VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Nisan 2014 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Her türlü ilişkinin temeli bebeklikte...
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Her türlü ilişkinin temeli bebeklikte...

Bebeklikteki bağlanma biçimimiz gelecekteki ilişkilerinkaderini etkiler. Bu konuda bir Türk’ün kitap yazması ilgimi çekti. Ne var ki içindeki önermelerin pek çoğuna katılmak mümkün değil.


Ayla Akbuar


Diğer insanlarla ilişkimizdeki beklentilerimiz gerçekçi mi? İlişkide alma- verme dengesini kurabiliyor muyuz? Yani, gereğinden fazla veren/alan bir kişi olmaktan şikayetçi miyiz? İlişkiye girmekten kaçınıyor ya da rastgele ilişkiler mi yaşıyoruz? İnsanlara hızlıca güvenip hayal kırıklığına mı uğruyoruz? Hiç güvenmeyip büsbütün uzak mı duruyoruz? Bağ kurduklarımızdan ayrılmayı becerebiliyor muyuz, yoksa ayrılma anksiyetesini göze alamayıp bize zarar veren ilişkileri sürdürmeye devam mı ediyoruz?
Tüm bu soruların cevabı, yaşamımızın ilk üç yılında kurulan bağlanma süreciyle birebir ilişkilidir. Yetişkinlikte kurulan ya da kurulamayan bağlar, bebeklikteki bağlanma biçimimiz ile paralellik gösterir ve gelecek ilişkilerinin kaderinde birebir etkilidir. Anne babaların bağlanma süreçleriyle ilgili doğru bilgilendirilmesi ülkemizde şimdiye kadar biraz eksik kalmış bir konu ne yazık ki.

Hal böyle olunca, şimdiye kadar bağlanma üzerine yazılmış kitapların çoğunluğu da çeviri olduğu için “Güvenli Bağlanma” isimli kitabın Türk bir yazar tarafından kaleme alındığını görür görmez okumayı ve hakkında yazmayı çok istedim.
Kitap yaşamın akışı içinde bağlanma sürecinin dinamiklerini belli bir düzenle ele alarak analiz ediyor. Bunu yaparken yaşamın ilk yıllarında gerçekleşen ve sonraki dönemler üzerinde büyük etkisi olan ebeveyn davranışlarının nasıl olması gerektiğine odaklanıyor. Bu kapsam içinde, bebekle birlikte uyuma, yatağı ayırma süreci, memeden kesme konularında özellikle anneye yönelik önerileri ele alıyor. Kitaptaki deyimle fıtrat ve mizaç farkı ve bunların şekillendirilmesiyle birlikte empati kurmanın öneminden bahsediliyor.

Ancak, enteresan konu başlıkları olmasına rağmen ciddi soru işareti yaratan çekinceleri görmezden gelemiyoruz. Herşeyden önce yazarın bir çok konuya kendi dünya görüşü doğrultusunda subjektif yaklaşımı kitabı bilimsellikten uzak kılıyor. Tüm kitapta erkek egemen ve muhafazakar dünya görüşünün etkileri kendini belli ediyor.
Yazarla bir konuda anlaştığımız kesin: Bağlanma sürecinin önemi ve güvenli bağlanan bebeklerin yaşamlarının ileri dönemlerinde sağlıklı ilişkiler kurduğu, güvenli bağlanamayanların ise psikopatolojik eğilimleri olabileceği, ilişki ve güven sorunu yaşayacağı konusunda hemfikiriz. Ancak, güvenli bağlanma sürecinin “nasıl” gelişeceği konusunda önerdiklerinin, literatürle de çeliştiğini düşündüğüm yönünde fikir ayrılıklarımız var ki kısa da olsa bunlarla ilgili şerh koyma gereği hissediyorum.
Öncelikle; kitapta birincil bağlanma figürü olarak sadece anneden bahsedilirkenbağlanma sürecinde neredeyse babayı önemsizleştiren, yok sayan bir anlayış hakim.Annenin bağlanma sürecindeki sorumluluğu tek başına üstlenmesi istenmiş. Kitabı okuyan bir yeni doğan annesinin suçluluk ve yetersizlik duygularıyla kendini yiyip bitirmemesi mümkün değil. Özellikle ilk iki yılda babaların bebeğin ihtiyaçlarıyla ilgili yardımları zaruri durumlar hariç (!) yapmaması tavsiye ediliyor. Bunu da bebeğin annesine bağlanabilmesi için gerekli sayıyor. Bu yaklaşımın ne yazık ki sadece çocukların babasıyla bağlanamamalarına sebep olacağı görmezden geliniyor.

Bir başka konu ise, annenin mutlaka ilk 24 ay bebeğiyle uyumasının gerekli olduğu vurgulanıyor. Birlikte uyurken annenin bebeğini ezme korkusunun yersiz, bebeğini ezen annelerin “uyuşturucu kullanan, sigara içen, alkol alan veya uyuşturucu hap alan” (!) kişiler olduğundan bahsediyor.
Literatürde bebekle uyumanın bağlanmayı olumlu etkileyeceğine dair bir bulgu yok. Adem Güneş’in kitabında bahsolunduğu gibi bebekle uyuma güvenli bağlanmayı garantilemez. Hele ki, bebeklerini ezen annelerle ilgili söylediklerinin kişisel ahlaki görüşünü yansıttığını ve bilimsel hiçbir dayanağının olmadığını belirtmek lazım.
Son olarak; anne ve çocuk arasında cinsel etkileşimin olmayacağını iddia etmek Freud’un kemiklerini sızlatmasının yanı sıra, yazarın deyimiyle “anne ile çocuk arasındaki fıtrata ters düşen” davranışların toplumda yaşanmadığını söylemesi de ayrıca dikkate değer.

Kitapta önerilen yöntemleri,“kültürümüze uyumlanması çabasıyla” olması gerekenden uzak hatta yanlış buldum. Anne rolündeki kadının geleneksel rolü içerisinde- hem çocuğa bakma, hem kadınlık görevini yapma hem de kocasının yardım etmeyişine, ilgisizliğine karşı bir anlayış abidesi olarak karşılık vermesi (kitapta “anneler sabırlı olmalı, yüksek beklenti içine girmemelidir” diyor) gerektiğinin altını çizmesinin ve kadını kanlı canlı, hormonları alt üst olmuş, hatta psikolojik olarak ihtiyaçları olabilen bir birey değil neredeyse robota indirgemesinin de kitabı bilimsellikten uzak ve söylediklerini geçersiz kıldığı düşüncesindeyim.


Güvenli Bağlanma
Adem Güneş
Timaş Yayınları
15 TL


Güvenli BağlanmaGüvenli Bağlanma

Adem Güneş

Detay için tıklayın

Paylaş

Öyleyse ‘Yaşasın edebiyat!’ Geçen ay Grand Pera Emek Sineması’nda çok önemli bir edebiyat davetine katıldım. Davet önemliydi çünkü,Türk edebiyatının “yaşayan” 50 şairinin/yazarının, kendini, edebiyatını ve hayata bakışını anlattığı “Yüz Yüze Konuşmalar, Yaşayan Edebiyat” projesi tanıtıldı.

Devam