VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
10 Nisan 2011 Pazar | Anasayfa > Haberler > Her yaratılmış şey veya kişi bir ses, bir frekanstır
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Her yaratılmış şey veya kişi bir ses, bir frekanstır

Mevlevi sema ayini insanlığın aydınlanma yani tekamül sürecinin sembolik bir anlatımı olarak tanımlanır. Ses ve hareketin dua halindeki ifadelerinden biridir. Bu büyüleyici ayindeki sembollerin bazıları daha ilk bakışta göze çarpar. Bazıları ise daha gizlidir, üzerine düşünülmesi, bilgilenilmesi gerekir. Örneğin semazenin giydiği mest, gömlek, siyah kuşak, külah (sikke) neleri sembolize etmektedir? Neden siyah hırka giyilir? Ya da bunun çıkarılıp tekrar giyilmesi ne anlama gelir? Semazenler neden 3 tur yürür (Devr-i veledi) ve 4 tur dönerler (sema ederler)? İşte tüm bunları “Sema Ayini” kitabının yazarı Melih Ümit Menteş ile konuştuk.

Sayım Çınar



Sema ayini nedir? Neyi ifade eder?

Sema ayini iki başlıkta özetlenebilir: Hem yaratılış katmanlarının sembolik bir anlatımıdır, hem de insanoğlunun tekamül sürecinin sembolik bir anlatımıdır. İnsanoğlunun aydınlanma serüveni (tekamül), yaratılış hakkındaki bilgi ve farkındalığının yine yaratılış katmanlarındaki yükselişi olarak tanımlanılabilir. En özet ifadesiyle sema ayini, evrensel yaratılış basamaklarıyla tekamül dinamizminin muhteşem bir ortak sembolizma içinde birlenmesidir.

Tekamül ya da aydınlanma süreci olarak ifade ettiğiniz şey tam olarak

nedir?

Nefsin yani insanın egosunun rafine olarak ruha dönüşme sürecine tekamül yani olgunlaşma diyoruz. Yaratılışı, en üst basamakları olan ruhani seviyelerden en alt basamakları olan cismani seviyelere dökülen bir şelaleye benzetebiliriz. Aslında yaratılışın en üst seviyelerine ait olan ruhun, vücuda yani cisme hapsolduktan sonra, zorlu bir hayat sürecinde hamlıktan olgunluğa giden yolculuğudur aydınlanma süreci... Tıpkı bir meyvenin ilk başta kuru ve acı bir tadının olması ve olgunlaştıkça tatlanması gibi...

Ruh ve nefis iki ayrı şey midir?

Hayır, ikisi aynıdır. Ruh ve nefis aynı ölümsüz şeyin iki değişik halidir. Tıpkı hamken de olgunlaştığında da meyvenin aynı meyve olması gibi. İnsanın ölümsüz, zaman ve mekan ile sınırlanmayan ve vücuda hayat veren parçasının bu dünyaya dönük yüzüne nefis, Allah katına dönük yüzüne ise ruh diyebiliriz. Suyun buz halini nefse ve buhar halini ruha benzetirsek sanırım anlatabilmiş olurum. Bu farkındalıkla tekamülü tekrar tanımlarsak; dünyevi amaçlara odaklanmaya meyilli olan nefsin, ruhani aydınlanmayı hedeflemesi ve bu süreçte ruha dönüşmesidir tekamül.

Sema ayinine neden bu ismin verildiğini açıklayabilir misiniz?

Sema Arapça işitmek sözcüğünden gelmektedir. İşitmek, aşağıdaki üç fiilin hepsinin yerine getirilmesiyle mümkün olabilir: İşitmek=duyma yetisi+anlama (idrak)+gereğini yapma. “Duyma”, kulak yoluyla giren ses dalgalarının beyin yoluyla algılanmasıdır. Ya da iç sesimizin kalbimiz ve beynimiz ile konuşmasıdır. “Anlama” ise idrak anlamına gelir ki duyulanın ne anlama geldiğinin kavranmasıdır. Bunun olabilmesi için bilgi sahibi olmak gerekir. “Gereğini yapmak” ise duyulup, anlaşılmış olan şeyin gerekliliğini yerine getirmek yani ona icabet

etmektir.

Sema ayininin amacı nedir?

Sema ayininin Mevlevi camiasındaki adı Mevlevi Mukabelesi’dir. Mukabele, yüz-yüze gelme, buluşma, karşılıklı görüşme ve birinin anlattığını diğerinin dinlemesi anlamına gelir. Sema ayininde yüce yaratıcı seslenir, semazen ise dinler ve işitir. Tıpkı Ramazan mukabelelerinde okunan Kuran’ın diğerleri tarafından dinlenmesi gibi... Demek ki sema ayininin amaçlarından biri Allah katından gönderilen evrensel mesajlara layıkıyla muhatap olunabilmesidir. Hz. Mevlana Fihi Mafih adlı eserinde diyor ki: “Can, bakışta-görüşte yok oldu da şunu dedi: Tanrı’nın yüzüne Tanrı’dan başkası bakamadı-gitti.” Tanrı’nın yüzüne bakabilmenin, bir başka deyişle onunla mukabele ederek ilettiklerini algılayabilmenin koşulu ne olabilir? Tasavvuf anlayışına göre bu sorunun cevabı nefis terbiyesi ile olgunlaşmadır. Demek ki sema ayininin anlattığı süreç kişisel arınma ve aydınlanma yolculuğudur. Tasavvufta bu yolculuğa seyr-i sülûk denmektedir. Süluk manevi amaçları olan bir yola girmek anlamına gelir. Seyir ise hareket etmek, yol almak manasınadır. Demek ki ruhsal aydınlanmanın amaçlandığı bir stratejidir sema

ayini...

Sema ayininde dervişler neyi işitir? Bu işitme gerçekten sesler duymak

mıdır? Eğer öyleyse bu sesler neyin

sesleridir?

Bu müthiş soru için size teşekkür ederim. İşin can alıcı noktası bu çünkü. Sema ayinini ve Mevlana’yı en iyi açıklayan yine Mevlana’nın kendisidir. O yüzden Hz. Pir’den alıntı yaparak cevaplamaya çalışayım: “Dilimi satayım da binlerce kulak satın alayım...” Sesler bir şeyin (Eşya /Yaratılmış) emaresi (belirti, ipucu, iz) değil, o şeyin ta kendisi ve özüdür. Hatırlayın ki Allah Hz. Adem’e bütün isimleri öğretmiş ve bu bilgi nedeniyle insanoğlu meleklerden bile üstün olabilmiştir: Demek ki öğrenmek, bilmek isimler yani ses aracılığı ile olmaktadır. Bir başka deyişle, bir şeyi biliyorum demek o şeyin orijinal sesini bilmekle mümkündür. O şeyin orijinal sesi Allah’ın o şeyi yaratmak için kullandığı özdür. Anlaşılıyor ki her yaratılmış şey veya kişi bir ses, bir frekanstır. Her birimiz bir ses olmakta benzeriz lakin değişik tınılarımız nedeniyle de farklı ve biriciğiz; buna aynılık içindeki farklılık diyoruz. Tasavvufta ise hayret olarak adlandırılıyor bu durum... Sonuç olarak dervişler evrensel gerçeklere ulaşmak için, yani işitmek için, sema ederler. Ben kendi sesimi Galata Mevlevihanesi’nde 3. Selam’da sema ederken işitmiştim. Bu duyuş kesin bir biliş ve farkındalık seviyesidir. Hz. Mevlana’nın Mesnevisinden bir alıntı ile toparlayalım (4. Cilt 758-759)” Sözlerimden maksadım senin sırrındır; Onun meydana getirmekten maksadım sesini duymaktır. / Bence sesin, Tanrı sesidir; seven haşa sevgiliden ayrılır mı?”


Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam