VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Kasım 2012 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Herkesi öldürmeden yazmak mümkün değil
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Herkesi öldürmeden yazmak mümkün değil

İlk kitabı “Kansız”a imza atan Olkan Serdar Yıldız, “Kendim haricinde hiçbir şeyi o kadar da ciddiye almıyorum. Kimse almamalı. Aidiyetin çerçevelemesi ve sınırlaması durumundan korkuyorum” diyor.


NAZLI BERİVAN AK


Okuyan Us etiketiyle raflarda yerini alan Olkan Serdar Yıldız imzalı “Kansız” ayrıksı, yoğun, güçlü bir metin olarak okurla buluştu. Başroldeki kahraman, hayata, kadınlara, yazarlığa dair büyük sözler söylüyor, dahası bir cinayetin parçası... Hayata ve hayattan almaya dair bir öykü bu. Kahramanıyla oyun oynayan, çokça da yer değiştiren Olkan Serdar Yıldız ile ilk kitabını konuştuk.
Kitabın sonunda iki sayfalık bir manifesto görüyoruz; Üç Günlük Dünya Edebiyatı manifestosu. İfadeler son derece keskin, iddia son derece büyük. “Sinik, alaycı ve huzursuzuz. Kişisel gelişime, spritüalizme, ezoterik galaktik bilgeliğe veya burçlara inanmıyoruz. Ne idüğü belirsiz insanlarız. İdüğümüzü arıyoruz.” Ortaklaşa yazılan bir metin mi oldu, nedir yazarlığınızda ve edebiyatınızdaki karşılığı bu manifestonun?
Hayatta hiçbir yerde hiçbir şeye dahil olmayı seven biri olmadım. Çok güzel yazılmış bir manifestoyla karşı karşıyayız kabul ediyorum, ama yine de bir çatının altına girmemi sağlayacak kadar iyi yazılmış bir metin yok henüz. Çünkü sorun iyi yazılıp yazılmaması değil. Bir yere ait olmayı, herhangi bir akımla ilişkilendirilmeyi sevmiyorum. Manifestonun dilini çok beğenmekle beraber, bir manifestoya bağlı olduğumu söyleyemem, söylemem. Kendime bile bir bağlılık hissedemiyorken, bir manifestoya bağlanmak, onun sorumluklarını üzerine almak, hiç bana göre bir şey değil. Açıkçası evlilik dışında hiçbir şeye bağlanmayı doğru ve sağlıklı bulmuyorum. Evlilik mantıksız bir şey olduğu için bağlanmanın bir zararı olmuyor.
Manifestoda, “Çünkü çağdaş Türk Edebiyatı biziz” diyorsunuz. Bu iddiada olan birçok grubu görüyoruz, kendileri bu iddiayı taşımasa da onlara bu rol biçiliyor. Afili Filintalar başta olmak üzere, Alper Canıgüz, Emrah Serbes, Murat Menteş... Sözlüklerden doğan bir üretim, bir edebiyat da var. Sizin de dahil olduğunuz Zaytung, İnci Sözlük, Ekşi Sözlük’ten ortaya çıkan yazarlar, reklamcılar, köşe yazarları...
Belki bencilce ve ukalaca olacak, bu akımlarda benim yazdıklarıma yakın şeyler mutlaka var, ama beni ilgilendirmiyor. Yazarlık yapıyorum ama bir kanadın, bir akımın, bir türün parçası, temsilcisi değilim. Ben otururum, yazarım ve kalkarım, bu kadar. Kendim haricinde hiçbir şeyi o kadar da ciddiye almıyorum. Kimse almamalı. Aidiyetin çerçevelemesi ve sınırlaması durumundan korkuyorum. Ben insanların beni tanımlayamıyor olmasını seviyorum. Ve önce sevdiğin herkesi, sonra da kendini öldürmeden yazmanın mümkün olmadığını düşünüyorum. Herkes tanıdığı birinin yazdığı bir metne baktığında kendinden bir şeyler arıyor. Ben gurur duyulacak şeyler yazmıyorum ve tam olarak da istediğim şeyi yapıyorum. Bunları da birinin yazması gerekiyordu. Kendimi feda ettim diyebilirim aslında.

ROMANDA HER ŞEY OLMALI

Artık görsel bir dünyada yaşıyoruz; bir kadın karakterin gözündeki kalemin hafif dağılmış görüntüsünü sayfalar boyunca okuyacak okur da yok, anlatacak yazar da. Kısa, kesik, tempolu cümleler üzerinden giden edebiyat yüceltiliyor. Siz ne düşünüyorsunuz bu noktada?
Ne modern dünyada ne de eski zamanlarda bir gardırobu sayfalarca anlatan yazarı okuma fikri bana çekici geldi. Camus’nun “Yabancı”sını düşünelim, sert, temiz, vurucu bir metindir, uzun anlatımlar, betimlemeler yoktur, keskindir ve tam da bunun için güzeldir. Aşk hayatını anlatan kadınlar, kendi hikâyesini anlatan yazarlar var, bu gerçek edebiyat değil deniyor. Diğer yandan satıyor da bu kitaplar. Bu noktada gerçek edebiyatın ne olduğunu baştan bir kez daha sorgulamakta fayda olduğunu düşünüyorum. İnsan her zaman başka bir insanı merak eder. Bu kadar. Dizüstü edebiyat yerden yere vurulurken neden bu kadar beğeniliyor bir yandan da? Çünkü insan var. Bir insanın özeli her zaman ilgi çeker. Maillerine bakmak istersiniz, mesajlarına bakmak istersiniz. Okur sadede gelmek istiyor. Her şeyin bu kadar çabuk değiştiği bir dünyada aynı hızda olmanız lazım. Yeni dünyada her şeyi bilmek zorundasın. Artık kendiyle dalga geçmenin de bir anlamı kalmadı. Herkes kendiyle dalga geçiyor. Şu an yapılabilecek tek şey kaldı bana göre, her şeyden biraz katıp tek bir şeyin esiri olmadan üretim yapmak. Sürekli ironi, sürekli sarkastik anlatım, sürekli absürt... Bir yere varılamıyor artık. Çabuk çözülüyorsun. Çok zekice bir şey de olsa, sürekli aynı damardan girdiğinde başa dönüyorsun. Devamında çok da geçerliliği olmayan bir metin ortaya çıkıveriyor. Her şey olacak ama bir dozda, bir noktada, bir dengede.
Çok parlak insanlar çok iyi metinler çıkarabiliyor ama devamında bir kitap daha gelmeyebiliyor. Heyecanı çabuk kaybetme hastalığı, özellikle bizim nesilde var.
Şu an herkes gibi para kazanmak için bir şeyler yapıyorum. Büyük hayallerim, ünlü bir yazar olmak, en iyisi olmak gibi kaygılarım yok. Doldurmadığım ya da dolmayan bir boşluk var, bunu biliyorum ve yine bu boşluğa sahip insanları yazmayı seviyorum. Herhangi bir şeyden geçmiş, gerçeküstü bir yere erişmiş değilim. Dünyevi olanı da gayet severim tam aksine.
Neslimizi de gözden geçirmek gerekiyor belki. Politikadan özenle saklanmış, iyi okumuş, iyi izlemiş, iyi dinlemiş bir nesil. Hepimiz birbirimizle iş yapıyoruz, birbirimizi anlatıyoruz. “Kansız”daki kahraman bana o kadar tanıdık geliyor ki! Peki bu adamın yaşlılığı?
Ben eleştirdiğim hayatın içindeyim aslında. Hayatta neden hoşlanmadıysam onu yapıyorum. Yani ait olduğum neslin esiri değilim, o dünyayı da öbür dünyayı da yaşıyorum. Ben bu hayatı seviyorum ama bu sevilecek bir hayat değil. Yaptığım şeyler çok dalga geçtiğim şeyler aslında. Tam da bunun için manifestoyu manifesto olarak ciddiye alsınlar ama ben olarak ciddiye almasınlar isterim.
Yayınevi reddedince tüm dosyaları sildim
Kitap bittikten sonra ilk gönderimimi şu an Türkiye’de en büyükler arasında sayılan bir yayınevine yaptım. Devamında editöründen bir mektup geldi ve kitabı hiç anlamadığını fark ettim o mektuptan. Önsözü gerçek sanmıştı. Kitap yayınlama fikrinden vazgeçtim, dosyaları sildim. Tesadüfen tekrar gündeme geldiğinde çıktı alması için kuzenime attığım maili buldum ve kitap böyle ortaya çıktı. Eskiden kitapçıları gezerken yazarların biyografilerine göz atıp ilk kitaplarını kaç yaşlarında çıkardıklarına bakardım. Benden genç olanlarda moralim bozulurdu. Yaşlıları görünce “Daha vaktim var” diyerek sevinirdim. Yazar olmak, hayatımdaki en güçlü istekti. Kitabımı rafta görmek tek hayalimdi diyebilirim. Şimdi rafta gördüğümde bakıp geçiyorum ve müstehzi bir gülümsemeyle içimden, “Son zamanlarda okuduğum en iyi yazar” diyorum. Dememem lazım tabii, boş anıma denk geliyor hep.

Künye: Kansız
Olkan Serdar Yıldız
Okuyan Us Yayınları
18 TL

Paylaş