VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Mart 2018 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Haykırışın rengi hangi tondur?
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Haykırışın rengi hangi tondur?

Komünizmin çöküşünün ardından Rusya’da yaşamanın nasıl bir tecrübe olduğunu ele alan “İkinci El Zaman” kitabıyla 2015 Nobel Edebiyat Ödülü’nün sahibi olan Svetlana Aleksiyeviç, yeni kitabı “Çinko Çocuklar”da Sovyet -Afgan Savaşı’nın perde arkasını, tanıklıklar eşliğinde çarpıcı bir şekilde anlatıyor.

NURSEL CALAP

Sovyet -Afgan Savaşı sırasında yaşananları ve gizlenenleri çarpıcı bir tarzla anlatan” Çinko Çocuklar”, geçen ay Kafka Kitap etiketiyle yayımlandı. Şu günlerde özellikle okunması gereken “Çinko Çocuklar’”n yazarı Svetlana Aleksiyeviç 2015’te Nobel Edebiyat ödülünü, Türkçeye “İkinci El Zaman” olarak çevrilen eseriyle almış. Tıpkı bu eserdeki gibi çok farklı bir tarzla anlatan Aleksiyeviç’e ödül, yeni bir edebi tür yarattığı gerekçesiyle verilmişti.

Tarihinde roman kurgusu dışındaki eserlere nadiren verilen bu ödülü Bertrand Russel ve Elias Canetti gibi yazarlara vermiş olsa da İsveç Akademisi’nin Aleksiyeviç’e 2005’te Nobel Edebiyat Ödülü’nü vermesi oldukça ses getirmişti.
“Çinko Çocuklar” ve kitaptan uyarlanan oyun sebebiyle, yaklaşık on yıl süren Sovyet - Afgan Savaşı sırasında hayatını kaybedenlerin aileleri, yazara dava açmış. Kitabın sonunda süren davalarla ilgili olarak ailelerin suçlamaları ve savunmalar hakkında bir bölüm yer alıyor.

Çocuklarının yaşlılara ve çocuklara merhamet göstermeksizin dâhil oldukları savaşta, ölüm robotlarına, yağmacı ve uyuşturucu bağımlısına dönüştüğünün anlatıldığı söylenerek, askerlerin ailelerinin onur ve haysiyetlerini kırdığı gerekçesiyle açılan dava ve aileleri böyle bir dava açmaya motive eden durum da tartışılıyor bu son bölümde.

“Vatan ardında yüce ülküler olmadan en iyi çocuklarını ölüme gönderir mi hiç?”

Geride kalanların sesi
Kendilerine konuşma fırsatı verilmeyen, katıldıkları savaşa ne olduğunu anlamadan gittikleri halde bulundukları yerin ne kadar sıcak olduğundan bahsetmeleri bile yasaklanan askerlerin, onların ailelerinin ve geride kalanlarının sesi “Çinko Çocuklar”.

Afgan halkının refahı için oraya gönderildiklerini, yollarını okullarını, çadırdan evlerini klozetli yapılarla değiştirmek ve refah sağlamak için oraya gideceklerini sanan on beş bin kadar askerin öldüğü, on binlercesinin yaralı döndüğü Sovyet - Afgan Savaşı, beş yüz bini aşkın Sovyet keşif erinin, piyadenin, pilotun, subayın, cephede ve cephe gerisinde yer alan cerrahların, sağlık görevlilerinin doğrudan tanıklığıyla tarihte bambaşka bir yer aldı.

Geride kalanların da trajedileriyle çok büyük bir acı yumağına dönüşen bu savaşla ilgili olarak en acı söylemlerden biri de şu:

“Haykırışın rengi ne tonda? Lezzeti nasıl? Peki ya kan ne renk? Hastanede kırmızı, kuru tozda boz, akşam vakti kayalıkta koyu lacivert…”“İnsanı insanüstü sınavlara sokmayın. Bunlara dayanamaz.”

Oğlunu özenli ahlaki değerleriyle gözünden sakınarak büyüten ailelerin askere yolladığı bu çocukların çoğu neden oraya gittiğini bile bilmiyordu. Kimi dönmek için sarılık olmuş askerlerin idrarını içerek kendini hasta etti, kimi benzer bir sebep yaratmayı aklının ucuna bile getirmeyerek kahraman olmak için savaştı.
Şarjördeki son kurşunu kendisi için saklayarak siperde yer alan bu askerlerden geriye dönebilenler içinse yaşam oradakinden bile korkunç bir hale gelmişti. Savaşta gözlerini kaybeden bir askerin gecelerden nasıl korktuğunu okuyup, onun rüyalarında kör olmayışından etkilenmemek mümkün değil.

Ya da iki bacağını da diz üstünden kaybeden bir askerin, dizleri yerinde olsa ve çağırılsa yeniden Afganistan’a gitmekte bir an bile tereddüt etmeyeceğini okuyunca, uğruna savaşılanın vatan, ülke ve ülkülerden çok bireysel aidiyet olup olmadığını sorgulamamak...

Ne uğruna savaşılırsa savaşılsın, savaşın her şeyi değiştirdiğini anlatan kitabın her satırında yazarın okuru çağıran bambaşka tarzına kapılmamak elde değil. Kendinizi aptalca kahramanlık peşinde koşan askerlere kızıp, ailelere de yürekten acırken bulmamanız da imkânsız hale geliyor kitabın sayfalarını çevirdikçe.

“Kadın Yok Savaşın Yüzünde”, Nobel Ödülünü aldığı “İkinci El Zaman” ve “Çernobil Duası” adlı kitapları da aynı yayınevinden okura sunulan Svetlana Aleksiyeviç’in konuşturduğu insanlar daha önce yaşadıklarını da hislerini de böyle duru anlatmasına izin verilmeyen insanlar…

“Canım oğlum, hayatımın güneşi oğlum,” diyerek askere yolladığı oğlunun tabutunu açmasına izin verilmeyen bir anne, çocuğunun üzerine ne giydirilerek toprağa verildiğini asla bilemeyişi, ancak kendi cümleleriyle bu kadar etkileyici anlatılabilirdi. Savaştan çinko tabutlar içinde gelen cesetlerin bulunduğu uçakların, bu cesetlerin yanındaki yüklerinin deri ceket, parfüm, saat olduğunun bilmenin verdiği “saçmalık” hissi de aynı şekilde sadece kolunu bacağını; hayatının değerini kaybederek o uçakla dönen insanlar tarafından anlatılmalıydı belki de.

“Bazıları unutana kadar içmek, bazıları yaşamak isterdi, bazıları ise alacakları rütbeleri ve kazanacakları nişan ve madalyaları düşünürdü.”

Ölse de ölmese de savaştan geri dönenlerin ve yakınlarının bu kadar yakından ve tüm gerçekliğiyle dinlenmesi/okunması ancak belki şimdi savaş kavramına başka türlü bakılmasını sağlayabilecek güçte olabilir. Herhangi bir sebeple herhangi bir yere, sadece öyle karar verildiği için gidip, ne yaptığını aslında pek de bilmeyerek “savaşan” askerlerin hepsinin içinden geçenleri ve korkularını, hayallerini, değişen amaçlarını ve insanlıktan nasıl uzaklaştıklarını anlatan böyle bir kitap sadece yakın geçmişe dair bir sözlü tarih çalışması değil, tam bir insanlık yüzleşmesi.

“Çinko Çocuklar”, savaşa kurban edilip kayıt altına alınan hayatların spekülatif yansımasından ve kahramanlık hikâyesinden ibaret birer unutuluşa dönüşmesinden korkmaya dair derin bir bakış.


Paylaş