VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Nisan 2013 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Hayatıma giren tüm erkekler bir arada
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Hayatıma giren tüm erkekler bir arada

“Tuhaf Bir Kadın”dan 42 yıl sonra bu kez “Tuhaf Bir Erkek”in hikâyesini kaleme aldı Leyla Erbil. Yazar, Komet’in resimlediği romanındaki erkek karakter için “Her insanın içinde bir sürü başka insan olduğunu düşünüyorum. Buradaki adamda da öyle. Romanda bir kişi yok” diyor.

HANDAN ÖZSOY
handan.ozsoy@ntv.com.tr


Özgün, özgür, ayrıksı, sınır tanımaz, devrimci... Bunlar Leyla Erbil’i anlatan kelimelerden sadece birkaçı olabilir. Onunla konuşmak üzere evine yürürken bunları düşünüyorum. Biraz da telaşlıyım. Nasıl bir konuşma olacağını merak ediyorum; bu kadar büyük bir yazara neler sormalıyım, ne konuşmalıyım...
Kapı açıldığında sıcak, samimi ve dünya tatlısı bir kadın çıkıyor karşıma. Buket Aşçı’nın da gelişiyle muhteşem bir pazar buluşmasına dönüşüyor ortam. Erbil’in ağzından, aşktan yazarlığa tadımlık ama unutulmaz cümleler dökülüyor.

Leyla Erbil, 1971’de kadın olmanın zorluklarını konu etmişti ilk romanı “Tuhaf Bir Kadın”da. 42 yıl sonra bu kez “Tuhaf Bir Erkek”le karşımızda. Daha cesur bir kalem, benzersiz durulukta bir Türkçe ve acı/acıtıcı bir Türkiye fotoğrafı koyuyor önümüze. Komet’in resimlediği roman tıpkı Leyla Erbil gibi yaşadığı kalıpları kırmak, başkaldırmak isteyen Nermin’in hikâyesini anlatıyor. Hurşit, Zurşit, Kürşit ya da Bünyamin... Bunlar Leyla Erbil’in yaşamının süzgecinden geçerek yeni romanına konuk olan tuhaf erkeklere verdiği isimler. “Tuhaf Bir Erkek” bunların hepsinin toplamı aslında. Çünkü ona göre bir insanın içinde birçok insan var.

Bu isim değişikliklerini nasıl okumalıyız?

Her insanın içinde bir sürü başka insan olduğunu düşünüyorum. Buradaki adamda da öyle; Hurşit’ler, Kürşitler, Bünyamin’ler. Romanda bir kişi yok, ilk aşkım Buğra Kaptan da var, hayatıma giren ya da gözlemlediğim bütün erkekler de.

Bu arada Bünyamin demişken, hava durumu sunan Bünyamin Sürmeli mi?

Evet. Pek TV izlemem ama evet Bünyamin Sürmeli’yi izliyorum. Onu izlemek hoşuma gidiyor. Ondan esinlenerek koyduğum bir isim.
Biz kadınların erkekleri anlaması zor mu?
Erkekler kendilerini anlamıyor ki biz anlayalım. Genelde annelerine çok düşkün oluyorlar. Ona sadece kadın olarak değil annesi gibi de davranmak gerekir. Buna rağmen fazla ilgiden de sıkılıyorlar. Onlara yüz vermeyen tiplere daha çok kulak asıyorlar. Aşk maşk kalmadı içimde. Bir adamı sevemem bundan sonra.

İlk aşkınız Buğra Kaptan’a dönelim? Nasıl hatıralar var?

Ona “Yakışıklı Otello” diyorum. Babam gemilerde çarkçıbaşıydı. Buğra da stajyer kaptandı. Onu sevdim, o da beni. Babam istemedi, vermedi kızını. O yıl üniversiteye girdim. Üniversitede erkek dolu. Peşime de düştüler. O zaman güzelce bir kızım. Unuttum gitti Buğra Kaptan’ı. Seneler sonra kafama girdi. “Meğer ben bu adamı sevmişim” diye düşündüm. Tabii yaşanmamışlık da ukde bırakıyor insanın içinde.



“Hiçbir yerde insan kendi gibi olamaz” diyorsunuz. Türk toplumunda yetişen erkeklerin durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Onlar da mı kendileri gibi olmakta zorlanıyor?

Türkiye’de mahalle ve din baskısı altında ezilen erkekler de kendileri gibi olamıyor. İslamın biat etme kültürü, eleştirel aklın olmayışı, sürü kültürü bizde özellikle kadının eziyet görmesiyle sonuçlanıyor. Kadının üstüne kurulmuş bir baskı var. Erkeğin fiziki hakim olma gücü her şeyi bitirmiş. Toplum kadına uygulanan bu zulümle ilerleyemez. Entelektüel kesimde bu biraz hafifilemiş gibi. Belki ilerde daha iyiye gidecek.
“Tuhaf Bir Erkek”te yine sert bir dil kullanıyorsunuz. Yine sınırları aşıyor, kalıpları değiştirmek için uğraşıyorsunuz...
Bu bir seçimdir. Kendimden önceki şeylere karşı koymaktır. Felsefemde başkaldırma hem öz olarak hem biçim olarak çok önemli bir yer tutar. Kadın olarak doğamda da bu var. Türkçe’nin kalıplarını değiştirmek için çok uğraştım. Yaptığım şeyler kolayca kabul edilmedi. Kendime özgü bir çizgide gittim. Yapılı olandan kaçtım. Kendi gözlemlerim ve çevremden etkilendim. Başkalarının yaptıkları beni ancak bir miktar beslemiş olabilir.

Bu dili oluşturmanızda kimler etkili oldu?

Önceki konuşmalarınızdan Sait Faik ve Vüsat O. Bener’i hatırlıyorum...
Ne yapmak istediğini sezersiniz Vüs’at Bener’in. Uzun uzun anlatımlar, peyzajlar yoktur. Ekonomiktir her şey. Asıl hedefini belirler ve oraya doğru gider. Benim de edebiyatımda savrulma, dağılma, peyzaj hikâyeleri kaçtığım şeyler. İnsanı yakalamak, insanın içindeki o ne olduğu belirsiz özü bulmak üzerine yazıyorum. Daha nötr kalıyorsun. Geçmişe ve birikimlerine
bakıyorsun. Ne görüyorsan onu yazıyorsun.

KEŞKELER YOK İÇİMDE

“Bu roman hiçbir ödüle aday olmamıştır” cümlesiyle başlıyor romanınız...

Evet, bugüne kadar bana bir yayınevi ya da bir kurum tarafından verilen ödülleri reddetmedim. Ama kendim hiçbir ödüle katılmadım. Sadece “Gecede” ile bir ödüle başvurmuştum. O kitaba ödül verilmedi. Halbuki o kitap o döneme bayağı yenilik getiren bir kitaptı ve görülmesi gerekirdi. Ödül jürisine güvenmedim ve “bundan sonra katılmam ödüllere” diye karar verdim.
Kitabınızın tanıtımı şu sözlerle yapılıyor: “Bütün acılara karşın hayat içimize bir nota bırakır ya en bitik günümüzde direnme notasını bir zarfa mı koyar bir deniz çırpıntısıyla mı savurur yüzümüze neşe üşüşür hayatımıza birden güç aşılar iyi güçtür baş eğdirmeyen umut altın kafesinden çıkıverir dolaşır tepemizde...”

Ne kadar olumsuzluklar üzerinde konuşsak da, tanıtım yazısındaki gibi hep umut dolu gördüm sizi. Yaşadığınız her anı bir armağan gibi yaşıyorsunuz adeta...

Çok yaşadım, iyi yaşadım. Aşkı da dolu dolu yaşadım. Geçmişe yönelik keşkeler yok içimde...
Kitaplarınıza gösterilen ilgiyi nasıl buluyorsunuz?
Eskiden kitaplarım çıkıyordu, bırakın gazeteleri kimse bakmıyordu. Bir ayağım çukura düştükten sonra kitaplarımın peşine düştüler.

Kitabınızda Komet’in resimleri de var. Nasıl bir çalışma oldu?

Komet’in çalışmalarını çok beğeniyorum. Bana her zaman esin kaynağı olmuştur. Resimleri görünce kullanmak istedim. Güzel bir sonuç çıktı ortaya.

Paylaş