VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Ocak 2014 Salı | Anasayfa > Haberler > Hiç kimseyle yaşlanmayan bir kadına dair
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Hiç kimseyle yaşlanmayan bir kadına dair

Tezer Özlü’nün tiyatrodan edebiyata, Celal Sılay’dan Sevgi Soysal’a uzanan geniş bir yelpazede kaleme aldığı deneme ve portre yazıları, kardeşi Sezer Duru tarafından “Yeryüzüne Dayanabilmek İçin” adıyla kitaplaştırıldı.



"Steinbeck’i taşrada, on yaşımda bulduğuma göre, nasılsa diğer yazarları da bulacaktım.”
Buldu da...
“Onunla yaşamak acınacak güncelliğimizin en büyük umudu” dediği Kafka’nın, Özlü’nün yaşantısını en az tahsil hayatı kadar etkilediğini söylemek abartılı olmayacaktır. Zira Avusturya Lisesi’nde öğrendiği ve yürüdüğü yolda zaman zaman kendisine nefes aldıran Almancayı en çok Franz Kafka’yı kendi dilinde okuyabildiği için kutsamıştır yazılarında.
Ama başka coğrafyalarda, başka yıllarda olsa da bir gün arayla doğdukları Cesare Pavese onun için herkesten farklıdır. Kendisini Pavese ile bir tuttuğundan dem vurur “Yaşamın Ucuna Yolculuk” kitabında. Aynı sokaklarda aynı taşlara takılıp tökezler elin İtalyan’ıyla, saatini onun gününe kurar. Sonunu benzer yazar, sonları benzemez. Yine de öldükleri yaşları benzetmeyi başarmıştır kader. Tıpkı doğumları gibi ölümleri de bir farkla gerçekleşmiştir. (*)
“Yaşamla ve ölümle hesaplaşmak için yazıyorum.”
Bu hesaplaşmadan galip çıkmış mıdır bilinmez ama kesin olan tek bir şey var ki mağlup olmadığı.
Sorduğu soruya, verdiği cevaplar bu hesabın borç değil de alacak hanesinin kalabalıklığına iman ettiriyor bizi.

Neden yazılır?
“Dünya acılı olduğu için yazılır.“
“Duygular taştığı için yazılır. “
“İnsanın kendi zavallılığından sıyrılması çok güç bir işlemdir. Ama insan bu, bir kez bu zavallılıktan sıyrılmaya görsün, o zaman yaşamı kendi egemenliği altında alabilir. İşte böylesi bir egemenliği bir iki kişiye daha anlatmak için yazılır ya da kendi kendine kanıtlamak için.”
“Çünkü insanın kişisel özgürlüğü, kendi dünyasına egemen olmasıyla başlar. Dünyasına egemen olan insan, acıları coşkuya, bunalımı yaratmaya, sevgisizliği sürekli aşka dönüştürebilir. Ben dünyama egemen olabilmeyi edebiyatla öğrendim.”
Dünyasına egemen olan insanların kaybettiğini kim söyleyebilir?

Olsa olsa Oğuz Atay’a rahmet Tutunamamışlardır... Küçük dünyamızı yokluğu ile çok daha küçük ve daha da önemlisi eksik kılan kadındır Tezer Özlü...

Ablasının Seçtikleri
Özlü’nün Milliyet Sanat, Gösteri dergilerinde ve Cumhuriyet ile Halkçı gazetelerinde yazdığı yazılardan derlenmiş “Yeryüzüne Dayanabilmek İçin” kitabıyla onun yazarlara, şairlere, yönetmenlere, film ve tiyatro festivallerine ya da bu ülkenin kadınlarına dair yazdıklarını, yaptığı söyleşileri yeniden anımsamak mümkün.
Çevirmenleri hatırlamayan ya da hak ettiklerinden çok daha az hatırlayan yazın dünyasına inat çevirmen Kâmuran Şipal’a verilen bir selamla da karşılaşabilirsiniz...
“Şiiri hiç anlamadım” derken şair dostu Celal Sılay’ın ardından yazdığı şiiri kıskandıran satırlarla ya da...

“O, halkın kurtuluş savaşına aklı ve gözüyle katılan gerçek bir fikir işçisidir” dediği Sevgi Soysal’ı tanımayanlara ise merak penceresi açıyor. Bu yüzden ellerinize sağlık Sezer Hanım, usta bir yazar eliyle taze yeşil yapraklar üzerindeki güneş ışınlarını fark eden bu kadını bizlere yeniden hatırlattığınız için.
(*) Tezer Özlü 10 Eylül’de (1943) , Cesare Pavese ise 9 Eylül’de (1908) doğmuştur. Toprakla tanıştıklarında ise Özlü 43, Pavese 42 yaşındaydı.

Türk edebiyatının özgün kalemi
Tezer Özlü (1943-1986), yaşarken yayımladığı üç “farklı” kitabıyla edebiyatımızın çok erken yaşta yitirdiği en özgün kalemlerden biri oldu. Avusturya Kız Lisesi’nde okudu. İlk kitabı olan “Eski Bahçe”yi, (1978) 1963’ten sonra dergilerde yayımlanan öykülerinden oluşturdu. İlk romanı “Çocukluğun Soğuk Geceleri”nde (1980), kişinin, çocukluğundan başlayarak içine düştüğü yaşamı ve baskıları işledi. Özlü, yaşamın anlamını arayan ve bu arayışı hayranlık duyduğu üç yazarın (Svevo, Kafka ve Pavese) izlerini ve izleklerini de sürerek sürdüren ikinci roman/ anlatısını ise 1983’te “Auf den Spuren eines Selbstmords” (Bir İntiharın İzinde) adıyla yazdı, kitap 1983 Marburg Yazın Ödülü’nü kazandı. Bu kitabı daha sonra dilimizde “Yaşamın Ucuna Yolculuk” (1984) adıyla bir anlamda yeniden yarattı.

Celâl Sılay’ın Ardından
“Saçsız, dişsiz, tırnakları kemirilmiş, kısa boylu bir adamdı Celâl Sılay. Ama güzel bir adamdı. Pırıl pırıl, taşan bir öfkesi, canlı bir gülüşü, haykırışı, çığlığı vardı. Onun kadar burjuva tutkularından arınmış bir başka insan tanımadım. Evli değildi. Çocuğu yoktu. Malı, mülkü yoktu. Eşya tüketimi yapmıyordu. Yıllardır Yeni İnsan dergisini çıkarıyor, buradan kazanacağı az parayla da ancak yaşıyordu. İki yıl kadar önce eline geçen elli bin lirayı da küçük paralar gibi birkaç ayda gezerek bitirmişti.

İstanbul’u kimse onun kadar güzel yaşamıyordu. Kahveler, sinemalar, Boğaziçi, lokantalar, bulvarlar hep onundu. Özgürdü. Tüm güzel kadınlara alabildiğine bakar, doğruyu, güzeli değerlendirmeyi bilirdi. Az arkadaşı vardı, ama onlara düşüncesini, zamanını, duygularını, varsa parasını, her şeyini verirdi. Ben Celâl Sılay’ı 1962’de tanımıştım. İlk öykümü o yayımlamıştı. Onun insan canlılığı, dostluğumuzu bozulmadan sürdürdü. Yalnız yaşayan bu adam, hiç de yalnız adam izlenimini bırakmazdı insanda.
Her sabah yaşama öfke, sevinç ve istekle sarılıyor; birkaç dostu, eski harflerle yazacağı şiiri, olaylar, kent ve sanırım kafasındaki hiç durduramadığı fikir akışı ile en güzel kahvelerin en ön masalarına oturup, gününe başlıyordu... (Yeryüzüne Dayanabilmek İçin / Sayfa 25)”

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163