VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
10 Nisan 2011 Pazar | Anasayfa > Haberler > Henry James’i anlamak
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Henry James’i anlamak

David Lodge’un “Yazar, Yazar” adlı eseri Atlantik’in iki yakasına hükmeden bir kalemin, Henry James’in iç dünyasına ışık tutuyor. Kitap, insan ruhunun karmaşasını, kelimelere tutkun, kalbine gem vurmuş ama bir o kadar da şeffaf ve kırılgan bir sanatçının, on dokuzuncu yüzyıl İngiltere’si atmosferinde, sanatı ve şöhreti için verdiği mücadeleyi gözler önüne seriyor.

Serap Çakır

Hayal kırıklıkları ile bu dünyadan göçüp gitmek en zor veda olsa gerek. Hele de, bir ömür boyunca yapılan çalışmaların istenilen takdiri görememesi kanayan bir yaraya dönüşmüşken. David Lodge “Yazar, Yazar” adlı romanı ile bizi sitemli, bir o kadar da savaşçı bir ruh ile tanıştırıyor. Üstelik bu ruh, “Bir Kadının Portresi”, “Aspern’in Mektupları”, “Güvercinin Kanatları”, “Yürek Burgusu”, “Büyükelçiler”, “Daisy Miller” gibi unutulmaz eserlere imza atmış bir yazar, Henry James.

Çetin bir roman “Yazar, Yazar.” Kurgu ile gerçeklerin iç içe geçtiği, insan ruhunun karmaşasını, şeffaf, bir o kadar da kırılgan bir sanatçının, on dokuzuncu yüzyıl İngiltere’si atmosferinde, sanatı ve şöhreti için verdiği mücadeleyle gözler önüne seriyor. Başarı ile başarısızlığın, alkışla yuhalanmanın keskin olmayan bir ayrımla yaşanabileceğinin bir kanıtı adeta. Derin tahlillerle ortaya konan karakterler, Henry James’in ayrıntılı yazınına taş çıkarır nitelikte.

ANGLO-AMERİKAN BALZAC

Önce Henry James’i ölüm döşeğinde, son nefesini vermeye çok yaklaşmış yaşlı bir adam olarak görüyoruz. Aklı bir gidip geliyor, kimi zaman sarayda, kimi zaman ölen kardeşleriyle birlikte yataktaki bedeni. Aklı, yaşamının hiçbir evresinde onu aldatmadığı kadar sahtekâr üstelik. Birkaç gün önce İngiliz Liyakat Nişanı’yla ödüllendirildiğinin farkında bile değil. David Lodge, bir bölüm sonra bu sahneyi biraz daha gerilere, Henry James’in orta yaşlarına götürüyor. İki dostun sırdaş banklarında oturmuş sohbet ettiğini görüyoruz. Henry James yakın arkadaşı George Du Maurier’ye kimseye söylememesini tembihleyerek bir sır veriyor: “Anglo-Amerikan Balzac olmak istiyorum.”

Yazarın bu sırrı arkadaşına verene kadar şöhretin tadına varmış bir kalem olduğunu biliyoruz. “Daisy Miller” ve “Bir Kadının Portresi”, istediği kadar olmasa da belli bir isim kazandırmıştır kahramanımıza. Ancak çıtayı korumak, üstelik bunu geçimini sağlayarak yapmak kolay olmayacaktır. İstemeyerek, biraz da küçümseyerek yeni bir maceraya atılır. Tiyatro oyunları yazmaya başlar. “The American” halka sunulan ilk eseri olur. Ön sıralarda oturan arkadaşlarının yürekten alkışı ve “Yazar! Yazar!” seslerinin sahneye davet ettiği Henry James, büyük bir haz ve tatminle dolu olarak ayrılır prömiyerden. Ancak kısa zamanda oyunu yeterli izleyici sayısına ulaşamaz ve sahneden kaldırılır. Beş yıl boyunca tiyatro aşkı ve zihninde türlü kurgularla yılmadan yeni oyunlar yazar. Dananın kuyruğunun kopacağı oyun ise “Guy Domville” olacaktır. Ya oyun yazmaya devam edecek ya da bu işe son noktayı koyacaktır. Ya alkışlanacak ya da yuhalanacaktır. Guy Domville’i “attığı son zar” olarak görür.

Oyunun sahneleneceği vakte kadar sabırsız ve ne yapacağını bilmez bir adamın adımlarını takip ederiz sayfalar boyunca. Zaman zaman geçmişe dönen ve kendisiyle hesaplaşan Henry James, 1870’lerin Paris’inde yazarların pazar toplantılarından birine götürür bizi. Gustave Flaubert, annesinin ona gönderdiği sitem dolu bir nottan söz etmiştir. Madam Flaubert oğluna: “Cümlelere olan tutkun kalbini kurutmuş” diye yazar. Kahramanımızın yıllar sonra bu notu, hem de hayatının dönüm noktalarından biri saydığı böyle önemli bir günde hatırlamasının sebebi, yakın arkadaşlarından Contance Fenimore Woolson’ın ani ölümüdür. Yazar, tıpkı kız kardeşinin sıkıntılı dönemlerinde olduğu gibi onunla da yeterince ilgilenmediğini düşünür. Yazmaya ayırdığı vakit ve verdiği önem onun yaşam tarzı olmuştur. Hiç kimseye bağlanmamış, bir ilişkisi olmamış ve asla evlenmemiştir. Şimdi ise bu sıkıntılı günde acımazsızca bu kararını sorgular: “Böyle bir saplantı, insanın kalbini kurutur muydu? Sanat eserleri yaratabilmek için ödenmesi gereken kaçınılmaz bedel miydi bu?”

KISKANÇLIK, REKABET, MÜCADELE

David Lodge, yazarın bu iç hesaplaşmasının bir diğer nedeni olarak okuyucuya başka bir hayatın penceresini aralar. Henry James’in yazarlık serüveni devam ederken, arkadaşı George Du Maurier’nin iş ve aile yaşamını da roman boyunca takip ederiz. Du Maurier ressam olma hayallerini tek gözünü çaresiz bir hastalıkla kaybederek sonlandırmış, Punch Dergisi’nde çizer olarak çalışan bir aile babasıdır. Yazarlığı hiç düşünmediği halde ansızın karar vererek yazdığı “Trilby” adlı romanı Atlantik’in iki kıtasında da çok satanlar arasına girmiştir. Henry James için arkadaşının başarısıyla gurur duymak, bu sırada da başarısızlık serüvenini anlamlandırmak bir hayli zordur. İçten içe bastırmaya çalıştığı bir kıskançlık içinde arkadaşının samimiyetle yanında durmaya çalışır. “Trilby”nin neden çok sattığı ise onun için tam bir muammadır.

Oyun saatine kadar geçireceği vakti, bir ara arkadaşlarına mektup yazarak doldurmaya çalışır. Çalışma masasının başına geçerek Amerikalı dostu mimar Edward Prioleau Warren’a kaygılarından bahseder: “Muhtemel kaderimle demeyeceğim ama teşebbüsün ebadıyla hiç de mütenasip olmayan bir telaş hali içindeyim. Mübarek tiyatroda, küçük bir şeyle bile büyük bir tehlike içinde olunabilir.” O gece aynı saatlerde bir başka salonda Oscar Wilde’ın “İdeal Bir Koca” adlı eseri sergilenir. Günümüzün iki dev ismi o günlerde canlı kanlı birbirlerinin rakibidir. James gibi oyun yazarı olan David Lodge, on dokuzuncu yüzyıl sonları ve yirminci yüzyıl başlarını kapsayan bu dönem boyunca okuyucuyu devrin pek çok simasıyla daha karşı karşıya getirir. Çocuk yaşlardaki Agahta Chiristie’ten Edith Wharton’a, George Bernard Shaw’dan Herbert George Wells’e, Edmund Gusse’dan Guy de Maupassant’a varan pek çok seçkin isim sayfalar boyunca okuyucuya sürprizler yaşatır.

Yirmiye yakın roman, yüzü aşkın oyun, eleştiri, öykü ve gezi kitapları yayınlayan, Amerikan ve İngiliz roman türünün gelişmesine büyük katkıları olan Henry James’i anlatan “Yazar, Yazar”, kelimelere takıntılı bir adamın sözcüklerle ve hayatla olan mücadelesini, David Lodge’un özenle kurgulanmış ve titiz bir araştırmaya dayanan romanıyla gözler önüne seriyor.



Lodge’un “Yazar, Yazar” dışında ayrıca “Ne Kadar İleri Gidebilirsin, Düşünce Balonları, Terapi, İyi İş, Dünya Küçük ve Yerleri Değiştirme” adlı eserleri de Türkçeye kazandırılmış.

Paylaş

Yeni sayı yeni heyecanBu ay kapağımıza Türk edebiyatının yaşayan en büyük yazarlarından Selim İleri'yi aldık. Selim İleri, edebiyatta 51 yılı geride bıraktı ve bu yıl karşımıza iki yeni romanla çıktı.

Devam