VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Ağustos 2016 Pazar | Anasayfa > Haberler > Hayatı boyunca hiç seçim yapmayan bir kadının ani yolculuğu
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Hayatı boyunca hiç seçim yapmayan bir kadının ani yolculuğu

The Economist’in, “Bir başyapıt… Lessing’in yazdığı belki de en iyi roman” olarak yorumladığı “Son Aydınlık Yaz”, kırk beş yaşlarında, dört çocuk annesi bir kadının kendi yaşamını sorgulamasını mükemmel bir incelikle anlatıyor.

YONCA BOZTUNALI


Esaret mi, özgürlük mü daha ürkütücü?
“Ne öğreniyorsak oyuz!” diyor Doris Lessing. İngiliz yazarlar, yönetmenler, müzisyenler böyle oluyor işte… İnce ince, sade, yalın bir üslupla sizi on ikiden vurmayı başarıyorlar.
Bir uçurumun kenarında durup, geçmiş ile bilmediğiniz geleceğiniz arasında bir tercih yapmanız gerekse… Okuduğunuz ne bir gerilim, ne bir polisiye ne de nefes kesen, tarihi bir roman olacak bu kitabı elinize aldığınızda, bir kadının kendi iç hesaplaşmasını muazzam bir kurgu ve incelikle elinizden düşürmeden okuyacaksınız.
The Economist’in, “Bir başyapıt… Lessing’in yazdığı belki de en iyi roman” olarak yorumladığı “Son Aydınlık Yaz”, kırk beş yaşlarında, dört çocuk annesi bir kadının kendi yaşamını sorgulamasını mükemmel bir incelikle anlatıyor.

Yaşamın çeşitli aşamalarında insanoğlu kendini farklı biçimlerde sorguluyor. Gençliğinizde, çocukluğunuzda yaşadıklarınız, yaşayamadıklarınız ileri yaşlarda bir iç savaşa dönüştüğünde ise bir özgürlük mücadelesi ve öz eleştiri başlıyor... Romanın adı “Son Aydınlık Yaz” olsa da bir “uyanış yazı” olarak da düşünülebilir. Algıların açıldığı, farklı tecrübelerin deneyimlendiği yepyeni bir bakış açısı edinilen; bir “özgürleşme yazı” gibi...

Orta yaş bunalımı ve evlilik
Orta yaş dönemindeki bir insanın ama daha da ötesinde bir kadının iç dünyasında yaşadığı savaşın ne kadar toz duman yaratacağını berraklaştırmış Lessing. Her satırında kendi iç sorgulamanız da bir yandan mutlaka size eşlik ediyor kitapta. Daha genç yaştaysanız, “İleride ben de mi böyle hissedeceğim? Annem böyle mi hissetmişti,” diye aklınızdan geçireceğiniz kesin. Erkekler için giyim tarzını değiştirme, spor araba alma gibi dışa vurabilecekleri bu orta yaş dönemi bunalımının kadınlardaki yansımasını Lessing, kendine özgü, olağanüstü etkileyici bir solukta okunacak bir maceraya dönüştürmüş ve bir tablo gibi rengarenk boyamış.

Kimi zaman Woolf’un Dalloway’ini göreceğiniz Kate karakteri romanda öyle güzel anlatılmış ki, zihninizde, ses tonuna kadar canlandıracağınız bir kadın çıkıyor karşınıza. Diğer bir deyişle; Kate’i artık ışık geçiren bir cam parçası gibi, tüm düşünceleriyle saydam bir portre olarak tüm beyin hücrelerine, düşüncelerine, rüyalarına, umutlarına, huzursuzluklarına kadar tüm detaylarıyla içinize sindiriyorsunuz. Böylesi özel bir üslup elbette ki çeviri tuzaklarıyla dolu. Neyse ki Lessing’in sade dili bu konuda hata yapılmasını minimuma indirecek maharetlerle dolu. Romanlarında özellikle toplumsal yaşamın içindeki bireyin öyküsüne, kadın olmaya, özgürlüğe yer veren Nobel ödüllü Lessing; Londra, İstanbul ve İspanya’da geçen bu romanda büyüleyici sinematografik görüntüler canlandıran güçlü kaleminin tadını tam anlamıyla çıkarttırıyor okura. Romanda hikâye, bir duygu durumundan diğerine, bir yaşamdan diğerine, günümüzden geçmişe o kadar usta geçişlerle ilerliyor ki; paralel yaşamlar, farklı bakış açıları ve sorgulamalar iç içe geçse de, duru bir kılavuz eşliğinde keyifle ve merakla ilerliyorsunuz, zihniniz asla dağılmıyor.

Uykudan önceki kitaplar
2013 yılında yaşama veda eden ve arkasında unutulmayacak romanlar, hikâyeler bırakan Lessing, “Altın Defter” romanındaki “kadın” vurgusuna bu romanda, romantik ama sarsıcı bir şekilde, ailenin ve yaşamın içindeki kadının yerini ciddi biçimde sorgulayarak yer veriyor. Acı ve mutluluğun karışımı bir çocukluk geçirdiğini belirten Lessing, öykü yeteneğinde annesinin geceleri uykudan önce anlattığı hikâyelerin büyük etkisi olduğunu söylüyor. Dickens, Scott, Stevenson ve Kipling ile başlayan okuma serüveni D.H. Lawrence, Stendhal, Tolstoy ve Dostoyevski ile devam etmiş. Kendine has üslubunun bu denli belirgin olması da belki de bunca farklı yazardan çok iyi bir şekilde özümseyerek yarattığı kendi dilinin orijinalliğidir. “Son Aydınlık Yaz”da evlilik kimi zaman boğucu, heyecansız, sıradan ve keyifsiz bir zaman kaybı şeklinde sorgulanırken, kimi zaman huzur veren, koruyup kollayan, dinginlik veren bir sığınak gibi öyle güzel anlatılmış ki, iki evlilik yapmış, iki çocuk annesi Lessing’in, hayatından çok iyi gözlemlerle, tam da gerçek yaşanmışlıklara özgü pek çok detayla işlediğini görerek şaşkına dönüyorsunuz.

Toplumsal yargılar, geçen yıllar…
Lessing, insanın yaşama huzurla devam etme sürecinde çevrenin, toplumsal yargıların önemine değinen bir yazar. Hayata güzellikle, beğenilerek başlayan bir kız çocuğunun sonunda bir kadın olup evlenince değişen hayatı, çocukları olunca daha da farklılaşan yaşamı ve sonrasında orta yaşa girdiğinde kendini bir anda uçurumun kenarında hissetmesiyle, birdenbire karşısına çıkan farkındalıkla sürüklenişinin romanı bu. Bir kadının artık genç olmadığının birdenbire kendi içinden yükselen sesle farkına varması, etraftaki bakışlarla yüzüne yüzüne çarpması, çocuklarının artık ona ihtiyacı olmadığının bir yemek masasında ani bir ergen öfkesiyle küstahça dışa vurulması… Eşinin, sorumluluklarını ve işini bahane ederek uzaklaşma hakkını bir an için kendinde de görerek özgürlüğe yelken açması ve fakat özgürlüğün dehşetiyle yalpalayarak ilerlemesi.. Hayatında aslında hiç seçim yapmadığını fark etmesi… Bir anne olarak yaşadığı suçluluk, düzenli hayat özlemi ve yorgunluk….
Kısacası Lessing, Kate karakterinden yola çıkarak ciddi ama basit bir şekilde iç dünyayı, aile yaşamını, evliliği sorgularken bir yandan da güvenli ve düzenli bir hayatın hapsedici ve özgürlükleri kısıtlayıcı yanıyla insanın yaşadığı buhranları farklı açılardan gözler önüne seriyor. Sıcak bir yaz öğleden sonrasında bütün ailenin yaz planlarına bir anda Kate’in beklenmedik yolculuğu eklenince sorularla, şaşkınlıkla dolu bir yolculuk hikâyesi başlıyor. Kendinden çok genç biri ile İspanya’ya gitmeye dek uzanan bu sürpriz yolculuk, aslında Kate için kendi içine bir yolculuk anlamına geliyor. Şehirler, ülkeler, insanlar ve hastalıklar sonrasında Kate sorularına istediği cevapları bulabilecek mi? Yolculuğun sonunda tanıştığı -gençliğine, bazen de kızına benzettiği- Maureen ona, “Evlendiğin için pişman mısın,“ dediğinde verdiği cevap ise Kate’in yaşamındaki gelgitlerin en güzel ifadesi oluyor. Bunun cevabı da kitapta ve etrafınızdaki yaşamlarda.



Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam