VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
12 Kasım 2011 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Hiç aşk romanı yazmamıştım alışılmışın dışında bir aşkı yazmak cazip geldi
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Hiç aşk romanı yazmamıştım alışılmışın dışında bir aşkı yazmak cazip geldi

Ayşe Kulin yeni romanında klasik çizgisinin dışına çıkarak tabu bir konuya, eşcinsel aşka yer veriyor.

Fügen Ünal Şen

“Yazar örnek değil, özgür olmalı” diyen Ayşe Kulin son romanı “Gizli Anların Yolcusu”nda iki erkeğin tutkulu aşkını anlatırken toplumsal tabuların üstündeki kalın örtüyü çekip alıyor. Okur şaşırmaya, toplum tartışmaya hazır olmalı.

Yok, başlığa bakıp “Bir eşcinsel ilişkinin anlatıldığı roman” diye sınıflandırmayın onu. Çok yanılırsınız.
Daha ilk sayfalarda cinayet mi, intihar mı olduğu bilinmeyen bir ölümü okuduğunuzda da sakın ola ki “Demek bu kez bir polisiye yazmış Ayşe Kulin” demeyin, yanılırsınız.
Hele hele, sayfalarda ilerledikçe, çocuğunu kaybeden bir annenin dramına tanık olduğunuzda, “Derin acılarla nasıl başa çıkılır” sorusuna yanıt aranan, psikolojik analizlerin yapıldığı “Bireysel gelişim kitabı” hiç zannetmeyin, yanılırsınız.
Matemini yaşam biçimi yapmış bir eş ile yoğun işi arasında sıkışıp kalan, kendi kaybının acısını yaşamaya bile fırsat bulamamış bir erkeğin güzel iş ortağıyla yaşadığı ilişkiye kanıp “Kadın erkek ilişkileri üzerine yazılmış bir aldatma kitabı bu” diye de düşünmeyin, yanılırsınız.
Sonra sonra, sayfalar ilerledikçe köyünde cahil ve bağnaz babasının baskısıyla yetişmiş, çocuk yaşta tecavüze uğramış, kimselerle paylaşamadığı bu yarasını iyileştirememiş, hayatı parça parça olmuş Bora’nın hikâyesiyle karşılaştığınızda “ensest, tecavüz, taciz olaylarının anlatılmasıyla, hep yokmuş gibi davranılan yaralarımızın üstünü örttüğümüz
ne varsa çekip alan bir
cesur roman” da sanmayın. Yok, tek başına o da değil, yanılırsınız.
Ve en başa dönersek, kahramanımız İlhami’nin hayatına Bora’nın girmesiyle anlatılmaya başlanan iki erkeğin yaşadığı tutkulu aşkı okuduğunuzda “Hah, bir eşcinsel ilişkinin romanı bu” ise hiç demeyiniz; çok ama çok yanılırsınız.
“Gizli Anların Yolcusu” yukarıdakilerin hepsi ama en fazla da ‘Üstünü örttüğümüz, yok saydığımız gerçeklerinin romanı.”
Evet, haydi itiraf edelim, pek çoğumuzun anlamakta zorlandığı, yargılamakta ısrar ettiği bir aşkın romanı...
Zaten Ayşe Kulin de, “Ben bu güne kadar ana teması aşk olan bir roman hiç yazmamıştım. Bir aşk romanı yazmaya özendim. Alışılmışın dışında bir aşkı yazma fikri cazip geldi” derken yeni romanının ipuçlarını da vermiyor mu?
BİR ROMAN, BİN BİR DUYGU
“Gizli Anların Yolcusu”, Ayşe Kulin’in sadık okurunu bir an için ama sadece bir an için- şaşırtabilir. Zaten Kulin de “Benden pek beklenen türde bir roman değil bu, bir aşk romanı. Dokümanter tarafı olmayan, tamamen kurgu, hayali bir roman” diye anlatıyor “Gizli Anların Yolcusu”nu...
Evet, elimizdeki bir aşk romanıdır. Birbirini tutkuyla seven, kıskanan, sakınan iki insanın, iki erkeğin aşkının romanı...
Uyarmalıyım, ihtimal Ayşe Kulin’in sadık okuru bu aykırı aşk hikâyesiyle şiddetli bir şamar yemiş gibi sarsılacaktır. Yazarı, “Sevdalinka” ile keşfedenler, “Füreya”, “Nefes Nefese”, “Gece Sesleri”, “Bir Gün” ile takip edenler, “Veda”sını okuyup İstanbul’un işgal günlerine gidenler, ya da “Hayat” ve “Hüzün” kitaplarıyla Türkiye’nin yakın tarihini Kulin’in yaşamı üzerinden hatırlayanlar yeni romanı “Gizli Anların Yolcusu”nu okurken bir süre için koltuklarında pek de rahat oturamayabilirler...
Ama dediğim gibi yalnızca bir süre için... Bu şaşkınlık hali geçicidir...
Çünkü yazarın sadık okurları Kulin’in “Sevdalika”nın Bosna-Hersek telif gelirinin savaş mağduru çocuklara, “Kardelenler”in telif gelirinin Kardelenler Projesi’ne, “Sit Nene’nin Masalları”nın telif gelirinin UNICEF Anaokulu Projesi’ne, “Türkan-Tek ve Tek Başına”nın özel baskısının ve Türkan tiyatro oyununun telif gelirlerinin ise ÇYDD eğitim projesine bağışladığını bilirler.
Her ne kadar Ayşe Kulin, “Romanımı herhangi bir misyon yüklenerek yazmış değilim. Sadece keyif aldığım için yazıyorum her yazdığımı” diyorsa da konuşulmaya korkulan bir ilişkinin üzerine giderek bir tabuyu yıkmayı deniyor.
Hem “Birgün” kitabında Türk-Kürt ilişkisini anlatmamış mıydı Kulin; “Veda”da Hain Padişah kavramını
silmemiş miydi? O halde bir aşk
anlatacaksa elbette farklı olmalıydı;
olmuş da...
Kulin yok farz edilen, görmezden gelinen, üstü örtülen, ‘mış gibi’ yapılan, söze dökülmeyen, gizlenen ama hep var olan ne varsa, kelimelerini sakınmadan kitabında yer veriyor.
Yazarın kelimeleriyle hayat bulan roman kahramanımız İlhami, “Gizli Anların Yolcusu”nda,
“Hayatımın bana en büyük mutluluğunu veren ama en zor ilişkisini yaşadığımın farkındaydım” diyor, diyebiliyor örneğin.
Ya da kendisiyle hesaplaşırken “Neydim ben, bir rezil miydim? Bir sapık mıydım? Hayatım boyunca itici bulduğum bir durumun içindeydim ve bundan gocunmuyordum. Yüreğimde sadece bir sevgi vardı. Onulmaz, tarifsiz bir sevgi! Öyle bir sevgi ki, ne ilk sevdalarımda, ne karıma çok âşık olduğum delikanlılık çağımda, ne de kaçamaklarımda böyle yoğun hissedilmemiş, tuhaf bir sevgi” dediğini okuyabiliyoruz.
“EŞCİNSELLİK VAR VE
HEP VAR OLACAK”
Yukarıdaki cümlelerden de anladığınız gibi toplumumuzda tabu olan bir konuyu tartışmaya açıyor Ayşe Kulin. Söylemiştim, kitabın ana hikâyesi iki erkeğin birbirine duyduğu derin aşk...
Ama durun sevgili okur, bu aşkın filizlenip, dal budak sardığı ortamı da yani, yerleşik ve düzenli akıp giderken hayatların nasıl değişiverdiğini, o kurmak için senelerce çalışılan rutin yaşantının nasıl da pamuk ipliğine bağlı olduğunu, bir anda yerle bir olabileceğini de görüyoruz satırlarda.
“Gizli Anların Yolcusu”nda, o çok sağlam gibi görünen “Çekirdek aile”nin sırça köşkü bir anda tuz buz oluveriyor gözlerimizin önünde...
Birbirine geçmiş hayatların ki kitapta birbirine dolanmış, ayrıymış gibi görünen aynı eşarplarla simgeleniyor bu durum- aslında nasıl da yapayalnız yaşandığını ve bittiğini gözlemliyoruz.
Çekirdek ailenin reisi İlhami ile Bora’nın aşkını okurken bir yandan da Bora’nın harcanan çocukluğunun izlerini, yaşadığı tecavüzleri, kimselerle anlatamadıklarını neredeyse her gün gazetelerin üçüncü sayfalarında gördüğümüz haberlerde bulmuyor muyuz?
O halde neden bu yok sayış? Görmezden geliş, kaçış?
Aynı soruyu Ayşe Kulin de soruyor: “İkiyüzlü insanlar olduğumuz için mi? Duygusal anlamda bir türlü gelişemediğimiz için mi? Gerçeklerden kaçmaya fena halde alıştığımız için mi?”
Ayşe Kulin “Bir aşk kitabı” yazdım diyor.
Doğru.
Onun kitabını bildiğimiz aşk kitaplarından ayıran ise, “Bir aşk romanı yazmaya özendim. Alışılmışın dışında bir aşkı yazma fikri cazip geldi” diyen Kulin’in okurlarını şaşırtıcı ve düşündürücü gerçeklerle yüzleşmeye zorlaması.
Okura sorular sordurması
örneğin?
Okura sorular sorması...
Nasıl mı? “Benim ilişkim niye sakıncalı ve yasaktı? Gönül ferman dinlemiyorsa, gönlümün tercihini sevmek niye ayıptı? Dünyadaki tüm yasaklar neye engel olabilmişti dünya kurulduğundan beri?” diyerek örneğin...
Sorularla da okkalı bir şamar indiriyor Kulin.
Doğrusu sevgili okur; ben kendi payıma sol yanağıma yedim o şamarı. Elime Ayşe Kulin’in kitabını alıp okumaya başladığımda birkaç sayfa ilerlemiştim ki kendimi hiç beklemediğim bir hikâyenin içinde buldum ve şaşırdım.
Ama Ayşe Kulin’in yazarlık serüvenini düşününce şaşırdığım için kendime şaşırdım. Elbette sakin bir limana sığınan iki gönülün hikâyesini yazacak değildi Kulin.
Sonra, bu yazıyı yazma sırasında kullanacağım notları almaya başladım. Şimdi bloknotuma bakıyorum da en çok; “Bu topraklarda yaşayanların bildiği ve bilmezden geldiği ne varsa yazmış Kulin” diye not almışım.
Notlarımı da bir soru ile bitirmişim: “Elbette Kulin’in kitabı bir tabuyu tartışmaya açacak. Ya toplum yargılamaktan ne zaman vazgeçecek?”
Sorumun yanıtını zaman gösterecek elbette. Şimdi öncelik “Gizli Anların Yolcusu”nun anlattıklarını dinlemekte, anlamaya çalışmakta...
Ayşe Kulin kitabında, bölüm başlarına şair Tekin Gönenç’in şiirlerinden alıntılar yapmış; son sözü şaire bırakmalı o halde:
“O şaşılası sen,
bir gün elbet kendine çıkacaksın içindeki yenik ülkenden...”


KİTAPTAN...

“Bir müddet sonra, Bora’yla ilişkimizi koridorda geçerken birbirimize değmeler ve kapı arkası öpüşmeleriyle sürdüremeyeceğimizi anlayınca bir çare düşündüm. Mutlaka, buluşabileceğimiz bir evimiz olmalıydı. Oysa evli erkeklerin bir garsoniyer tutmaları hayat boyu ne kadar da itici gelmişti bana. Ne haltlar karıştırdığımı bildiğini belli eden bakışlarla yüzüme bakan daire sahibinin karşısında kira kontratı imzalamak! Ne küçük düşürücü, ne utanç vericiydi. Oysa şimdi tam da bunu yapmak üzereydim. Acınacak haldeydim, ikiyüzlülük ancak bu kadar olabilirdi. Sevgilim vardı, üstelik erkekti ama ben bundan gocunmazken, garsoniyer tutmaya utanıyordum!
Nasıl bir çelişki çıkmazındaydım, gizli anların yolcusu ben!”

Söylenecek
sözüm yoktu...


Ya kendimle yüzleşmem? Onu ne zaman yapacaktım? Hayatımı uğruna bir başka yöne akıtmayı göze aldığım genç adamın kim olduğunu hâlâ bilmiyordum. Tam adını dahi bilmiyordum. Onun gündüzlerine ve haftada en fazla iki gecesine sahip olduğumu zannediyordum bu akşama kadar. Meğer Bora’nın benim dışımda, bende ayrı bir hayatı, hiç bilmediğim, benden sakladığı bir yaşantısı, gece gündemi varmış! Söyleyecek sözüm de yoktu, yakındığım takdirde bana vereceği yanıtı adım gibi biliyordum; senin de bir hayatın var, diyecekti, karın, ailen, dostların... Haklı değildi! Benim hayatım, onun bilginsin dışında akmıyordu, ben ondan ayrıldıktan sonra gittiğim adresi saklamıyordum ki Bora’dan.

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam