VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Haziran 2017 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Hayatımızın içinden bir tutam hikâye
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Hayatımızın içinden bir tutam hikâye

Taze öykücü Dilek Türker, “Avucumda Çimen İzi” adını verdiği ilk öykü kitabıyla edebiyat dünyasına sıcak ve samimi bir “merhaba” diyor.

MİNE AKVERDİ DENKTAŞ



Eski semt pazarları, kalabalık aileler, ikindi sessizlikleri, akşam serinlikleri, sarmaşıklı duvarlar, terden kenarları ıslanmış bebek şapkaları, anneannelerin yumuşak ve büyük elleri, sokak gezmeleri, vitrin bakmaları ve başka bütün güzellikleriyle çocukken çıkılan uzun yaz tatilleri.
İçeriden gelen tanıdık sesler bana bunları hatırlattı...”

33 yaşındaki Dilek Türker’in ilk öykü kitabı olan “Avucumda Çimen İzi”nin öykülerinden biri işte bu sözlerle başlıyor. Ama bu sözlerin taşıdığı duyguyu kitabın tamamında hissetmek mümkün. Zira taze öykücü Türker’in hayatın içinden, naif ve samimi öykülerinin satır aralarında kendi ailelerimizden, evlerimizden, çocukluklarımızdan, mahallelerimizden izler çıkıyor karşımıza. Ve bu öyküler eskinin masum ve içten dünyasını ne kadar özlediğimizi hatırlatıyor bize. Dilek Türker, “Avucumda Çimen İzi” ile edebiyat dünyasına sıcak, dostane bir gülümsemeyle ilk adımını atıyor.

Neden öykü yazmayı seçtiniz? Öykünün sizin için cazibesi nedir?
Yazmaya kısa anlatılar ve senaryo çalışmaları ile başladım. Bu sırada edebiyatla iç içe olabilmek adına Yekta Kopan’ın yazma atölyesiyle yolum kesişti. Hayatımın en büyük şanslarından biridir o atölyeye katılmak. Orada öykünün bir tür olarak anlatmak istediklerime uygun düştüğünü gördüm. Üstelik bu ilk şevkle yazmaya devam ettikçe hikâye anlatmak ve özelde öykü yazmakla ilgili hem teknik hem duygusal başka yeni bağlar kurdum. Böylece şimdi bu röportajı yapmamıza vesile bir kitap çıktı ortaya.

Birinci tekil şahıs anlatım, öykülerinize otobiyografik bir hava veriyor. Öyküleriniz sizden ne kadar besleniyor?
Yazdıklarım ne bütünüyle otobiyografik ne de yoktan var edilmiş kurgusal şeyler… Bende bir hikâye anlatma isteği doğuran, kimi zaman da belli bir durumu hikâye etme isteği uyandıran şeylerin ilk ilhamı, kıvılcımı genelde bir yaşanmışlıktan kaynaklanıyor ama geri kalan her şey tamamen yazınsal bir süreçte yoktan var oluyor.

Kök salacak yer arıyorum

Kendinizden biraz bahseder misiniz?

1984, Adana doğumluyum, ama Ankara’da büyüdüm. Hukuk Fakültesi mezunuyum. Altı yıldır İstanbul’da yaşıyoruz. Kadıköy doğumlu on beş aylık bir kızımız var. Şehirler, semtler, mekânlar benim için önemli. Bir ara öğrenci değişim programıyla İtalya’nın Bologna şehrinde yaşadım. Dünyada en sevdiğim yer orasıdır. Ankara ve Adana’nın yeri ayrı bende. İstanbul’u değil ama Kadıköy-Moda’yı da çok seviyorum. Şimdi buradan da taşınıyoruz, başka bir yerde yaşamaya başlayacağız. Anlayacağınız kök salmak için mutlu olacağım yer arayışındayım. Orayı bulana kadar da sevdiğim her yeri özlemeye devam edeceğim.

Öykülerinizde memlekete, aileye, çocukluğa, masumiyete, içtenliğe özlem, bunların yitip gittiğini hissetmenin burukluğu var. Neden bunları özlüyoruz dersiniz? İnsanların bu duyguları kaybettiğini mi düşünüyorsunuz?
Evet, masumiyet, içtenlik… Bunları kaybettiğimizi düşünüyorum. Birisi bu eksikliği belli bir yaşta hissetmenin normal olduğunu ya da her kuşağın kendince bir nostaljisi olduğunu iddia edebilir. Belli ölçüde haklıdır da. Ama son 10-15 yılda yaşanan değişimin hızı ve yönü bence maziyi bu denli özlemle anmamız için bize çok sebep veriyor. Günümüz dünyasında kötü ve bayağının sesi her zamankinden daha çok çıkıyor ve hem yerel hem küresel anlamda kaygı duyulacak şeyler hiç bitmiyor. İnsanlığın açlık, göç, terör gibi çok büyük sorunları var. Ama bir yandan da şimdi bir aradalığı ve iyimserliği çoğaltmak için elimizde olan araçlar her zamankinden daha fazla. Güzel olanı hatırlayarak geleceği yeniden inşa edebiliriz belki de.

Yaşam sevinci ve keder arasında ince bir sınır var

Öykülerinizde çoğunlukla kadınlar başrolde; karmaşık portrelerle karşımıza çıkıyorlar. Kadınlar sizin gözünüzde nasıl varlıklar?
Kadınları anlatmayı daha çok seviyorum. Geçenlerde bir kadın tanıdığım şöyle dedi durup dururken: “Bir sevinç vardı eskiden. Şimdi çocuklar bile sevinmiyor. O zaman biz yeni bir elbise giysek bile sevinirdik.” Bir adamın ağzından böyle sözler kolay kolay dökülmez. Onların ayrı dertleri var. Çok büyük dertleri var hatta ama kadınlar alıp o dertleri de un ufak ediyor, başka bir dünyanın mümkün olduğunu gösteriyorlar. Tarihsel ve gündelik mücadelede kadınların hep hayatta kalma içgüdüsüyle hareket ettiklerini ve bu içgüdünün onlara yaşamı dönüştürme, güzelleştirme ve başka bir gözle görme becerisini bahşettiğini düşünüyorum. Şifacılar, çünkü hep hayatlarına kast eden bir sistem var. Dahası şifa dağıtırken komik olmayı da ihmal etmiyorlar. Benim annem, teyzelerim bir araya gelince atlatılmayacak bir şey olmaz. Nasıl yapıyorlarsa kumpanya gibi yaşıyorlar. Üstelik bir sürü dertleri de var. Ben yazarken yaşam sevinci ve keder arasında incecik bir sınır var, o noktada ağlayasım geliyor, coşkudan mı üzüntüden mi bilmiyorum. Bu ruh halimi de en iyi kadın kahramanlar anlıyor.


Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Ağustos 2017 Yıl : 13
Sayı : 162