VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Haziran 2013 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Hepimiz Belgeselciyiz!
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Hepimiz Belgeselciyiz!

Meltem Ulu'nun “Değişen İstanbul'un Tanıkları Düğün ve Aile Fotoğrafları” kitabında ister büyük bir özenle, ister eğlencesine olsun, çekilen fotoğraflarda donup kalan anların toplumsal hafızanın ipuçlarını barındırdığını görüyoruz.

Fügen Ünal Şen
fugens@gmail.com

Yazının başlığı pek mi iddialı oldu sizce? “Yooo ben öğretmenim", "Ben bilgisayarcıyım”, "Ben taksi şoförüyüm" diye itiraz edenleriniz var duyuyorum. Ama bir de şuradan bakın: Bugün hiç fotoğraf çektiniz mi? Ya da dün? Minik fotoğraf makinenizle ya da öyle pek donanımlı olmasa da kamerası olan cep telefonunuzla, çektiniz mi?

Çay içerken, yemek yerken, tatilde bir binanın önünde, tavla oynarken ya da neyse ne, çektiniz mi? “An”ı hapsettiniz mi bugüne? Artık uçup gitmesi mümkün değildir değil mi? İşte tam da bu noktadan güç alarak bir kere daha tekrarlıyorum ki, “Hepimiz belgeselciyiz.” Bir dikkatli göz için o gelişigüzel çektiğimiz fotoğraf neler neler anlatmaz ki... Fotoğrafın dondurduğu zamanda saklı duran anılar bir dile gelse neleri ele vermez ki...

Bir minik örnek: Diyelim ki bir masa, üstünde de bir çay bardağının fotoğrafını çektiniz. Sosyal paylaşım sitesine koydunuz ya da kendinize sakladınız, olsun fark etmez.

Aslında ne yaptınız biliyor musunuz? "An"ı belgelediniz. O yukarıda sözünü ettiğim dikkatli göz, yıllar sonra bir tesadüf eseri de olsa bu fotoğrafı gördüğünde 2013 yılıyla ilgili bir antropolojik değerlendirmeyi kolaylıkla yapabilir. Kültürel hafıza ile fotoğraf birbirini besler zira. Çay bardağının, plastik mi, kağıt mı, ince belli mi, porselen mi olduğu, masanın tahta mı, plastik mi olduğu ya da üzerinde masa örtüsü olup olmadığı, masada duran şekerliğin biçimi, içindeki şekerin beyaz mı kahverengi mi olduğu o "dikkatli göz" için ne hikayeler anlatır. Hiç önemsizmiş gibi görünen; çayın demli mi, poşet mi olduğu gerçeği fotoğrafın çekildiği yılı, coğrafyayı, çevreyi ve ekonomik düzeni açık ediverir. Mekan, mekandaki objeler içlerinde tuttukları hikayeleri bir deklanşör dokunuşuyla bilimin hizmetine sunuverirler yani... Kimi sevgili okur bilebilir, ben bir sosyal antropoloğum. Gazetecilik ve yazarlık yanım antropoloji eğitimimle beslenir durur. Elime fotoğraf ile kültürel hafızanın ilişkisini Cumhuriyet'in ilanından günümüze düğün ve aile fotoğraflarıyla ortaya koyan kitaplaştırılmış bir doktora çalışması geçince antropolog yanım canlanıverdi işte.

Meltem Ulu'nun "Değişen İstanbul'un Tanıkları Düğün ve Aile Fotoğrafları" kitabından bahsediyorum. Ulu, aile albümlerindeki siyah beyaz fotoğraflardan iz sürerek toplumdaki değişimin peşine düşmüş. Diyor ki " Yapmış olduğum bu çalışmanın temel hedefi kültürel hafızanın hayatımızı sarıp sarmalayan görsel görüntülerle ilişkisini ortaya koymak.
Okur kitaptaki satırlar kadar fotoğrafların da sesini duyacaktır eminim. Ben neler mi duydum paylaşayım: Meltem Ulu, sonradan kitaplaştırdığı bir yıllık doktora çalışmasında otuz altı kişiyle görüşmüş. Görüştüğü kişiler İstanbullu, üst, üst orta ve orta sınıf, kadın ve erkekler. Ulu, " Bu sınıfları tercih etmemdeki sebep Osmanlı devleti zamanında ilmiye sınıfı mensubu, Cumhuriyet ilan edildiğinde ise Cumhuriyet değerlerini benimsemiş gruplar olmalarıydı" diyor. Yazarın yaptığı bu sınırlama yani İstanbul'da yaşayan köy kökenli ve az gelirli ailelerin çalışma kapsamına alınmaması bir okur ve antropolog olarak bende hayal kırıklığı yarattı, söylemeliyim. Aldığı büyük göçle sürekli demografik yapısı değişen İstanbul'daki az gelirli ve köy kökenlilerinin fotoğraf albümleri "değişimi" anlatmakta büyük katkı sağlayabilirdi.

Yine de Meltem Ulu'nun seçtiği albümlerde ve fotoğraflarda dolaşmanın hayli öğretici ve eğlendirici olduğunu söylemeliyim. Ulu, “Düğün ve aile fotoğrafları çok fazla ayrıntıyı içinde barındırır. Herhangi bir aile fotoğrafında, dönemin kültürel özellikleriyle beraber adetlerin nasıl yaşandığı, hangi anların saklanmak üzere önemsendiği, cinsiyet rolleri, aile içi hiyerarşi, giyim kuşam alışkanlıkları, estetik yaklaşım gibi unsurları görebiliriz" diyor.

"Değişen İstanbul'un Tanıkları, Düğün ve Aile Fotoğrafları" kitabında baş kahraman fotoğraflar... Hal böyle olunca gizli kahraman da fotoğraf makinesini oluyor elbette. Meltem Ulu, fotoğraf makinesinin icadını, teknolojik gelişmesini ve bu icadın toplumsal değişimdeki rolünü de okuruyla paylaşmış.

"RİTÜELLER DEĞİŞTİ"
19. yüzyılda icat edilen fotoğraf makinesi, gündelik hayatı mağara duvarlarına resmeden ilk sanatkarların ya da pelur kağıtlara aktaran ressamların yerini alıverdi.

"An"ı sabitlemek kolaylaştı. Önceleri aristokratların o güne kadar sahip oldukları kendi görüntüsünü kaydetme şansına zaman içinde "sıradan" insanlar da kavuştu. Toplumsal bellek için yıldızın parladığı an işte bu. Meltem Ulu'nun kitabı her ne kadar düğün ve aile fotoğrafları ile kültürel hafıza arasındaki ilişkiyi örnekliyorsa da geri planda da geçmişle ilişki kurma biçimi olarak tarih ve hafızanın önemini vurguluyor. Peki düğün ve aile fotoğrafları niçin önemli? Neyi anlatır? Toplumsal hangi gerçeği vurgular? Tam da burada Ulu'nun "Cumhuriyetle beraber hızlanan modernleşme aile içindeki ritüellere de yansıdı" tespitini paylaşmalıyım. Sevgili okur, yazının okumasını bitirdikten sonra kendi aile albümünüzü bulmanızı ve varsa birkaç kuşağın düğün fotoğraflarındaki değişimleri ya da farklılıkları gözlemlemenizi dilerim.

Kadının erkeğin önünde mi, yanında mı durduğu bakınız? Ya da evlilik törenin de gelinlik mi tayyör mü giydiğine... İkram edilen yiyeceklere, ikramda kullanılan tabağa, bardağa, peçeteye. Tespitleriniz ailenizin ve toplumun geçirdiği değişimi anlatacaktır. Zira Meltem Ulu'nun da söylediği gibi, "Aile bireysel ve kolektif hafızaların, hem sıradan insanın hem de ait olunan kültürün 'büyük anlatısının' buluştuğu, harmanlandığı bir alan. Kişisel olarak algıladığımız, hatırladığımız veya unuttuğumuz herhangi bir olayda ait olduğumuz kültürün güçlü etkileri var." Fotoğraflar, toplumsal hafıza, kişisel gelişimimiz, seçimlerimiz, unuttuklarımız, hatırladıklarımız, gerçekler... Bir aile albümüne bakmak ruhumuzu zaman zaman savrulduğumuz bir yolculuğa çıkaracak, besbelli. Hüzünden kurtuluş yoksa da yazımı, Meltem Ulu'nun kitabında yer alan bir fotoğrafın altında yazan cümlelerle bitireceğim ki dudak ucumuza bir tebessüm yerleşebilsin:

"Bir isim günü (doğum günü) ziyafeti nasıl tertip edilir? Çocuk evvela istediği arkadaşlarını bir kartla davet eder. Bu davetler gündüz olur ve yemek saat dörtle beş arasında verilir. Çocuklara çay içirmek muzır olduğu için süt, limonata veya şurup içirmek muvafıktır. Yiyecekler yağ, sandviç, reçel, kek, pasta, meyve gibi hafif şeylerden ibaret olmalıdır."


Kitap'tan...
" Cumhuriyet'in ilanında ve sonrasında benimsen politikaların, değerlerin bir başka deyişle yaşanan döneme hakim olan " büyük anlatı"nın, sıradan insanın " küçük anlatı"sını nasıl etkilediğini, değiştirdiğini, dönüştürdüğünü gördüm."



Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam