VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Mart 2015 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Her daire ayrı bir hikâye
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Her daire ayrı bir hikâye

“Papadopulos Apartmanı”, Galata’daki tarihi binanın geçmişteki ve bugünkü sakinlerinin hayatlarından kesitler sunuyor. Pek çok hayat ve hikâyenin buluştuğu roman, bir üçlemenin ilk kitabı.


M. Altar Kaplan’ın “Papadopulos Apartmanı” kaygı, endişe, panik atak gibi şehirli insanların tüm sıkıntılarına sahip kahramanımızın bir akşam vakti Galata’nın nefes kesen yokuşlu sokaklarından eve dönmesiyle başlıyor. Ev dediğim, 1907 yılında inşa edilmiş, beş katlı, 20 daire ve bir müştemilattan müteşekkil İstanbul’un meşhur yapılarından Papadopulos Apartmanı. Tarihinin eskiliğinin yanı sıra dairelerde yaşayan ünlü şahsiyetler de düşünülecek olursa, yine aynı bölgedeki Doğan Apartmanı ile mukayese etmek mümkün. Kahramanımız, üyesi ve aynı zamanda yöneticisi olduğu sendikanın toplantısından dönerken kafasında türlü sorularla boğuşmaktadır; apartmana hırsız girmiş ve henüz yakalanamamıştır, 5 numaralı dairede oturan sahaf Raif Manav evinde ölü bulunmuştur, ayrıca o akşam hem apartman toplantısı hem de Kırmızıyı Sevenler Derneği’nin toplantısı vardır. Apartmanın bir numaralı dairesinde oturan kahramanımız kendi hikâyesini sürdürürken tek tek ev sakinleriyle tanıştırıyor bizi; fotoğrafçı, sahaf, mahalledeki caminin imamı, terzi, emekli hakim, öğretmen, vergi dairesinden meslektaşı bürokrat amir, şair... Bir yandan da kahramanımızın eşi ve oğlu ile biraz kopuk ilişkisine tanık oluyoruz sayfalar ilerledikçe.

Geçmişle günümüzü, edebiyatla fotoğrafı, saf olanla düzenbazı, mutluluk ile mutsuzluğu harmanlayarak sıradan gibi görünen bir hafta sonunda ilişkilerimizi, hayata bakışımızı, geçmişe verdiğimiz değeri kısacası yaşama serüvenimizi sorgulatıyor yazar bize. Araya sıkıştırdığı öyküler, anlatılar da cabası. Başı sonu yokmuş gibi görünmesine rağmen sayfayı heyecanla çeviriyor, hikâyede geçen fotoğrafları, kütüphaneleri, sokakları, mekânları hayalinizde canlandırıyorsunuz. Kitapta bahsi geçen fotoğrafların orijinallerini Kaplan’ın “fotoanlati.com” sitesinde bulabileceğinizi de hatırlatarak, yazar ile mail yoluyla yaptığımız kısa röportaja geçebiliriz.

Galata’da yaşadığınızı biliyorum. Gerçekten de Papadopulos Apartmanı’nda oturma imkânınız oldu mu?

Halen orada oturuyorum, romanda bahsedilen aynı dairede.

Kitabın anlatıcısı sizden pek çok nitelik taşıyor gibi; sendika kurucusu, vergi dairesinde çalışıyor, fotoğrafa, edebiyata meraklı... Roman nereye kadar sizin hayatınızdan kesitler taşıyor, nerede uzaklaşıyor?

Bu roman, her yazarın eserlerinde olduğu gibi benimde hayatımdan bazı kesitler taşıyor tabii ki. Değinilen noktalar, olaylar en iyi bildiğim şey olan hayatımdan başlasa da vardığı nokta hayal gücümün sınırları oluyor. Tamamen benim hayatım değil ama kendi hayatımdan esintilerden başka bir şey yazdığımı da söyleyemem.

“Hayatım boyunca kendimden başka herkes oldum” sözleriyle başlıyor hikâyeniz. Nihai cümleniz de yine bu duruma gönderme yapıp sanki çemberi tamamlıyor. Siz, kendiniz olmayı başarabiliyor musunuz? Edebiyatçı, fotoğrafçı, memur... Kimsiniz?

Evet, bunu görmenize sevindim. Metinde o başlangıç cümlesi ve bitiş cümlesiyle adeta bir döngü tamamlanmış oluyor. Aynı şey ithaf kısmında da var “AlodA” (aslında eşimin ismi) ilk ve son harfler bilinçli bir şekilde aslında o cümlelere atıf. Kapatıyor yani. Ya da başlangıç ve bitiş diye bir şey yok. Nereden baktığınıza bağlı.Ben bir yazarım, hiçbir zaman kendimi fotoğrafçı vs. olarak tanımlamadım. Çektiğimi fotoğraflar da, ki bir kısmına romanda değiniliyor, tamamı aslında küçük birer hikâye. Fotoğrafı da bir anlatım biçimi olarak kullandığımı söyleyebilirim.

GERÇEKLE HAYAL

Hikâyenizdeki kimi karakterler gerçek, kimileri hayal ürünü. Ressam İsmail Acar’ın Papadopulos’ta oturduğunu biliyoruz mesela. Kitabınızdaki Ahmet Agah karakteri, hazin sonuna rağmen, Ahmet Hakan mı?


İsimler, gerçek kişilere tekabül etse de romandaki karakterlerin yaşadıkları, doğum ile ölüm arasındaki serüven kadar gerçek ile hayal arasında gelgitlere sahip. Örneğin biraz önce bahsettiğim üçlemenin bir diğerinde ise hiç isim yok, sadece zaman ve mekân... Hakan ile aynı sosyo-kültürel tabandan geliyorum, bunu inkâr edemem. Ama şimdi çok farklı bir yerde duruyorum, onun da kısmen yaptığı gibi. Karakter ona benziyor olabilir zira size de onu anımsatmış ancak romandaki karakter için “odur” diyemem tıpkı diğer karakterler gibi. Bu bir kurgu.

Memursunuz; özellikle bürokrat amiri tanımlarken, kitap basıldıktan sonra sıkıntı yaşamaktan çekindiniz mi?

Dünyadaki son gelişmeleri düşününce, ondan önce sıkıntı yaratabilecek farklı bölümler var aslında romanda. Ama yapacak bir şey yok yazmadan edemediğim için yazdım, yazmasam olmazdı. Kendinden olan bir şeydi, yani doğal, samimiydi ve bu nedenle tepkinin makul olacağını düşünüyorum. Ayrıca metni kendi formatı içerisinde değerlendirmek gerekiyor. Kaldı ki bu da kamuda kadim bir sorun; aynı eğitim sisteminden geçip farklı statülerde çalışıyor olmak, meslek hayatı boyunca bir kast sistemi içerisinde yaşamak zorunda kalmak. Bunun mantıklı bir açıklaması olduğunu düşünmüyorum. Bu alışılageldik bir roman değil. Öncelikle bunu görmek lazım. Kurgusu ve yazımı farklı, aynı zamanda sayısız etkilendiği, öykündüğü kaynak da var.

Paylaş