VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Nisan 2016 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Hiçbir şey sen istemeden sonlanmaz
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Hiçbir şey sen istemeden sonlanmaz

Aret Vartanyan “Gitme Zamanı” ile başlayan görünen alem, siber alem ve görünmeyen alem yolculuğuna “Siyah Gözyaşı” ile devam ediyor. “Siyah Gözyaşı“ yaşamı anlamaktan vazgeçmeyen ve geleceği öngörmek isteyenler için bir anahtar niteliğinde.

İPEK CEYLAN ÜNALAN


"Siyah Gözyaşı”, “Gitme Zamanı” kitabıyla başlayan dörtlemenizin ikinci kitabı. “Gitme Zamanı” için ‘benim için de bir dönüşüm noktası’ diyordunuz, “Siyah Gözyaşı” için neler söylersiniz?

Benim açımdan olgunlaşma dönemi diyebilirim. Hikayeden önce bireysel olarak baktığımda yaşamdaki beklentilerim, hedeflerim her insan gibi zamanla değişiyor, olgunlaşıyor. Geçmişle kendimi kıyasladığımda her geçen gün daha dinginleşiyor, sadeleşiyorum. Hayatımdaki gürültü azalırken, aynen “Gitme Zamanı”nda olduğu gibi benim de yaşamımda sahte olanlar ile gerçek olanlar yer değiştiriyor. Bu değişim özel yaşamımdan ürettiklerime hayatımın her noktasına yansıyor. Seri için ise, “Gitme Zamanı” bir zemin oluşturmuştu. Şimdi o zeminin üzerinde bir buluşma gerçekleşirken, insanlığın ve dünyanın geleceği için bir proje hazırlık aşamasını tamamlıyor. Serideki her kitap bağımsız olarak okunabiliyor ve okunacak. Ancak birbirlerine bağlandıklarında son kitapta cümlelere dökülecek geleceğin dünyasına doğru ilerliyoruz. “Siyah Gözyaşı” bugün haberlerde izlediğimiz dünyanın ve bireysel yaşamlarımızın mevcut durumunun net bir fotoğrafını ortaya koyarken; sadece günlük hayatın içinde değil ötesinde ve evren boyutunda süregiden gerçekliği, ilahi ya da üst boyuttaki akışı da hikaye örgüsünde işliyor. Bu seriyi hep birlikte yazıyoruz. Günü yaşayarak. Ben de aynı gökyüzünün altında nefes almaya çalışıyorum.

Nasıl bir yolculuk bu?

Bu sadece sayfalarda kalacak bir yolculuk değil, güne taşınan fiziksel hayatta ses bulan. O yüzden bir son raki adımda yani uyanışın ardından eylem süreci hızlanacak ve sonrasında hepimizin aslında arzu ettiği ya da gözümüzdeki, yüreğimizdeki perdelerden göremediğimiz hayalimizdeki dünya ortaya çıkacak. Kadim bilgelikten beslenen, insanın özünden doğan bir dünya... Serinin her bir kitabı birbirinden bağımsız okunabiliyor. “Siyah Gözyaşı”, arka kapakta ifade edilen karakterler ile aslında bugünün dünyasında hakim olan gerçeklikleri sembolize ederken insanın ötesine geçerek dinleri, kadim bilgeliği ve ezoterik yaklaşımları da hikayeye katıyor. Bir yanda dünyevi gücü adaletsizliğin kaynağını, insanlığın uyutulmasını temsil edenler, bir yanda günlük hayatta bu karakterlerin altında ezilenler... Diğer yanda siber dünya ve teknolojinin getirdikleri... Sürekli izlenen, müdahale edilen, yönlendirilenler ile teknoloji üzerinden kontrolü ele geçirmeye çalışan odakların savaşı. Hepsinin üzerinde felsefi, ruhani kaynakları tartışmaya açan Tanrı, Lucifer ve Şeytan üçgeni... Üç boyutlu mücadelenin sıradan insanın hayatıyla karışan hikayesinde, amansız bir mücadelede belki de insanlık için son bir çıkış önermesine bağlanıyor.

HAYATLARA DOKUNMAK

“Gitme Zamanı” Batın ile Zahir üzerinden yani görünen alem ve görünmeyen alem üzerinden ilerliyordu. “Siyah Gözyaşı” ise görünen alem ile siber/ sanal alem üzerinden ilerliyor…


Görünen alem, siber alem ve görünmeyen... Örneğin kitapta Tanrı, Lucifer, Şeytan üçgeninde günlük hayatın ötesi hikayeye genişçe ekleniyor. Açık ve net bir şekilde söyleyebilirim ki, hiçbir kuralı, tekniği dikkate almadan yapmak istediğimi yaptım, yazmak istediğimi yazdım. Dokunduğum konuların derinliği ve etkisine yüz binlerce insanın hayatına ulaşacak olmamın sorumluluğu eklendi. Açıkça beni en çok zorlayan bu oldu. Çünkü ortaya koyacaklarım, önermelerim artık toplumsal bir etki yaratabilecek bir kaynağa dönüştü. Ben, 8 yıldır her gün sadece cümlelerimle değil, Yaşam Atölyesi’yle insanların arasındayım. İnsanları dinliyorum, görüyorum, hayatlarına karışıyorum. Bunları katarak bir çıkış yolunu ortaya koyuyorum bu seride. “Siyah Gözyaşı” benim 7. kitabım. Bugüne kadar ürettiklerimin üzerine koyan, çıtayı yükselten ve dozajı artıran. Dozajı artıran derken neyi kastettiğimi kitabı okuyanlar çok iyi anlayacaklar. Ayrıca yazarken bu serinin sinemaya taşınacağını dikkate alarak görerek, hissederek, izleyerek yazdım. Bugünkü dünyaya baktığımızda görüyoruz ki sistem tıkandı. O sistemi sıradan insanlar ile güç odakları arasındaki işleyişte tüm çıplaklığıyla ortaya koymaya çalışırken, bireysel olarak yaşadığımız sıkışmışlığı paralelde yansıttım. Kitabın arka kapağında özetlediğim karakterler, kitabın içeriğinin derinliğini ifade ediyor.

Peki sizin için “gitme zamanı” nasıl başlamıştı?

Yaşayarak... Yaşam yaşayarak öğreniliyor, insan kendini yaşayarak buluyor, keşfediyor. Hazırlanarak, sadece okuyarak veya bir takım uygulamaları takip ederek hiçbir şey gerçeğimiz olmuyor. Bu yüzden hep söylediğim düşmekten kalkmaktan, kaybetmekten korkmadan yürümeye devam etmek. Ancak, bunu yapabilmem için de yürümeye başlamam gerek. Deneyerek, farklılıkları hayatıma sokarak, merak ederek, yanılarak, hatalar yaparak, yani özetle yaşamaktan kaçmayarak.
Kitapta Zümrüd-ü Anka efsanesinin yansımaları var ve bir kod olarak ele almışsınız bu efsaneyi. Zümrüd-ü Anka neyin temsili sizde?
Birden çok şeyi temsil ediyor. Bir kere hiçbir şey sen tamam demeden sonlanmaz. Sen oyun bitti demeden oyun bitmez. Sen iflası kabul etmedikçe üstesinden gelinir. Bir diğer anlam, bazen en dibi görmek, parçalara ayrılmak gerekir. Vazgeçmeyi bilerek, tutunmadan varolmayı öğrenerek. Yine bir başka anlam hiçbir şey yok olmaz. Bir süre geride kalabilir, unutulabilir, yok sayılabilir ama yeniden doğar varolan her şey. Duygularımızda, düşündüklerimizde olduğu gibi.

Bir röportajınızda “Aret de bu şehirde yaşadığı sürece maskesini takmak zorunda” demiştiniz. Nedir bu maske olayı? Kendimizi korumak için maskelenmek şart mı?

İnsan bedenlerini bir kap olarak düşünün. İçinde de çok güçlü bir kaynak var. Bedenleri kaldırırsanız birbirlerini yakar, olumsuz demiyorum varolamaz. Zaten her şeyin bir ve tek olduğunu unutmamıza neden olan durum da bu. İnsan yaşadıkça, olgunlaştıkça, öze yaklaştıkça çok ama çok daha az kaba kalıba maskeye ihtiyaç duyuyor. Benim durumum da böyle.


En sevdiği
3 kitap ve 3 karakter



* Filibeli Ahmed Hilmi Amak-ı Hayat - Raci karakteri hiçbir şekilde, tüm korkularına rağmen gerçeğe yürümekten vazgeçmez.

* Evrenin Kayboluşu - Gary Renard Karakter hayatının tüm sıradanlığına rağmen bir şekilde karşılaştığı gerçeği hayatına sokmaya çalışır ve görünen dünyaya karşı bir tavır sergiler.


* Şibumi - Trevenian Nickolay Hell karakteri onurunun, yetilerinin kirletilmesine hiç izin vermediği gibi her geçen gün daha fazla kendi olma yolunda kararlılıkla yürürken bir insanın dünyayı nasıl değiştirebileceğini ortaya koyar.

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam