VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Mart 2015 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Her kadın bağımlı bir aşkla sınanır
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Her kadın bağımlı bir aşkla sınanır

Filiz Aygündüz yeni romanı “Prens Prensesi Sevmedi”de bir kadının aşk ve acı yolculuğunu kadın-erkek ilişkisi ekseninde anlatıyor. Aygündüz romanı için “Issız bir adama aşık olan kadınların hikayesini yazdım” diyor.

CEMRE NUR MELEKE


Filiz Aygündüz, “Kaç Zil Kaldı Örtmenim?” kitabının ardından 4 senelik bir özlemden sonra bir kadının aşk hikayesinin ve iyileşme sürecinin anlatıldığı “Prens Prensesi Sevmedi” romanı ile okuyucularının karşısına çıkıyor. “Prens Prensesi Sevmedi”, Deniz’in babasıyla ilişkisine, aşk ve acı yolculuğuna, bu yolculuğundaki iyileşme çabalarına, kendisiyle ilgili problemleri çözme mücadelesine kadın-erkek ilişkisi çerçevesinde odaklanıyor. Bu yönüyle kadınların fazlaca ilgisini çekeceğini düşündüğüm “Prens Prensesi Sevmedi”, hayatında bir kere de olsa “bağımlı aşkı” yaşamış, prens tarafından sevilmemiş tüm prenseslerin okuması gerektiğine inandığım bir roman. İyileşmek ve yine iyileşmek için...

Romancılığının yanı sıra Milliyet Sanat Dergisi’nin ve Milliyet Kitap ekinin genel yayın yönetmenliğini yapan Filiz Aygündüz ile yeni kitabı “Prens Prensesi Sevmedi” hakkında konuştuk.

KADINLARIN TERCÜMANI

Romanınız Deniz’in ağzından yazılmış bir iyileşme hikayesi. Bu hikayeyi yazarken gerçek bir öyküden esinlendiniz mi, nasıl işledi yazmaya karar verme süreci?


Bir ıssız adama rast gelip, ona aşık olup, o aşkın içinde hapsolan o kadar çok kadın var ki. Aslında hep vardılar. Benim çevremde, arkadaşlarımın arkadaşları, hatta televizyonda neredeyse her iki diziden birinde... Onların hikayesini yazmak istedim. Bir noktadan sonra bağımlılığa dönüşen bu aşklardan birine tutuluyor Deniz. İstedim ki Deniz bütün o kadınların hislerine tercüman olsun, sonra da iyileşip umut olsun, “Deniz iyileştiyse ben de iyileşirim,” dedirtsin. Diğer yandan, biz kadınlık bilgisini el yordamı öğrenen kadınlarız. Bunu vakitlice ve aile içinde öğrenemediğimiz için yetişkinlikte kurduğumuz ilişkilerde sıkıntılar yaşayabiliyoruz.

“Prens Prensesi Sevmedi” ile bu konuya da dikkat çekmek istedim. Ama hepsinin ötesinde asıl niyetim çocukluktan getirdiğimiz değersizlik duygusu, anlamsızlık, suçluluk, ölüm korkusu gibi bütün insanların ortak sorunu olan psikolojik kavramları tartışan bir roman yazmaktı.

Romanınızda kadın-erkek ilişkisine dair çok etkileyici tespitler var. Bu konuda araştırma yaptığınız özel bir alan veya okuduğunuz, etkilendiğiniz biri var mı?

Gazeteciliğe Duygu Asena’nın yanında başladım, onun rahle-i tedrisinden geçtim. Kadın erkek ilişkilerine bakışımda bir Duygu Asena etkisi oldu, onunla çalışmış, onu okumuş herkes gibi. Öte yandan Leyla Erbil’den Simon de Beauvoir’a çok geniş bir yelpazede kadın okumaları yaptım. Bunların yanı sıra Engin Geçtan’dan Jung’a uzanan psikiyatrik okumalarım da oldu. Her birinin üzerimde büyük etkisi vardır.

“Deniz karakterinin yaşadığı aşk, acı ve iyileşme sürecini aslında her kadın hayatında bir kez de olsa yaşıyor ve tüm kadınların hikayeleri benzer” diyebilir miyiz?

Bütün kadınların hikayelerinin birbirine benzediğini iddia edemem. Ama çok sayıda ortak noktaları var. Ve sanırım her kadın hayatında bir kez de olsa bağımlı bir aşkla imtihan ediliyor. Varoluş meselesiyle ilgili kurgusu ne kadar sağlamsa o kadar kolay üstesinden gelebiliyor bunun. Ama çocukluktan getirdiği çözülmemiş sorunları ve çatışmaları varsa çok da kolay başa çıkamayabiliyor. “Çok aşık oldum, çok acı çekiyorum” diyerek durumu özetlemeye, acıyı aşkla açıklamaya inanmıyorum. O acı çekme, acıdan kurtulamama hali insan olmakla, kendimizle kurduğumuz ilişkiyle, kendimize ne kadar değer verdiğimizle ilgili. Kendini sevmeyen birinin başka biri tarafından sevilmesi çok zor. Genel olarak hayatı da zor...

Romanda geçen “ilişkide bağımlılık sorunu yaşayan kadınlar kulübü” gibi bir oluşuma ön ayak olmak aklınızdan geçti mi, böyle bir planınız var mı?

İnsanlar kendileriyle benzer sorunlar yaşayanların hikayelerini okuyarak, dinleyerek rahatlayabiliyor, dersler çıkarabiliyor, “Bunu tek yaşayan ben değilmişim” duygusu onlara iyi geliyor. Bu bağlamda böyle bir kulüp olsa, birçok kadına yardımı dokunurdu eminim. Ama romanda da anlattığım gibi profesyonel birileri tarafından yönetilmesi lazım. Benim tek başıma yapabileceğim bir oluşum değil.

Siz romanınızı bir aşk hikayesi olarak mı yoksa bir kadının iyileşme hikayesi olarak mı tanımlarsınız?

“Prens Prensesi Sevmedi” bir aşk hikayesi, bir kadının iyileşme hikayesi ama hepsinin ötesinde bir insanın kendisiyle ilgili sorunlarını çözme yolunda verdiği mücadelenin hikayesi.

BABA FAKTÖRÜ

Romandaki “baba” karakterinde erkeğin toplumsal rolüne ilişkin eleştiri ve göndermeler var mı?


Deniz’in yaşadığı baba-kız ilişkisi sorunlu bir ilişki. Bu da onun erkeklerle ilişkilerini direkt olarak ve olumsuz yönde etkiliyor. Romanda kız çocuklarının babalarıyla kurduğu ilişkinin hayatlarının seyrini nasıl değiştirebileceğini göstermeye çalıştım. Babaları tarafından yeterince sevilmiş, değer görmüş, anlaşılmış kız çocuklarının hayatı babasıyla arasında dağlar uzanan kız çocuklarına göre nispeten daha kolay.

Deniz karakterini oluştururken başka kadınların
yaşanmış hikayelerinden de beslendiniz mi? Ben dahil çevremdeki bütün kadınlardan izler var romanda. Bir sonraki yazacağınız kitap hakkında okuyucuya söylemek istedikleriniz var mı?


Şu an için ne yazacağımı bilmiyorum. Sadece bir romanı daha bitirmek, yeni bir romana başlayacak olma duygusu güzel.

Sizce okuyucu bu romanı neden okumalı?

Prensin prensesi sevmediği kadınlara iyi geleceğini düşünüyorum. En azından ben bu umutla yazdım.

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam