VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Nisan 2012 Pazar | Anasayfa > Haberler > Hep kadınlar yazıldı ama ezilen erkekler de var
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Hep kadınlar yazıldı ama ezilen erkekler de var

Canan Tan son kitabı ""Issız Erkekler Korosu""nda bu sefer erkek karakterlerin penceresinden bakıyor.

Canan Hatiboğlu

Bugüne kadarki kitaplarınızda genellikle olayları kadınların açısından anlattınız. Şimdi niye erkekleri anlatmayı tercih ediyorsunuz?

Önceki kitaplarımdaki kadınların yanında da erkekler vardı hep. O kadınların sevdalıları, kocaları, oğulları, kardeşleri, belalıları... Öykülerimde geniş yer verdim hepsine. Ancak, özellikle birinci şahıs ağzından yazılmış romanlarımda, ister istemez anlatıcının yani kadının gözünden bakıyorduk olaylara. Bu kez durum farklı... "Issız Erkekler Korosu", salt bir erkek romanı... Ama onların yanında da kadınları var. Dişi sineğin bile giremediği bir fasıl ortamında yaşamlarında yer etmiş kadınları yâd ederek şarkılarını söylüyorlar. “Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın” diyenler de var, “Şimdi uzaklardasın” diyerek hiç dönmeyecek sevgililere seslenenler, “Nereden sevdim o zalim kadını” diye haykıranlar da... Onları ve her biri ayrı bir romana konu olabilecek ilginç öykülerini anlatmam gerekiyordu. Onların da söyleyecek sözleri vardı çünkü.

Neden daha önce yazdığınız kitaplardaki erkek kahramanları da hikaye örgüsünün içine dahil ettiniz? Erkek kahramanların hikayelerinin yarım kaldığına mı inanıyorsunuz?

"Piraye"nin Haşim’i, "Yüreğim Seni Çok Sevdi"nin Murat’ı ve "Çikolata Kaplı Hüzünler"in Eylemci’si Vedat’ın da birer öyküsü var kitapta. Hikâyeleri yarım kaldığından değil asla! Onlara da söz hakkı tanımak istedim. Özellikle Haşim’in, romanın sınırlarını aşmadan, bizlere anlatacak çok şeyi vardı.

BÜTÜN DÜNYADA KADIN VE ERKEĞE BİÇİLMİŞ ROLLER VAR
Erkek karakterleri seçerken gerçek hayatta karşılaştığınız karakterlerden ilham aldınız mı?

Bire bir şu insanı yazdım diyebileceğim hiçbir karakter yok. Ancak, gerçek yaşamımda görüp kendisinden ya da hikâyesinden etkilendiğim kişiler var tabii. Gerçekle kurgunun harmanlanmasıyla ortaya çıkmış birer sentez onlar. Öyle ki, kitabın çıkmasından bu yana çok az bir süre geçmesine karşın, erkek okurlarımdan gelen iletilerde her birinin kendine uyan bir hikâyeye ve şarkıya odaklandığını görebiliyorum.
Özellikle bir karakteri sormak istiyorum. “Piraye” kitabında Haşim Artukoğlu, ağa oğlu kimliğine saplanıp kalmışken ve gerçekten haksızken bu hikâyeyle temize çıkarmak mı istediniz?
Hayır. Okurlarımın gözündeki Haşim neyse, bu kitaptaki onun kendi ağzından dile getirdiği hikâyesini okuduklarında da, suçlu ya da suçsuz, aynı yerini koruyacaktır. Yazdığım karakterleri temize çıkarmak, aklamak gibi bir çabam yok. Ancak, okurlarımın Piraye ve “Yüreğim Seni Çok Sevdi” romanlarının devamını yazmam konusundaki ısrarlarını yadsıyamam. Gereksiz yere uzatılmış, sündürülmüş televizyon dizileri gibi “Piraye 2”yi yazmayı hiç düşünmedim. Ama, Piraye’nin ve Aslı’nın dilinden dinlediğimiz öyküleri, bir kez de erkek kahramanların duygularıyla yaşamak ve yaşatmak sıcak geldi bana.

Kadınların, kitaptaki erkeklerin çoğunda görüldüğü gibi erkeklerin üzerinde bu kadar etkisi var mı?

Olmaz olur mu hiç! Bir kadının eline doğar erkek; annesinin. Pek çok kadın vardır çevresinde. Ablası, kız kardeşi, büyükanneler, teyzeler, halalar... Birilerine sevdalanır. Umutsuz aşklar yaşar. Evlenir, çoluğa çocuğa karışır. Davranış biçimini belirleyen etkenler, yaşadığı bu karelerde gizlidir. Benim ıssız erkelerimde olduğu gibi...

Kitabın sonu ise oldukça acıklı... Kadınlar bu kadar zalim mi hakikaten?

Zulüm! Cinsiyeti olmayan kavramlardan biri daha. Son yıllarda işlenen kadın cinayetler ve kadına uygulanan şiddet göz önüne alındığında, “Erkekler zalimdir!” diye bir genelleme yapılabiliyor. Ancak çocuğunu döverek öldüren, sevgilisiyle bir olup kocasını vahşice katledebilen kadınlar da var. Yanı sıra, duygusal şiddet uygulamak da yumuşak bir zulüm çeşidi değil mi? Kitabın sonuna gelince... Evet, gerçekten zalim bir kadın var orada. Recep’e, “Nereden sevdim o zalim kadını” dedirtecek kadar.

Türkiye’de erkek olmak biçilmiş roller açısından bir kara yazgı mıdır?

Biçilmiş roller ve kara yazgının cinsiyeti yok. Hem Türkiye’de, hem de dünya üzerindeki diğer ülkelerde... Kadın da, erkek de yaşanılan coğrafyada kendisi için biçilmiş rollere bürünerek, yazgılarına boyun eğiyorlar. Yerine göre erkeğin işi daha da zor olabiliyor. Örneğin töre cinayetleri. Aile meclisi karar alıyor, adlarına leke düşüren kızları öldürülecek. Hep onu konuşuyoruz, gazeteler, televizyonlar hep o kız ya da kadından söz ediyor. Bir adım geride duran, ablasını, anasını, yengesini öldürmeye şartlandırılmış, yaşı küçük diye az ceza alacağı düşünülerek özellikle seçilmiş fidan gibi gencin duygularını sorgulayan yok. Ama ben sordum... Ablası Pembe’yi canı gibi seven, 17 yaşındaki gariban Yusuf’a. Ona biçilen rolü ve kara yazgısını anlattı bana. “Eller kadir kıymet bilmiyor anne!” diye haykırırken...

YILLARDIR SÜREN GELENEKLERİ BİR KENARA İTMEK ZOR
Kadınların açısından bakarsak ezilen, horlanan kadınlar; erkeklerin açısından bakarsak erkekler... Sonuçta erkekleri ve kadınları yetiştirenler ve onlara bu kimlikleri biçen de kadın ve gelenekler değil mi? İdeal bir yol var mı bu dengeyi sağlamak için?

Ezilen ve horlanan kadınlar hep yazıldı. Ama ezilen, horlanan, ağlayan, üşüyen, dayak yiyen erkekler de var. Ancak onlar erkekliklerine yedirip de ezilmişliklerini dışarı vuramıyorlar. Küçük bir özeleştiri yaparsak, kadın ya da erkek, ezen konumundakilerin tümünü yetiştiren bir kadın: Anne! Özellikle Anadolu’da, kırsal yörelerde doğumuyla kendisine değer kazandıran erkek evladını fazlasıyla şımartan kadın, despot erkek modeli yarattığının farkında bile değil. Yüzyıllardır süregelen gelenekleri bir kenara itmek zor. Aradaki dengeyi sağlamak, esprili bir tekerleme haline gelmiş şu görüşle mümkün olabilir belki: “Her şeyin başı eğitim!”

Kitabın isminde “Issız Adam” filminin etkisi var mı? Sonuçta filmde Cemal Hünal’ın oynadığı karakter de kendisine biçilen imajın içinde sıkışıp kalmış bir karakterdi...

“Issız” kelimesi, kimsenin tekelinde değil. Aşk, sevgi, ayrılık gibi sözcükler de pek çok kitap başlığında ortak olarak kullanılmıyor mu?
Benim karakterlerimin hepsi, bir şekilde yalnızlığa düşmüş erkekler. “Yalnız Erkekler Korosu” deseydim, sadece erkekler korosu gibi, yanlış bir algı oluşacaktı. Bu yüzden “ıssız” demeyi yeğledim. Yanı sıra, kitaptaki erkeklerin, sözü geçen filmdeki erkek karakterle uzaktan yakından hiçbir ilgisi yoktur. Yazdığım her bir söz, her bir satır özgündür.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163