VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
11 Kasım 2018 Pazar | Anasayfa > Haberler > Hayatın acılarını yazmam için evimde yaşanıyor olması gerekmiyor
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Hayatın acılarını yazmam için evimde yaşanıyor olması gerekmiyor

“Yok Olma Kılavuzu” ve “Tuhaf Hikâyeleri Sever misiniz?” kitaplarının yazarı Ece Erdoğuş yeni romanı “Her Şeyi Baştan Anlat”ta bir akıl hastanesi üzerinden aslında insanlığın kanayan yaralarına işaret ediyor.


İPEK CEYLAN ÜNALAN



Bir akıl hastanesi düşünün. Mültecisi de, enseste maruz kalanı da, aşığı da, fakiri de, acizi de orada. Deliliğin merkezi olarak bilinen bu hastaneler de aslında hayat mağduru insanların toplanma, sığınma yeri. Her türden acıyı bir araya getiren bir yer aynı zamanda. Romanlarıyla tanıdığımız Ece Erdoğuş, Cahit Sıtkı’nın yolun yarısı olarak nitelendirdiği 35 yaşındaki bir kadının, Özlem’in yaşamından bunalarak kocasını terk edip aşık olduğu adama kaçışıyla nasıl bir deliliğin içinde bulmasından yola çıkan bir hikâye anlatıyor. Ve bu hikâyenin yolu her kesimden acıyı barındıran bir akıl hastanesine düşüyor. Kimi kavuşamadığı sevgilinin özlemiyle çıldırmış, kimi yangında kaybettiği çocuklarının acısıyla gerçeklik duygusunu yitirmiş bu insanlar Özlem’in dünyaya ve kendine bakışını değiştirebilecek midir? Özlem takıntı haline getirdiği adamdan kurtulup yepyeni bir yaşama yelken açma gücünü kendinde bulabilecek midir? Hayatı sil baştan yaşamak ne kadar münkündür? Ya da temyize çekmek? Erdoğuş, merkezine deliliği koyduğu romanında geçmiş ve gelecekle yüzleştirmekle kalmıyor okuru, aynı zamanda çaresizliklerimizin nasıl kurtulabileceğimizi de gözler önüne seriyor.



Geçen sene VatanKitap’a bir yazı yazmış “Deliliğimden ancak yazarak kurtulabilirdim” demiştiniz. Yeni romanınız “Her Şeyi Baştan Anlat” bir akıl hastanesinde geçiyor. Neden bir akıl hastanesi sizin hikâyenizin odak noktası?
Her şeyden önce ben ‘deliliği’ ve ‘deli olma hali’ni çok önemsiyorum. Hayatın insanı/insanları nasıl delirme noktasına getirdiği sorusu fazlasıyla ilgimi çekiyor. İkinci kitabım “Yok Olma Kılâvuzu” bir intihar mektubu gibi okunabilecek bir romandı. Orada deliliğin sınırında dolaşan, böyle zaman zaman ataklar yaşayan genç bir adam vardı. Sonrasında, “Tuhaf Hikâyeleri Sever misiniz”de, baş kahraman Jaklin’di. Ve Jaklin, akıl hastanesine girip çıkmış bir kızdı. Orada aslında bu kitabın bir provasını yapmışım farkında olmadan. Yani o kadar sevdim ki akıl hastanesini anlatmayı. Ve Jaklin kahramanını da çok sevdim. Ve ondan sonra onun için de tükenmediğimi fark ettim. Yani ben bir akıl hastanesi romanı yazmalıyım ve yazdım!

Peki bu kitapta da akıl hastanesi, bilinçli bir alan mıydı hikâyenizi anlatmak için?
Tabi bilinçli bir alandı. Nermin Mollaoğlu ile bir önceki kitabımı konuşuyorduk. Akıl hastanesindeki bölümlerinden çok etkilendiğini söyledi ve “Keşke akıl hastanesinde geçe bir roman yazsan” dedi. Fikri güzel buldum ama bir aşk hikâyesi anlatmak üzere oturdum masama. Ama ben yazarken romanın ana kahramanı Özlem delirdi! Ve sonra Nermin’in söylediği fikir geldi bir anda aklıma. Hikâye böylece akıl hastanesinde geçen bir romana dönüştü.

Dediğiniz gibi roman aslında, elinde bavulu ile aşık olduğu adama kaçan evli bir kadının, Özlem’in evden kaçış hikâyesiyle başlıyor. Romantik gibi başlayan bu kaçışın yolu, bir reddediliş ile akıl hastanesine düşüyor. Nasıl oluyor bu?
Aslında romanın başkahramanı Özlem’in evinden, kocasından kaçması onun delirme noktasına ne kadar yakın olduğunun da göstergesi. Ancak evden kaçarak bu delilikten de kaçmaya çalışıyor. Hayatının gerçekleri ise onu akıl hastanesine götürmekten alıkoymuyor.

Romanda otuzdan fazla karakter var; bir aşığın trajedisi, mültecilerin dramı, hayat koşullarının yıkıcılığı, üvey aile, ensest mağduru. Bu romanda hayatın çarpıklıkları bir araya getirmiş onca insanı. Bu anlamda siz aslında hayatın o gerçeklerinden beslenen bir derdi olan bir yazarsınız. Ne dersiniz?
Her şeyden önce derdi olan bir yazar olmak isterim. Çünkü hayatın çarpıklıkları çok etkiliyor beni. Mesela o Suriyeli insanların yaşadığı durum, onların yaşadığı o dram sonra ensest olayı, işte bir tarafta o karı koca hikâyesi, bunlar bizim acılarımız. Bizim acılarımız yani. Benim evimde olması gerekmiyor bunun. Ve ben yazabiliyorsam, elimde kalem varsa bunu anlatmaya, buna gidiyor kalemim. Bunu anlatmak istiyorum.

İnsan hayat hikâyelerinin perde arkasını orada aramak ya da oradaki insanların hayat hikâyelerinin perde arkasını anlamlandırma, yorumlama isteği gibi sanki.
Düşünsenize sokakta yürürken onlarca insan geçip gidiyor yanımızdan. Ben o insanların nasıl yaşamları olduğunu düşünürüm hep. Neler yaşadıklarını, nasıl hayatlara sahip olduklarını, acılarını, sevinçlerini, hüzünlerini. Sokakta kalmiş bir adamın gerçek hikâyesini duyarım mesela birinden; şaşar kalırım. Bu romanda da akıl hastanesini bu yüzden seçtim: bambaşka hayatları bir arada tutabileceğim bir mekân olarak burayı gördüm çünkü.

Bir de ikizi var Özlem’in, iç sesi. O nasıl yaratıldı?
Özlem’in ikizi Özlem’in aslında sağduyusu. Özlem’e; “Ya saçmalama Özlem, Salih seninle dalga geçiyor. Kendi egosunu okşuyor sadece senin üzerinden. Deli misin sen? “ diyor. Onu aslında kendine getirmeye çalışan bir şey gibi tarafı gibi.

Sizde de böyle midir durum olaylar karşısında? Bir durup dinler misiniz iç dünyanızı?
İç sesimi de dinlerim ama duygularım çok daha önemli benim için. Bir o kadar da mantıklı, sağlamcı bir insanımdır. İnsan ilişkilerinde daha kendimi tutmaya, daha sakin olmaya çalışmaya, düşünerek konuşmaya, hiç kimsede en ufak bir kırıklık, böyle bir şey yaratmamak için uğraşmaya başladım zaman içinde.

Bir röportajınızda Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları hastanesinin bahçesine bakan bir evde oturduğunuzdan bahsetmişsiniz. O dönemden itibaren akıl hastanelerinin ilginizi çektiğini söyleyebilir miyiz?
Evet, evimiz hastaneye bakıyordu. Bilinçaltıma işledi bence. Lise son sınıftayken en büyük hayalim oyuncu olmaktı. O dönem Ferhan Şensoy’un Orta Oyuncuları’nda oyunculuğa başladım. İlk profesyonel oyunum Vişne Bahçesi diye bir oyun. Sürekli provaya gidip gelmek zorundayım. Ama lisedeym henüz ve devamsızlık yapma haklarımı tükettim. Bir hastaneden rapor almam gerekiyordu.Ne yapayım ne yapayım diye düşündüm, akıl hastanesine gitmeye karar verdim rapor almak için! Çok merak ediyorum çünkğ nasıl bir yer diye. Gittim. Şöyle bir gezdim. Ama rapor falan istemedim tabii. Gerisin geri evime döndüm.

Hayat temize çekilince kurtulabilir

Özlem, akıl hastanesinde yaşadıklarından sonra hayatını temyize çekmeye karar veriyor. Peki bir hayat temize çekilince kurtulur mu?

Evet, bence bir hayat temize çekilince büyük oranda kurtulabilir. Bu romanda da temize çekmek kurtarmakla eş anlamlı oldu benim için. Kötülükleri geride bırakmak ve hem dünle hem bugünle barışmak. Çünkü geçmişin yükünden kurtulmak, yola devam edebilmek için en gerekli şeydir. Her insanın hayatında kötü dönemler vardır; insan o dönemleri geride bırakabiliyorsa özgürleşir.

Paylaş