VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Mart 2013 Cuma | Anasayfa > Haberler > Herkes yanlış biliyor, bilim kurgu yazarı değil o
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Herkes yanlış biliyor, bilim kurgu yazarı değil o

Ray Bradbury'nin ilk öyküsü “Eve Dönüş”ün Türkçeye çevrilmesi sebebiyle Bradbury’yi mercek altına aldık.


Özlem Akalan
ozlemakalan@gmail.com

Kendi doğumunu bile hatırlayacak kadar sıra dışı bir yazar Ray Bradbury. 12 yaşında Poe’dan etkilenerek yazmaya koyulmuş, 79 yıl boyunca da kalemi hiç durmamış. Poe, korku ve gizem öykülerinin, Bradbury ise fantastik edebiyatın bir numarası! 1946 yılında yayınlanan ilk öyküsü “Eve Dönüş”ün Türkçeye çevrilmesi sebebiyle Bradbury’yi mercek altına aldık.


Digiturk’ün Dizimax kanalında bir dizi yayınlanıyor iki aydır; “The Following”. Başrollerini Kevin Bacon ve James Purefoy’un paylaştığı dizide, bir seri katil hikâyesi anlatılıyor. Joe Carroll (Purefoy), 14 kadını öldürüp hapse girmiştir. Cezaevinden kaçar, tekrar yakalanır. Bu esnada hapis yattığı yıllar boyunca bir tarikat kurduğu ortaya çıkar. Kendi içeridedir ama “fikirleri” dışarıda. Planlarını tarikat üyeleri gerçekleştirmeye başlar ve art arda cinayetler işlenmeye başlar. Bu haliyle, klasik bir seri katil dizisi gibi görünebilir size, ancak burada dikkat çekici olan, Joe Carroll’ın bir edebiyat profesörü olması ve daha da önemlisi planladığı cinayetlerin Edgar Allan Poe’nun öykülerinden esinlenilerek işlenmesi. Cinayetin ardından duvara yazılan “Kuzgun”dan bir dize; “Usher Evi’nin Çöküşü”nün kahramanı Roderick’in adını alan bir tarikat üyesi; Poe maskesiyle cinayet işleyenler; “Kızıl Ölümün Maskesi”nden alınan birkaç satırla katillere verilen mesaj… Anlayacağınız Poe odaklı, gerilim yüklü bir dizi.

DÜŞLERİN İZİNDE
Zamanında anlaşılamayan hatta aşağılanan, 1849’da henüz 40 yaşındayken ölen Poe, günümüzde, çağdaşı Charles Dickens’tan çok daha fazla filme, diziye, öyküye, romana ve elbette yazara ilham kaynağı oldu. Gerilim - gizem öyküleriyle tanınan ve kısa öyküler yazarak hayatını kazanmaya çalışan ilk yazarlardan olan Poe için söylenebilecek çok söz var: Acayip, uçuk - kaçık, deli, dahi, zeki, filozof, gizem avcısı, dedektif romanlarının mucidi, insanları canlı canlı duvara gömmeyi, gözlerini oymayı hayal edecek kadar hasta ruhlu… Onu nasıl tanımlarsanız tanımlayın, son eserlerinden “Eureka”da yazdığı şu söz, okumakta olduğunuz bu yazının anafikrini oluşturuyor: “Bu kitabı, düşlerin tek gerçeklik olduğuna inananlara adıyorum.”
İşte bu sözle hayatını şekillendiren ve henüz küçük bir çocukken Poe’dan ilham alarak yazmaya başlayan bir isim Ray Bradbury. Poe, gerilim ve gizem edebiyatının üstadıysa, Bradbury de fantastik edebiyatın üstadı, bir numarası. Ve o da düşlerin tek gerçeklik olduğuna inananlardan.

TRUMAN CAPOTE KEŞFETTİ
Henüz 12 yaşında bir çocuksanız ve Poe’dan etkilenerek yazmaya başladıysanız, elbette kimse sizden sıradan şeyler bekleyemez! Zaten Bradbury de sıradan olmadığını yayınlanan ilk öyküsüyle kanıtlamış. “Eve Dönüş” adlı bu öykü, ilk kez 1946 yılında, yazar 26 yaşındayken Mademoiselle dergisinde yayınlanmış. O zamanlar 20’li yaşlarının başında genç bir editör olan Truman Capote, dergiye gönderilen öykü “yığını”nı karıştırırken Bradbury’nin öyküsünü fark etmiş ve yayınlanmasına önayak olmuş. İşte bu yazıyı yazmamıza vesile olan o ilk öykü, “Eve Dönüş”, İthaki tarafından Türkçeye çevrildi; 56 sayfa ve illüstrasyonlu olarak.

HORTLAK AİLESİ
Öykünün kahramanı 10 yaşında, Timothy adlı bir çocuk. Gayet sıradan ve “normal” bir çocuk olan Timothy’nin tek hayali, ailesinin diğer fertlerine biraz olsun benzemektir. Ama dedim ya, Timothy “normal” bir çocuk. Ne ablası Cecy gibi astral yolculuklara çıkıp, dünyayı başkalarının gözünden görebiliyor, ne kuzeni gibi bir cin, ne amcası gibi bir yarasa adam ne de büyük büyükannesi gibi bir mumya. Timothy’nin tüm ailesi, hatta sülalesi diyelim, kurt adamlar, vampirler ve türlü hortlaklardan oluşuyor. Onunsa ne köpek dişleri diğer dişlerinden uzun, ne kanatları var ne de vücudu tüylerle kaplı; sıradan bir ölümlü işte! Cadılar Bayramı arifesinde Timothy’nin evinde heyecanlı bir hazırlık vardır; babası tabutları parlatırken, annesi kırmızı sıvıyı fıçılara doldurur, Timothy de ormana, zehirli mantar toplamaya gönderilir. Bu yıl Cadılar Bayramı partisine Timothy’nin ailesi ev sahipliği yapacaktır. Ve parti günü gelip çattığında, dünyanın dört bir yanından hortlaklar büyük bir tantana ile eve doluşur. Onların arasına katılmak, onlardan biri olmak isteyen Timothy ise ne yaparsa yapsın bunu başaramaz. Bu büyük ve ölümsüz topluluk içinde kalbi atan bir tek o vardır ve öyle de kalacaktır.

ÜÇ YAŞINDA, SİNEMADA
Bu öykü, aslında biraz da Ray Bradbury’nin kendi çocukluğuna dair izler taşıyor. Sevgi dolu bir ailede yetişmiş olmasına rağmen kendini hep uyumsuz, yabancı ve sıradışı hissetmiş Bradbury. Bunda en büyük etken, muhtemelen, sinema hayranı olan annesi. Henüz 3 yaşındayken, yazarı gittiği her filme yanında götürmüş annesi; “Notre Dame’ın Kamburu”ndan “Ben Hur”a, “Operadaki Hayalet”e…
“Eve Dönüş”, “Dandelion Wine”, “Halloween Tree” ve “Uğursuz Bir Şey Geliyor Bu Yana” gibi pek çok öykü ve romanında hep çocukları ön plana çıkaran Bradbury, geçmişinin izlerini pek çok eserine katmış. Bradbury ile yaptığı nehir söyleşiyi “Listen to the Echoes” adıyla kitaplaştıran gazeteci Sam Weller da yazara, öykülerindeki çocukluk izlerini sorarak başlıyor röportajına. “Ben üç yaşındayken Tutankhamun’un mezarı açılmıştı. Yüzündeki altın maskenin resmini görmüştüm” diye anlatmaya başlıyor Bradbury: “Yıllar sonra bir müzede Kral Tut’un maskesini yeniden gördüm. İşte o zaman ‘Mars Yıllıkları’ kitabındaki Marslıların yüzündeki maskenin nereden geldiğini anladım. Bunu hafızama kazımış ve hiç fark etmeden öyküme koymuştum.”

DOĞUMUNU HATIRLIYOR
Bradbury’nin çocukluğuyla ilgili tüm gördüklerini hafızasına kazıması bir tesadüf değil. O, doğduğu günü bile hatırlıyor! “Doğduğum günü hatırladığımı söylediğimde tüm psikologlar ve arkadaşlarım ‘Bu imkansız’ diyor. Ama ben hatırlıyorum! On aylık doğdum. Pek çok insan dokuz ayda doğuyor ve on aylık olduğunuzda görme ve duyma yetiniz daha gelişmiş oluyor. İlk kızım doğup da eve geldiğinde fark ettim kendi doğumumu hatırladığımı. Beşiğinde uyuyor ve kabus görüyordu. Eşime onun kabus gördüğünü söyledim. ‘Neyin kabusunu görecek ki’ diye sorduğunda hatırladım… Doğumla ilgili bir kabustu bu, hayattaki tek tecrübesi de buydu zaten. Orada rahat rahat uyurken bir anda soğuk havaya çıkıveriyorsunuz. Beşikte uyumadan önce bahçedeki elma ağaçlarına baktığımı bile hatırladım. Sonra annemle konuştuğumda hatırladığım pek çok şeyin doğru olduğunu söyledi. Hatıralarım çok canlıydı. Bir yerden duyularak edinilmiş hatıralar değildi.”
Çocukluğundan taşıdığı hatıralar bu denli canlı olmasa, pek çok şeyi yazamayacağını söylüyor Bradbury; “Mesela dinozorlara olan sevgim bugün hâlâ devam etmeseydi, ‘Moby Dick’ için senaryo yazamazdım. Deniz fenerine âşık olan dinozorun hikâyesini anlattığım ‘Fog Horn’u (Sis Düdüğü) okuduktan sonra John Huston bana Moby Dick’in senaryosunu yazmamı teklif etmişti.”

BİLİM KURGU DEĞİL FANTEZİ
Dinozorlar, acayip yaratıklar, uzaylılar kadar karnavallar ve Cadılar Bayramı da hep önemli temalar olmuş Bradbury için. Cüceler, atlıkarıncalar, dev aynaları, sirk hayvanları, korku tünelleri pek çok öyküsünde başkahramanı gölgede bırakacak kadar canlı anlatılıyor. Zaten yazmaya da bir karnaval sonrası karar vermiş. “1932 yılında bir karnavalda tanıştığım sihirbaz, performansından sonra kılıcıyla omzuma dokunup ‘Sonsuza kadar yaşa’ dedi. Hayatımda duyduğum en iyi fikirdi! O günden sonra her gün yazmaya başladım ve hiç durmadım.”
12 yaşında henüz çocukken şekillenen yazar kimliği ile 91 yıllık hayatına 400 öykü, 11 roman, 21 oyun, 28 senaryo (bu sayılar eserlerinin toplandığı koleksiyonlar eklendikçe artıyor) sığdıran Bradbury’yi Türk okuru daha çok “Fahrenheit 451” ile tanıyor. Bradbury, bilim kurgu tarzında yazdığı tek kitabın bu olduğunu söylüyor: “Bilim kurgu gerçeğin tasviridir. Fantezi ise gerçek olmayanın. Mesela ‘Mars Yıllıkları’ da bilim kurgu değil fantezidir. Hiçbiri gerçek olmadı değil mi?”

OBAMA’DAN ÖVGÜ
5 Haziran 2012’de ölen Ray Bradbury, pek çok yazarın olduğu kadar sade vatandaşların da ilham kaynağı oldu. Gazeteci Sam Weller, Bradbury ile ilgili bir anısını şöyle anlatıyor: “Bir resmi geçitte Bradbury’ye eşlik ediyordum. Tekerlekli sandalyesinin önünü bir adam kesti ve ona ‘Sizin kitaplarınız sayesinde gençliğimde çeteye girmedim, sayenizde bugün hayattayım’ dedi. İkisi de birbirlerine gözleri dolu dolu baktılar, adam yoluna gitti.”
Mezar taşında “Fahrenheit 451’in yazarı” yazan Bradbury’nin ardından ABD Başkanı Barack Obama adına Beyaz Saray’dan gelen bir açıklama yayınlandı: “Ray Bradbury’nin ölüm haberi pek çoklarımızın aklına, genç yaşlardan itibaren hafızalarımıza kazının eserlerini getirdi. Öykücülük yeteneği kültürümüzü yeniden şekillendirdi ve dünyamızı genişletti. Ray, hayal gücümüzün daha iyi anlaşabilmemiz, değişebilmemiz ve değerlerimizin dışavurumu için bir araç olduğunu anlamıştı. Yazdıklarıyla onun daha pek çok kuşağa ilham vereceğine kuşku yok.”
Tıpkı Obama’nın söylediği gibi Bradbury, dünyamızı yeniden şekillendiren bir büyük ustaydı.


Kısa öyküden romana
Kısa öyküler yazmayı her zaman roman yazmaya tercih ettiğini söyleyen Bradbury, “Fahrenheit 451”i yazarken de bir kısa öyküsünden yola çıkmış. Yayaların yaya kaldırımında yürümesinin yasaklandığı meşhur öyküsünü yazmış önce; “The Pedestrian” (Yaya). Bir süre sonra yaya kaldırımında yürüdüğü için polis tarafından durdurulan yayayı yürüyüşe çıkarmış, köşeyi döndükten sonra da onu Clarisse McClellan adında bir kızla karşılaştırmış ve böylece “Fahrenheit 451” doğmuş. Yayınlanan ilk romanı “Mars Yıllıkları” (1950) da aslında bir roman olarak planlanmamış. Başvurduğu tüm yayınevleri “Öykü satmıyor” gerekçesiyle kitabı reddedince, Bradbury de birbiriyle bağlantılı öykülerden oluşan bir romana çevirmiş “Mars Yıllıkları”nı.


Ödüllü illüstratör
Ray Bradbury’nin “Eve Dönüş” öyküsünü resimleyen Dave McKean ödüllü bir sanatçı. 1963 yılında doğan grafik tasarımcı, fotoğrafçı, caz sanatçısı ve yönetmen McKean, Neil Gaiman ile çalışarak ününe ün katmış. “Violent Cases”, McKean’in Gaiman ile çalıştığı ilk çizgi roman. Ardından “The Sandman”ın kapaklarını tasarlamış. “Batman”in bir serisini, Stephen King’in “Kara Kule IV”ünü ve daha pek çok romanı resimleyen McKean, Alice Cooper, Fear Factory, Tori Amos, Dream Theater, James Murphy, Testament gibi grup ve sanatçılar için CD kapakları da tasarlamış.






Paylaş