VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Eylül 2014 Pazar | Anasayfa > Haberler > Hercule Poirot yine aramızda
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Hercule Poirot yine aramızda

Agatha Christie’nin kısa boyu, uçları kıvrık bıyıkları, züppe ve duygusallıktan uzak kişiliği ile tanıdığımız kahramanı Hercule Poirot Sophie Hannah’ın kalemiyle geri döndü. Roman, Christie’nin varisleri ve polisiye uzmanı Erol Üyepazarcı’dan tam not aldı

EROL ÜYEPAZARCI


Amerikalıların deyimiyle “whodonit” tipi polisiye romanların yani geleneksel “katil kim?” romanlarının tartışılmasız en büyük ismi Agatha Christie’dir. Özellikle eserlerindeki kurgulama ustalığı tartışma dışı bir gerçektir. Polisiye roman hakkında en ilginç incelemelerden birini, “Hoş Cinayet’”i yazan Ernest Mandel bile, ideolojik olarak hiç önemsemediği Agatha Christie’nin “gerilim yaratma ve gerilimi canlı tutmada en büyük usta” olduğunu kabul eder. Ayrıca rahmetli Kemal Tahir de yakınlarına yeni bir romana başlamadan önce kafasındaki konunun kurgulamasını iyi yapabilmek için muhakkak Agatha Christie romanları okduğunu söylermiş.



GELMİŞ GEÇMİŞ EN ÇOK SATAR

Agatha Christie’nin romanları hiç şüphesiz polisiye romanın klasikleri arasındadır ve güncelliğini hiç yitirmezler.Bütün dünyada satılan Agatha Christie kitaplarının sayısının milyarı geçtiği bir gerçektir. Onun bu tirajını ancak İncil ve bir zamanlar Çin’de herkese zorunlu olarak verilen Mao’nun “Kırmızı Kitap”ı geçebilmiştir. Ölümünün üzerinden kırk yıla yakın bir süre geçmesine karşın Christie’nin eserleri tekrar, tekrar basılmakta ve yeni kuşaklar tarafından da keyifle okunmaktadır. Bu durum ülkemizde de böyle... Dilimize ilk çevrilen Christie romanı 1935 de yayınlanan “Doğu Ekspresi’ndeki Cinayet”tir. O günden bugüne Agatha Christie’nin bütün eserleri dilimize onlarca kez çevrilmiştir. Özellikle 1960’dan sonra yazarın yayın hakkını alan Altın Kitaplar, her yıl 15- 20 Agatha Christie romanını yeniden basmakta ve eminim ki yaldızlı reklamlarla tanıttıkları çoğu beş para etmez bestseller romanların hiçbir zaman yakalayamayacağı okuyucu sadakatini ve devamlılığını Christie romanlarında rahatlıkla bulmaktadırlar. Benim kütüphanemdeki tam serisi bulunan bu çevirileri öykü ve tiyatro oyunlarını da katarsak sayıları yüze yaklaşır önce ben keyifle okudum, sonra iki kızım okudu; şimdi de torunlarım aynı keyifle okuyorlar. Bir Floransa, Venedik, İstanbul seyahat rehberi olan ve kurgusu beş para etmeyen Dan Brown’ın son kitabı “Cehennem”ini okuyup zaman harcamaktansa Agatha Christie okumak muhakkak ki çok daha keyif verici olacaktır; benim de katıldığım bu düşünce torunum Alp’in değerlendirmesidir.

ZÜPPE VE CİMCİME DEDEKTİFLER

Geleneksel “katil kim?” romanlarının genel kabul görmüş ana ilkesi, “Okuyucuyu şaşırtmak ama aldatmamaktır”. İşte bu bağlamda Agatha Christie bu türde yazan bütün polisiye roman yazarları içinde en başarılısıdır.
Christie, “katil kim?” romanlarının olay , mekan ve zaman birlikteliği kuralına çoğu zaman uyar. Öykü, bir tek olay -cinayet- etrafında kapalı bir mekanda ve dondurulmuş bir zaman diliminde gelişir ve biter. Zaman dondurulmuştur, yoksa ilk kez 1920’ de karşılaştığımız ve o zamanlarda bile “kendini emekliye ayırmış ama karşısına ilginç bir olay gelince bu emekliliği bir tarafa bırakan hatta yaşı ölme çağına dayandığından gazetelerde ölüm ilanları okumaktan hiç hoşlanmayan” Hercule Poirot veya ilk kez 1930’ da sezgilerine hayran kaldığımız kız kurusu Miss Marple otuz hatta kırk yıl sonra hiç yaşlanmadan yine bizim karşımıza çıkamazdı.



Yazarımızın öykülerinin büyük bölümünde mekan İngiliz kırsalındaki soylu veya zengin sınıfa mensup kişilerin sayfiye evleridir. Bazı romanlarda olay yabancı ülkelerde veya gemi, tren, uçak gibi taşıt araçlarında geçse bile mekan yine kapalıdır ve kahramanlarımız İngilizdir. Christie okuyucusunu bazen kapalı mekan dışına çıkarıp örneğin Mısır’ın turistik yerlerinde gezdirirse de bunu yalnızca öyküyü renklendirmek için yapar.

Bir lakâbı da “Ölüm Düşesi” olan yazarımızın en çok yeğlediği öldürme aracı zehirdir ama her zaman, bu zehir, siyanür veya arsenik gibi herkesin bildiği sıradan bir zehir olmaz; sıkı bir Agatha Christie okuru iseniz sentetik veya organik birçok ilginç zehir çeşitlerini de öğrenirsiniz. Sonuçta yazarımız kaba, vahşi , kan içindeki yani “estetize edilmemiş” cinayetlere pek rağbet etmez; zaten Hercule Poirot gibi biraz züppe, Miss Marple gibi dünya cimcimesi detektiflere de sıradan cinayetleri çözümlemek pek yaraşmaz.

KUTSAL ÜÇLÜ

Christie’den cinayetin toplumsal sorunsalını incelemesi beklenmemelidir; onun tarzı muamma öğesi üzerine yoğunlaşmak ve okuyucusuna mükemmel bir “kaçış zevki” vermektir. Bazı eleştirmenlerce geleneksel ve püriten Protestan ahlakına uygun gelişmeler içerdiği belirtilen Christie’nin yapıtlarında cinayet kötü bir eylemdir ve mutlaka cezalandırılması gerekir. Ünlü detektifi Poirot , yapsa yapsa biraz sempati duyduğu katilin intihar etmesine izin verir. Bu ilkesindeki sarsılmazlığını Christie’nin son Poirot öyküsü olan “Ve Perde İndi” (Curtain) de görürüz. Bu macerasında Poirot hiç cezalandırılmamış bir kötüyü bizzat öldürür . Tek bir romanda “Doğu Ekspresi’ndeki Cinayet”te müşterek bir katiller grubu cezasız kalır ama kurban bütün bu kişilerden çok daha “kötü” biridir, fidye almak için küçük bir çocuğu kaçırmış, öldürmüş, ailesini perişan etmiştir ve onun öldürülmesi Poirot’ ya göre “iğrenç ama belki de pek haksız olmayan biçimde işlenmiş bir cinayet”tir.


Eğer rahmetli Fethi Naci’nin “Türk Romanında 100 Eser”de yaptığı gibi polisiye romanda da en iyi yüz eser diye bir sınıfllama yapsaydık Agatha Christie’nin roman, tiyatro oyunu ve öykü dalında yazdığı yüze yakın eserinin en az on tanesi polisiye türünün en üstün nitelikli eserleri arasına girerdi. Örneğin polisiye romanın bir yöntemi olarak okuyucuyu katili tahmin etmede yanlış yönlendirmenin bir şaheser örneği olan “Roger Ackroyd Cinayeti”ni okuyan bir kişi katilin hüviyeti ortaya çıkınca duyduğu şaşkınlığı pek az polisiye romanda duyabilecektir.

Polisiye konularda bir fantezi şaheseri olan “On Küçük Zenci”de türünün en başarılı örneklerinden biridir. Bu romanda geleneksel suçlu, kurban, detektif üçlüsündeki detektife yer verilmemiş ve soruşturmanın ilerlemesi sadece düğümün oluşturulmasıyla sağlanmıştır. Çıkışı olmayan bir yerde, bir adada bir araya gelmiş on kişinin peş peşe öldürülmesi kurguyu oluşturmakta ama sonunda bu ölümlerden birinin, bütün kurguyu gerçekleştiren kişinin ölümünün gerçek olmadığı, olayın bir öç alma girişimi olduğu anlaşılmaktadır. Bu kurgu, Christie’ nin polisiye roman yazınında ustalıkla gerçekleştirmiş olduğu yepyeni bir biçimdir ve yazarımız bu yeni biçimleri bulup çıkarmada tartışmasız bir virtüozdur.

Bu iki örneğe “Doğu Ekspresi’ndeki Cinayet”, “Cinayet Alfabesi”, “Mezopatamya Cinayeti” ve “Nil’de Ölümü” de katabiliriz. Polisiye romanın en zor alt türü olan “kapalı oda muamması”nın en başarılı örneği olan “The Mousetrap” (Fare Kapanı) ise fenomen bir eserdir. Bir tiyatro eseri olan bu yapıt Londra’da Ambassadors Tiyatrosu’nda kesintisiz otuz yıl oynanmış ve 8.8672 kez sahnelenmiştir.
Yazarımızın detektiflerine gelince; sayıları onu bulan detektifleri içinde Agatha Christie’ nin yarattığı en çarpıcı detektif hiç kuşkusuz Hercule Poirot’ dur. Poirot’ nun okuyucu katında yakaladığı başarıyı, ortak noktaları pek olmasa da, pekâlâ polisiye roman tarihinin iki efsanevi ismi Sherlock Holmes ve ArsËne Lupin ile karşılaştırabiliriz.


Belçika polis örgütündeki başarılı geçmişini takiben İngiltere’ ye yerleşen, kısa boylu, yumurta gibi kel kafasında birkaç tel boyalı saç bulunan, uçları düşük bıyıkları ve cilalı ayakkabılarıyla biraz züppe bir kişilik sergileyen Poirot ; duygusallık ve tutkudan uzak bir biçimde salt gözlem ve mantık yürütmeyle, analitik çözümleme ile kendi deyimiyle “beynindeki gri maddeleri” çalıştırarak olayları çözer.

Poirot’ nun Doktor Watson’ u rolünü genelde polis örgütü görevlisi Yüzbaşı Hastings üstlenir; bu rolün “Roger Ackroyd Cinayeti”nde olduğu gibi başkalarınca üstlendiği de görülür. Örneğin bu yapıttaki Watson aslında hain bir Watson’dur, Poirot’ yu yanıltmaya çalışır ama Belçikalı ufak tefek adam bu tuzağı boşa çıkarır.

KATİLİN TAKDİMİ

Poirot, biraz züppedir, gösteriden hoşlanır; olayı sonuçlandırınca herkesi “a little re in the salon” (salonda küçük bir toplantı)ya davet etme gibi bir alışkanlığı vardır. Poirot’nun bu katili açıklama toplantısı, polisiye roman yazarlarının çoğunun beğenisini kazanmış ve yapıtlarında bu törenimsi toplantıyı çarpıcı bir öğe olarak pek çok kez kullanmışlardır. Poirot bu gelenekselleşen toplantıların ilkini , ilk kez göründüğü “Styles’ deki Esrarengiz Vak’a” romanının sonunda yapacak, katil dahil herkesi davet ettiği salonda teatral jestlerle şöyle konuşacaktır: “Mesdames et Messieurs; let me introduce you to the murder Mr. Alfred Inglethorpe” (Hanımefendiler, beyefendiler size katil Bay Alfred Inglethorpe’ u takdim etmeme izin veriniz). Bu züppeliğin şahikasına çıkan takdimi; analitik zekanın parıldadığı açıklama izleyecektir.

Agatha Christie ile Hercule Poirot arasındaki ilişki de ilginçtir. Yazarımız bu ilişkiyi şöyle tanımlar: “Onunla aramızdaki ilişki uzun yıllar ötesine gitmektedir. Biz dost ve ortağız. Parasal açıdan ona çok şey borçluyum ama diğer taraftan da benim üzerimdeki etkisi çok fazla, bu durum bazen beni sinir ediyor; ona çok kızdığım zamanlar da oluyor ve onu bir kalem darbesiyle eserlerimden silip atabileceğimi bile düşünüyorum. Bu durumlarda Poirot, o her zamanki tumturaklı konuşmasıyla ‘Hercule Poirot’ yu düşündüğün gibi bir kalem darbesiyle silip atman mümkün değil. O senin sandığından daha zeki, becerikli ve yeteneklidir’ diyor. Neticede de her zaman olduğu gibi son sözü bu küçük adam söylüyor.”

Agatha Christie’ nin yarattığı ikinci çekici detektifi, evde kalmış kız kurusu ama uyanık ve saygıdeğer hanımefendi Miss Marple’ dır. Bu cin gibi zeki, meraklı ve Poirot’ nun aksine duygu ve sezgilerini de işin içine karıştıran yaşlı hanım, cinayetleri çözerken harekâtını St.Mary Mead’deki evinden yürütür. Çözeceği cinayetler üzerinde tercihan bir koltuğa yerleşmiş olarak düşünür, fikir yürütür. Kendisine bilgi getirenler çevrenin dedikoducularıdır. Polisiye roman jargonuna göre bir “armchair detective” yani koltukta düşünerek zihninde olayları sonuçlandırabilen bir üstün kişidir ama gerektiğinde olayı çözmek için koltuğundan kalkmasını da bilir.

YASAL VARİSLERİ ONAYLADI

Bu kadar Agatha Christie güzellemesinden sonra Agatha Christie sevenler benden onun bugüne kadar yayınlanmamış bir eserinin ortaya çıktığını yazmamı beklerlerse haklıdırlar. Böye bir durum sözkonusu değil ama Hercule Poirot aramıza yeniden geri döndü dersem şaşırmasınlar.
Polisiye roman tarihinde çok tanınmış polisiye kahramanların yazarları öldükten sonra kahramanlarını yeniden yaşatma çabaları her zaman görülmüştür. Bunun en tipik örnekleri Sherlock Holmes ve James Bond maceralarıdır. Bu ünlü kahramanların yazarları dışındakilerce yazılan yeni öyküleri pek az istisnası ile başarılı olmuşlardır. Başarılılarından biri olarak John Dickson Carr’ın yazdığı Sherlock Holmes öykülerini verebiliriz.

Agatha Christie’nin yasal varislerinin kurduğu vakıf bir İngiliz yazarının, Sophie Hannah’ın kaleme aldığı bir Hercule Poirot romanını beğenmiş ve kendi patronajları altında yayınlanmasına izin vermiştir. Neredeyse altmış yıllık kıdemli bir polisiye roman okuru olarak hemen belirteyim ki kararlarında haklıdırlar ve bu yeni Poirot öyküsü Agatha Christie hayranlarının keyifle okuyacağı bir yapıttır.


1971’de Manchester de doğan Sophie Hannah İngiltere’de tanınmış bir şair ve polisiye roman yazarıdır. 1993’den sonra dokuz şiir kitabı yayanlanmış ve eleştirmenlerden olumlu eleştiriler almıştır. Yazarımız ilki 2006 yılında yayınlanan ve Simon Waterhouse ve Charlie Zailer adlı iki kahramanının başrolleri oynadığı dokuz adet psikolojik thriller denen türde polisiye romanı da okuyucu katında beğeni kazanmıştır. 2014 ‘te yayınlanan “Monogram Cinayetleri” ise Sophie Hannah’ın Agatha Christie’ye duyduğu büyük hayranlığın ürünü olan bir eser ve yukarıda da değindiğimiz gibi bir Hercule Poirot öyküsü.
Öykü, romanda Poirot’nun Doktor Watson’u rolünü üstlenen Scotland Yard detektifi Edward Catchpool’un ağzından anlatılıyor. Olay 7 Şubat 1929 tarihinde Londra’daki Pleasant’s Kafe’de başlıyor. Hercule Poirot hep iyi çalıştırdığını düşündüğü “beynindeki gri maddeleri” dinlendirmek için evinden ayrılıp Bayan Blanche Unsworth’un pansiyonuna yerleşmiştir ve kahvesini çok beğendiği Pleasant’s Kafe ye neredeyse hergün uğramaktadır.

Bir gün orada Jennie adlı bir kadının esrarengiz davranışları dikkatini çeker, kadının çok üzgün olduğunu görmüş ve onunla ilgilenip yardım etmek istemiş ama Jennie kendisine hiç kimsenin yardım edemeyeceğini söyleyerek kaybolmuştur. Bu arada o günlerde işlenen ve bir otelde üç kişinin zehirlenerek öldürülmesi ve ağızlarına birer kol düğmesi manşetinin konulmasıyla ilgili cinayeti inceleyen ve Poirot ile aynı pansiyonda kiracı olarak bulunan detektif Catchpool; şöhreti büyük Poirot’nun bu cinayetler ile Jennie’nin davranışı arasında ilişki kuran varsayımları ile karşılaşacak ve buna bir anlam veremeyecek ama olayların gelişmesi okuyucu gibi onu da şaşırtacaktır ve sonunda küçük boylu, biraz ukala ama sevimli detektifimiz her zaman olduğu gibi gene haklı çıkacaktır.

Sophie Hannah’ın romanındaki Hercule Poirot; Christie’nin tanıdık Poirot’sunun tam bir benzeridir. Hannah hiçbir şekilde bildiğimiz Poirot’ya ihanet etmemiştir; belki bazı davranışlarını anlatırken Poirot’nun niteliklerini biraz abartılı vurgulamıştır ama bu da okuyucuya özlediği Poirot’yu rahat anımsatması için yapılmıştır.

Agatha Christie severlere Hannah’ın Poirot’sunu severek, keyif alarak okuyacaklarını ve bugünlerde hepimizin ihtiyacı olan “kaçış zevkini” bol bol tadacaklarını garanti ederim. Bunca bayağılığın, duygusuzluğun, tutarsızlığın, karmaşıklığın egemen olduğu bir dünyadan “kaçarak” üç, beş saat geçirmek için Hercule Poirot aramıza dönmüş.... Yararlanın. Son olarak çevirmen Çiğdem Öztekin’i itinalı çevirisi için kutlamak isterim.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163