VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
20 Ağustos 2010 Cuma | Anasayfa > Haberler > Hiçbir kütüphane tam değildir, hep daha da büyümek ister
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Hiçbir kütüphane tam değildir, hep daha da büyümek ister

""Kütüphanemizi sahaf dükkanı mantığında tasarladık. Sahaf dükkanlarında rastlantısal bir iç dekorasyon vardır. İşte bizim ‘Sahaf’ımızda da aynı mantık var, bir kitabın ardında başka bir dünyanın saklanabildiği...""

Sırf 1950’lerin İstanbul’unu Ara Güler’in objektifinden görmek için bile uğranabilir Taksim Point Hotel’e... Çünkü otelin 232 odasında da ünlü sanatçının imzalı, siyah beyaz fotoğrafları yer alır; her birini kendi elleriyle astığı... Point Otel Esentepe’de açılan yeni otelinde ise bu kez geçmişi değil geleceği, modern bir İstanbul’u görürüz. Sonuçta Beral Madra’nın küratörlüğünde 26 sanatçının 265 eserinden oluşan “Şifre İstanbul” isimli bir sergiyi...
Ancak, VatanKitap olarak, bizim bu otelde dikkatimizi daha çok çeken bir şey var... O da, otelin ikinci katında, İstanbul Modern’in satış şubesinin tam karşısında yer alan bir sahaf! Buradaki kitaplar satılık değildir ama tıpkı bir kütüphane gibi burada çalışma yapabilirsiniz. Üstelik bunun için otelin müşterisi olmanız da gerekmez. Hatta İstanbul’daki diğer kütüphanelerin -birkaç istisna hariç- aksine burada kitapları raflarından indirip sayfalarına dokunabilir, notlar alabilirsiniz... Ve üstelik bu kitapların çoğu gerçekten de çok değerlidir ve hepsi çoğu bu güzel kent yani İstanbul üzerinedir. Peki bir otel neden nadide kitaplardan oluşan ve sahaf mantığında dizayn edilen bir kütüphane kurar. Derdi, tasası nedir ki kitaplardan medet ummuştur? Ya da bunlar nasıl kitaplardır da sahaf dükkanlarının kapısından çıkıp caddeleri geçip tüm sınırları zorlayarak ve ayarak bir otelin ikinci katına gelip kurulmuştur...Bize bunun serüvenini otelin genel koordinatörü Gökhan Özbek anlatıyor:

- Otellerimizde hep İstanbul’u anlatmak istiyoruz. Çünkü üç büyük imparatorluğa başkentlik yapmış bir şehir bu ve gelen konuklarımıza bunu anlatmak istiyoruz. Ayrıca ben de bir İstanbul aşığıyım ve kitap okumayı çok seviyorum. Bunun üzerine yola önce Kültür A.Ş ile çıktık. İstiklal Caddesi’ndeki kitapçısından 800 kitap aldık. Hepsi İstanbul ile ilgiliydi; İstanbul’un çeşmeleri, semtleri, köpekleri, katilleri... Aralarında çok ilginç kitaplar vardı. Ama bunlar nadir ya da antika kitaplar değil, her biri bulunabilen kitaplar. Daha sonra sahafları dolaşmaya ve bu 800 kitabın üzerine nadir ve antika kitaplar koymaya başladım. Böylece 3 bin kitaba ulaştık. Burada Osmanlı İmparatorluğu ya da Anadolu medeniyetleri ile ilgili kitaplar da var ama kütüphane İstanbul kitapları üzerine gelişecek. Ben buna “İstanbul üzerine ömür boyu bir uğraş” diyorum.

- Sahafları dolaşmaya başladığımda, beni gören şaşırıyordu. Hatta başlangıçta kimse bana inanmadı. Bir otelcinin İstanbul kütüphanesi kuracak olması ve bunu ciddi boyutlarda yapmak istemesi onlar için çok şaşırtıcıydı. Ama sahaflar beni tanımaya başladıkça destek olmaya da başladılar. Artık beni yönlendiriyor, bir kitap alınca ikinciyi kitap hediye ediyorlardı. Yani onlar da bu işi sahiplendi. Bu nedenle kütüphanemizin adını da “Sahaf” koyduk, bu geleneği yansıtmak ve yaşatmak için.

- Kütüphaneyi kurarken şöyle bir şansım oldu; Beyoğlu’nda sahaf festivali başladı.Yani sahafları tek tek gezerken bir anda hepsini karşımda buldum. Bu aslında biraz keyifsiz oldu. Çünkü kitapları tek tek araştırarak bulmak, bir rafta bir şey keşfedip sevinmek çok farklı bir duygu. Yine de bu festival sayesinde bir çırpıda birçok kitabı toplama şansım oldu.

- Kütüphanemizin hem boyut, hem de içerik açısından en değerli kitaplarından biri “Usul-ü Mimari Osmani.” Osmanlı mimari eserlerinin içeriğini ve özelliklerini anlatıyor. En eski kitabımız ise 1633 yılına ait “Türkiye Mektupları” kitabı. Ceylan derisi kaplı Latince bir kitap bu, Amsterdam’da basılmış. Ayrıca Osmanlı harfleri ile yazılı ve kendi imzasını taşıyan Tevfik Fikret’in “Haluk’un Defteri” de var. Halil İnalcık’ın ilk kitabının ilk baskısı da var ve kendisinin imzasını taşıyor. Zaten kendisi de kütüphanemizi ziyaret etti.

- Kütüphanemizin yabancı misafirlerimizce en ilgi gören kitapları; Hürrem Sultan ve Ayasofya ile ilgili olanlar. En çok göz atılan, karıştırılan kitaplar ise Osmanlıca olanlar. Yani güzel ciltli, eski kitaplar. Sanırım eskiliği, ciltli kapağı dokunma hissi uyandırıyor insanda. Belki de bir gizem uyandırıyor; “Acaba içinde ne yazıyor, daha önce kim okudu?” gibi soruların sorulduğu.

- Sahaf geleneğini kütüphanenin iç mimarisinde de sürdürdük. Burası bir sahaf dükkanının mantığında tasarlandı. Şöyle ki sahaf dükkanlarında rastlantısal bir iç dekorasyon vardır. Hiçbir şey planlı değildir. Dükkanda her şey satılır. Mesela bir çerçeve satıldıktan sonra yerine yeni bir çerçeve konmaz, o ebatlarda başka bir şey konur. Bir sahaf dükkanına ne zaman gitsem bunu hayranlıkla seyrederim. Görünürde küçücük bir dükkândır. Ama bir kitabı çektiğinizde ardından başka bir şey çıkar. Bu nedenle burasını da aynı rastlantısallıkta tasarladık, mesela bir kitabın ardından bir dergi ya da fotoğraf çıkabiliyor burada da... Bu yüzden her bir duvarı tek tek ölçüp biçtim, yerleştirmeleri ona göre yaptım.

- Sahaf’taki kitapların hammaliyesini de ben yaptım. Yani şöyle bir mantık gütmedim: “Bir İstanbul kütüphanesi kurmaya karar verdim, şu kadar bütçem var, sahaflara haber salın, bana kitap getirsinler!”Aksine sahafları tek tek dolaştım. Çünkü bu kitapların varlığı kadar satın alma süreci de çok keyifli. Çünkü bir sahafla kitap alışverişi yaparken o kitabın hikâyesini dinleyebilirsiniz. Ya da sahaf dükkanının havasını teneffüs eder, eski kitaplara dokunursunuz. Ben sahaf dükkanlarında kendimi oyuncak dükkanına girmiş çocuk gibi hissediyorum.

- Hiçbir kütüphane tamamlanmaz hep eklenecek yeni bir bölüm peşine düşülecek yeni bir kitap vardır. Doğru olan da o kütüphanenin zamanla büyümesidir. Ancak böyle bir kütüphaneyi açarken yaptırdığım raflar dolu olmalıydı. Yani otelin açılışında “İçeride bir kütüphane var ama zamanla dolacak” diyemezdim. Bu yüzden bu 3 bin kitabı yaklaşık 3 ay içerisinde ve çok çalıştım. Çok toz yuttum, çok terledim. Ama kitap tozunu çok severim, ellerim toz içindeyken bir sigara yakmayı...

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163