümlelere. Oradaki temaları topluyorum ve anatemayı görmeye çalışıyorum. Bir gömü bulmuş gibi yani. O bulduğum şeyi iyi analiz etmeye çalışıp (bu da işin araştırma ve tasarlama kısmı oluyor) ondan sonra kendimi sezgilere bırakıyorum. Ama bu noktada evrenin çok iyi bir işbirlikçi olduğunu söylemem gerekir. Sanki bütün düzen ondan bir şeyler almamı, bir şifreyi okumamı istermiş gibi benim etrafında dönüp durduğum temalar ve anatema için kaynak sağlıyor.
İlk kitabım “Nar”da dünyanın doğusunda ortaya çıkan bir keder salgınından bahsedeceğimi anladığımda elimde pek bir şey yoktu. Kederden bir salgın. Önü, arkası bomboştu. Derken, tam bu ilk ve son satırların ortaya çıktığı günlerde, daha önce de çeviri yaptığım Cogito’dan arayıp Melankoli sayısı için makale çevirmemi istediler. Çevirdim. Tıbbın melankoliye nasıl yaklaştığını, bu duygu durumunun analizinde hangi evrelerden geçildiğini bu sayede o zaman öğrenmiş ve derinlemesine araştırmış oldum. O metin birçok kaynağa kolayca ulaşmamı sağladı. Tahmin edersiniz ki romanın çatısında oturan bu salgını nasıl yönlendireceğim konusunda epey talim yapmış oldum böylece. Bu en baştaki kusursuz teşvik için her zaman minnettar olacağım. Benzer bir durumu “Adem Aynası”nın sonunda yaşadım.

EN ZORU, İSMİYDİ
“Adem Aynası” bittiğinde, ondan sonra yazacağım üç romanın da ismi belliydi. Fakat, “Adem Aynası”nı bitirdiğimde uzunca bir süre romana isim bulamadım. Romana isim çıkarmak için içindeki temalara çalıştım bir süre. İşe yaramadı. Saatlerce editörüm Aylin ile konuştum. Yine aynı netice. Sonra birden, internette sözlüklerden birinde dolaşırken tamamen tesadüf eseri “Adem Aynası” tabiri çıktı karşıma. Aradığım bir şey olamazdı çünkü ne olduğunu bilmiyordum. Okuduğumda ise dehşete kapıldım diyebilirim. Çünkü benim küsuratıyla 400 sayfa anlattığım şeyin adının “Adem Aynası” olduğunu öğrenmiştim. Kitabın içinden tek bir satıra bile dokunmak zorunda kalmadan kitabın ismi gelip beni bulmuştu. Derhal büyük bir heyecan ve şaşkınlıkla, müşkülpesentliğine hayran olduğum editörüme mesaj attım bu ismi. “Sakın başka bir isim arama. Kesinlikle budur,” dediğinde bir kez daha ürperdiğimi hatırlıyorum. Bunun gibi yüzlerce an ve anı sayabilirim sanıyorum. Kısacası elinizi sanata bulaştırıyorsanız, sizi bu konuda destekleyen görünmez güçlerin olduğuna şüphem yok. Ayrıca ne yazarsanız yazın, ne kadar acayip bir kurgu yakalamış olursanız olun çok daha fantastik bir versiyonunun bu gezegende bir yerlede yaşandığına eminim.

Adem Aynası (İmzalı Kitap)Adem Aynası (İmzalı Kitap)

Ece Gamze Atıcı

Detay için tıklayın

Paylaş