VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Nisan 2014 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Hem özgürlük hem de işgal silahı olarak basın
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Hem özgürlük hem de işgal silahı olarak basın

Onur Öymen’in “Bir Propaganda Silahı Olarak Basın” kitabı adından da anlaşılacağı üzere basının hükümet ve devletler tarafından nasıl bir silah olarak kullanıldığını Türkiye ve dünyadan örneklerle anlatıyor.

Barış Emrah

"Bir Propaganda Silahı Olarak Basın” okuduktan sonra anlıyoruz ki, basının kelimenin tam anlamıyla bir “savaş silahı” olabileceğinin keşfi ise II. Dünya Savaşı’na denk geliyor. Zira bu dönemde Öymen’in kitapta da belirttiği üzere “medyaların bir diplomasi silahı olarak kullanılmasının en çarpıcı örnekleri II. Dünya Savaş’ı sırasında yaşanıyor. Mesela Nazi Almanya’sında Yahudi Soykırımı’nın toplum tarafından kabulünde basının rolü ortaya çıkıyor. Öyle ya sık sık sorduğumuz o sorunun bir yanıtı olmalı; “Naziler soykırımı yaparken Alman halkı buna nasıl ‘evet’ dedi, ya da itiraz etmedi.” İşte bu sorunun yanıtını basının bir “ikna silahı” olarak kullanımında görüyoruz.
Ne mutlu ki, II. Dünya Savaşı sırasında basın sadece bir insanlık ayıbı için kullanılmamış. Alman İşgali sırasında Fransa direnişinde BBC kelimenin tam anlamıyla bir özgürlük mücadelesi vermiş. Çünkü De Gaulle o sırada İngiltere’dedir. Bu özgürlük silahını tek kullanan elbette Fransa da değil. Pek çok ülke medyalar aracılığıyla, işgal altındaki halkların direniş ruhunu canlı tutulmayı başarmış.

Öyle ya da böyle basın II. Dünya Savaşı sırasında “bir silah olarak” keşfedilmiş. Bu açıdan kitaptaki bu iki örneği alıntılamak önemli olacaktır. Yani “Yahudi Soykırımı ve Alman Gazetecileri” ile “De Gaulle’ün BBC’yi bir direniş aracı olarak kullanmasını.”


YAHUDİ SOYKIRIMI VE ALMAN GAZETECİLERİ
“26 Ekim 1938 tarihinde gizli servis Gestapo’nun başındaki Heinrich Himmler, Almanya’da yaşayan Polonyalı Yahudilerin sınır dışına sürülmeleri emrini verdi. Birkaç gün içinde Almanya’da yaşayan 18.000 Polonyalı Yahudi ülkelerine sürüldü. Bu ilk büyük Yahudi sürgünüydü. Bundan birkaç gün sonra, sürgüne gönderilen anne babasının intikamını almak isteyen Herschel Grynszpan adlı bir Yahudi, Almanya’nın Paris Büyükelçiliği’nde görev yapan Ernst vom Rath adlı bir Alman diplomatını öldürdü. Angriff gazetesi bu olayla ilgili olarak cinayeti işleyen gençle birlikte Churchill ve Clement Attlee’nin resimlerini ‘İşte bu olayın Yahudi katilleri ve onun tahrikçileri’ alt başlığıyla verdi. Bu olay, Almanya’daki Yahudilere karşı, daha önce örneği görülmemiş saldırılar için bir vesile olarak kullanıldı. 9-10 Kasım 1938 gecesi Almanya’nın her yerinde Yahudilerin evlerine, dükkânlarına, sinagoglara yönelik büyük saldırılar başladı.

Goebbels bu saldırılar üzerine şunları söylüyordu: “Sinagoglar yanıyor. Bırakın yansınlar, bitişiklerindeki binaları koruyun.” O gece 75 sinagog kundaklandı. Hitler bu kundaklamaları yeterli görmüyordu. 25-30.000 Yahudiyi tutuklayın, diye emir verdi. Bu saldırıya, yapılan tahribatı, yıkılan binaları ve kırılan camları simgelemek üzere “kristal gece” deniliyordu. Alman basını Yahudilere karşı yapılan bu zalimce eylemleri destekleyen bir koro gibi yayın yapıyordu. Hitler 400 gazeteciyi davet ederek kendilerini kutladı. Onlar “Alman halkının yaşama hakkını koruma mücadelesine destek olmuşlardı.” Hitler gazetecilere bir şey daha söyledi: “Şartların gereği olarak yıllardan beri barıştan söz ettiniz. Ama bu söylemin sakıncaları da var. İnsanlar bizim bedeli ne olursa olsun barıştan yana olduğumuza inanabilirler. Bu nedenle halka bazı şeylerin ancak şiddet kullanılarak kabul ettirilebileceğini anlatmak lazımdır.”

Peki bu 400 gazeteciden bir tanesi bile tepki göstermemiş midir? Hepsi başbakana biat mı etmişlerdir? Maalesef öyle olmuştur. En küçük bir eleştiride bulunmaya cesaret etmeye niyetlenenler başlarına gelecek olanı bilmektedirler. Hitler Almanyası’nda gazeteci olmak, hükümete sonuna kadar teslim olmak demekti.

DE GAULLE VE BBC
Fransa Alman işgaline girdikten sonra işgale direnen Fransızların ülke içinde propaganda yapma şansı çok sınırlıydı. Direnişin lideri De Gaulle, propaganda çalışmalarını Londra’dan yürütüyordu. İngiliz Hükümeti’nin izniyle BBC De
Gaulle ve arkadaşlarına çok geniş yayın yapma olanağı tanıyordu. BBC’nin Fransızca yayınları başlı başına bir ordu gibi görev yapıyordu.
De Gaulle, BBC’den Fransız halkına sürekli olarak eylem çağrısında bulunuyordu. Örneğin 1 Ocak 1941’de saat 15.00’la 16.00 arasında halkın bütün sokakları boşaltmasını istemişti. Fransızların milli günü olan 14 Temmuz’da da coşkulu bir kutlama yapılması için çağrıda bulunmuştu. Ancak bazı aşırılıklara da karşıydı. Direniş hareketi yakaladığı Almanları öldürmeye başlamıştı. De Gaulle buna karşı çıktı. BBC’deki yayınları Fransa’nın en ünlü yazar, düşünür, gazeteci ve aydınlarından bir grup yönetiyordu. Bunların arasında Maurice Schumann, René Cassin gibi daha sonra çok önemli görevlere getirilecek
kişiler de vardı.


Savaştan önce BBC’nin Fransızca yayınları haftada 3,5 saatten ibaret. Savaş başladıktan sonra önce 28 saate, daha sonra da 35 saate çıkıyordu. Savaşın sonuna doğru bu programların süresi 45 saati aşıyordu. BBC’nin Fransızca yayınları başlangıçta “Ici France” (burası Fransa) sloganıyla yapılıyordu.

Bu yayınlar Nazi yönetimini çok rahatsız etti ve bu yüzden BBC programlarının dinlenmesini yasakladılar. Dinleyenlere ağır cezalar veriyorlardı. Ayrıca yayını engelleyici cihazlar kullanıyorlardı.
De Gaulle ve arkadaşlarının BBC’deki yayınları, medyaların savaşta oynayabilecekleri rolü göstermesi açısından son derecede dikkat çekicidir. Savaşın başlarında bir bölümü Almanlar tarafından işgal edilen, gerisi de fiilen Nazi Almanyası’nın kontrolüne giren Fransa’nın savaşta müttefiklerle birlikte savaşacak silahlı kuvvetleri yoktu. De Gaulle, elinde hemen hemen hiç askeri güç olmadan, Fransa açısından savaşı Fransa dışındaki medyaları kullanarak yürüttü. Fransa’daki direniş hareketini de medyaları kullanarak yönlendirdi.
Kuşkusuz bu direniş hareketi Fransa’nın işgal kuvvetleriyle mücadelesinde önemli bir rol oynadı ama Almanya’nın yenilmesine yol açan asıl güç Amerika’nın ve İngiltere’nin askeri gücü oldu.

Bir Propaganda Silahı Olarak Basın
Onur Öymen
Remzi Kitabevi
30 TL

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam