VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Aralık 2015 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Her paralel dünya ötekini cennet sanır
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Her paralel dünya ötekini cennet sanır

Stephen King’in “Korku edebiyatının geleceğini gördüm, adı Clive Barker’dı” dediği İngiliz yazar Clive Barker’ın “Abarat” kitabı babası tarafından dövülen, annesi tarafından ilgilenilmeyen Candy’nin paralel bir dünyaya geçmesini ele alan bir roman.

OYLUM YILMAZ ERİŞ



Ben şimdi Clive Barker deyince, bilenlerin kanı donacak biliyorum. Çünkü onlar, Barker’ın “Kan Kitapları” adlı serisiyle modern korku edebiyatının temellerini attığını, bilinçaltımızda uyuyor sandığımız korkunun kökenlerini bir bir uyandırdığını bilirler.

Ve Stephen King’in “Korku edebiyatının geleceğini gördüm, adı Clive Barker’dı”, dediğini… Gelin görün ki hepimiz ona haksızlık ederiz. Çünkü Barker’ı korkuya hapsederiz. Oysa Barker’ın yaptığı korkuyu da çok başarılı kullanarak epik fanteziler yazmaktır. Epik fantezinin tüm netameli uçlarına gidip oralarda dolaşmaktan korkmamaktır.

Bütün bunları ülkemizde de yayımlanan Zaman Hırsızı, Lanetleme Oyunu, Ezelistan, Muhteşem Gizli Gösteri adlı kitaplarına bakarak söylemek mümkün. Ve Clive Barker nihayet Türkçeye çevrilen “Abarat”la ona dair tüm bu düşüncelerimizin altını bir kez daha çiziyor. Sadece korku edebiyatının değil, epik fantezininin de geleceğine adını yazdırıyor. Fantezi ile korku edebiyatı arasında çok ama çok ince bir ayrım vardır. Bu ayrım ‘inanma’ ile ilgilidir. Korku edebiyatının temelinde okurun rahatsız edici duyguya yani korkuya sorgusuz sualsiz teslim olması gerekir. Okur da, yazar da bu teslim oluşu bekler, bu teslim oluştan haz alır. Oysa fantastik edebiyatta, korku, ya da herhangi bir mantık dışı öğe hikaye ilerledikçe, değişir. Korkuya ve olağanüstü olabilecek her türden malzemeye yazar da, okur da şüpheyle yaklaşırlar. Kısacası fantastik edebiyat okurundan teslim olmayı değil, spekülatif bir katılımı bekler. ‘İnanma”yı metnin kendi içinde halleder. İşte bu nedenle Clive Barker’ın eserleri için korku unsurunun ağır bastığı epik fanteziler, diyebiliyoruz. Katılım bekleyen, oyuncu, hilebaz metinler… Tıpkı “Abarat” gibi.

ÖTEKİ DÜNYAYA GEÇİŞ

“Abarat” bir paralel dünyalar hikayesi. Klasik fantezi gibi başlıyor. Orta batı Amerika’da yaşayan, alt-ortasınıf bir ailenin, babası tarafından dövülen, annesi tarafından pek de ilgilenilmeyen kızı Candy, bu dünyadan çıkıp bu dünyanın paraleli bir başka dünyaya geçiveriyor bir gün beklenmedik bir şekilde. Peki gerçekten de beklenmedik bir şey mi bu geçiş? Aslına bakarsanız annesi Candy’nin doğuştan biraz farklı olduğuna, tuhaf özellikler taşıdığına inanıyor ama, annelerin kızlarını diğerlerinden farklı görmesi onların başka evrenlere seyahat edebileceklerini göstermez elbette. Candy, okul ödevi için kasabasının geçmişiyle ilgili ilginç bir şeyler arayıp dururken, önünde olağanüstü bir kapı açılıyor ve o da bu kapıdan içeriye hiç düşünmeden, balıklama dalıyor. Gittiği yer, hepimizin öldükten sonra gideceğine inandığımız öteki dünya… Bir adalar dünyası yaratmış Clive Barker.

Her ada zamanın bir saatini temsil ediyor. Gece yarısını temsil eden ada, tahmin edileceği gibi dehşetin, kötülüklerin adası. Ama kötünün de kötüsü var elbette: Saat 00.30’te kapitalizm boy gösteriyor. Gece yarısı lordundan bile kötü, onunla bile baş edebilecek kötülükte. Ya da açık konuşalım, kötünün de ötesinde. “Karanlığın hep bir rolü olmuştur. Karanlık olmasa, ışıkta yürüdüğümüzü nereden bilebiliriz ki? Karanlığa ancak fazla büyük emellere kapıldığında karşı çıkılmalı; ancak o zaman disipline edilmeli ve bazen de -gerektiğinde- bir süreliğine bastırılmalı. Bastırıldığında da eninde sonunda tekrar yükselir. Sonuçta, hedefi net olan birinin Işık’ı takip etmektense Karanlık Yol’dan gitmesi daha onursuzca değildir.” Kısacası öte dünyada savaş başlamak üzere. Peki Candy’nin burada ne işi var?

Bu savaşın ortasında kalmasının sebebi ne? “Abarat”, şimdilik dört kitaplık Abarat serisinin ilk kitabı. Dolayısıyla hikayemize de giriş niteliği taşıyor. Bu ilk kitapta hem Candy’nin giriş yaptığı rengarenk öte dünyayı hem de kahramanımızın kendisini tanımaya çalışıyoruz. Dolayısıyla sorular soruları doğuruyor ve ikinci kitabı bekler duruma geliyoruz.
Bir kural vardır: “Fantastiğin gerçekten bağımsız var olabilmesi imkansızdır.” Kulağa ters geliyor ama öyle. Çünkü fantastik anlatının temelinde gerçekle bağını koparmadan imkansızı kurgulamak niyeti yatar. Clive Barker modern epik fantezinin bu özelliğini çok iyi özümsemiş bir yazar. Korkunun, kötülüğün temeline inerek hayalin de gerçekten çok daha iyi bir şey olmayabileceğini söylüyor bize. Söz gelimi, hikaye ilerledikçe anlıyoruz ki, öteki dünyada yaşayanlar da bizim dünyamızı merak ediyor, onlar da burada meleklerin falan yaşadığına inanıyor, huzuru burada bulacaklarını umuyorlar. Kısacası hepimizin ötekisi ister istemez kendi içinde…

“Abarat”, güçlü, çok güçlü bir hayal dünyasını zengin tasvirlerle, insan ruhunu ıskalamadan, romanda bireyoluşun önemini es geçmeden aktarmayı başarıyor. İçindeki ciddi kapitalizm eleştirisine ek olarak yazarın beden politikalarıyla da özellikle ilgilendiğini, bu hikayede de görebiliyoruz. Son olarak kitabın şahane ilüstrasyonlarının da yazara ait olduğunu söylemeden geçmeyeyim.


Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163