VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
24 Şubat 2012 Cuma | Anasayfa > Haberler > Hiçbir sanat eseri sonsuza kadar yaşamaz
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Hiçbir sanat eseri sonsuza kadar yaşamaz

Sabit Fikir ve İstanbul Modern işbirliğiyle düzenlenen ""Sözünü Sakınmadan"", 21 Şubat akşamı yeni kuşak Türkiye edebiyatının öne çıkan isimlerinden Ayfer Tunç’u ağırladı.

Moderatörlüğünü Semih Gümüş ve Ömer Türkeş"in yaptığı "Sözünü Sakınmadan" söyleşisi Ayfer Tunç’un 26 yaşında yazdığı Kapak Kızı kitabının 12 yıl sonra yeniden yayınlanması konusuyla başlarken Ayfer Tunç, anlattığı temalardan kopamayan biri olduğunu söyledi. Noktayı, virgülü göstermesinin bile çok önemli olduğunu belirten yazar, “Benim yeniden yazımdan anladığım başka bir şey, elimden gelse her şeyi tekrar yazarım. Bazı yazarlar hayatları boyunca aynı şeyi yazıyor, aynı filmi çekiyorlar. Örneğin Thomas Bernhard; hangi romanının hangisinden farklı olduğunu söylemek zor.” dedi.

1989 yılında Kapak Kızı’nı yazmaya başladığı dönemin, geleceğin sinyallerini verdiğini ifade eden yazar, “Siyasal mezunuydum. Bankacılık, parlayan bir ışık gibiydi ama ben bunu seçtim. O tarihte İstanbul Radyosu’na oyunlar yazıyordum. Özel televizyonlar çıktı, sonra iletişim dünyası bizi belirlemeye başladı.”

Tunç, bu gelişimi şöyle açıkladı: “Taşra, taşralıktan çıktı ve kimliğini hızla kaybetti. Eskiden çocukluğumuzda bir şehre gittiğimizde duyduğumuz o haz yok oldu. Taşrayı sadece televizyondaki yemek programlarında seyredebiliyoruz. Bu taşra hikayesi beni de sezgisel olarak etkiliyordu.”

Sonsuza kadar yaşayacakmış gibi yazıyoruz

Ayfer Tunç, Semih Gümüş’ün “Medya istediğini yapabiliyor. Gerçeğin ne olduğunu anlayamaz hale geldik. Edebiyatın yapmaya çalıştığı şey ise gerçeği en çarpıcı yönüyle insanlara sunmak. Edebiyat nasıl bir yerde duruyor?” şeklindeki sorusunu şöyle cevapladı: “Medya çarpıtıyor, edebiyat yeniden üretiyor. Hepimizin yapmak istediği, meselelerin tırnaklarının ne yaptığını göstermek. Bir şeyler yapıyorsak, bir şeyler battığı için yapıyoruz. Hikayenin insanlığın temel ihtiyaçlarından biri olduğunu düşünüyorum. Medya, edebiyatın rolünü çalmış durumda ve içi boş hikayeler sunuyor. İyi hikaye anlayabiliyorsanız siz iyi bir gazetecisiniz.”

Tunç, Gümüş’ün “Medyanın oynadığı rolü popüler edebiyat almış olmuyor mu?” sorusunu ise şu şekilde yanıtladı: “Oluyor. Acaba ben yeni okuru anlayabiliyor muyum, kendi yerimde sayarak eskiyor muyum diye soruyorum. Hiçbir sanat eseri sonsuza kadar yaşamaz. Ama biz yaşayacakmış gibi yazıyoruz.”

Toplum olarak geçmişle yüzleşmekten korkulduğunu ifade eden Tunç, bir şeyi çözmek yerine etrafından dolaşma mantığıyla hareket edildiğini sözlerine ekledi. Yazar, “Yüzleşmeye çalışanlar linç ediliyor. Rahatımız kaçmasın, itiraf etmeyelim… İtirafın eksikliği kültürümüzde önemli bir şey. Edebiyat bunu yapabilecek kaynaklardan bir tanesiydi. Bence bütün toplumlar deli ve bu delilik, toplumsal söz ile sorunumuzdan kaynaklanıyor.”

Gerçek edebiyatın batıda da erozyona uğradığının altını çizen Ayfer Tunç, Türkçe’nin korunmasının yetersizliğine de dikkat çekti. “50 yıl içinde Türkçe kalmayacak. Bariz dil yanlışları doğru kabul ediliyor. Bu dili konuşanların onu korumaması çok yazık. Türkçe’nin gördüğü tahribat karşısında hala ayakta olması bile şaşırtıcı” dedi.

Şiirin yazı sanatlarının atası olduğunu söyleyen Tunç, sözlerini “Yazmadan önce mutlaka şiir okuyorum. Arınma ve edebiyat sularına girme arzusuna kapılıyorum. Metinlere öykü veya roman yazayım diye başlamıyorum. Meselenin beni götürdüğü yere göre değişiyor. Öykünün geldiği yer itibarsız değil. Öykünün yükte hafif, pahada ağır olduğunu düşünüyorum. Benim öykülerim genelde uzundur, roman yazınca da uzun oldu. Şiir hiç yazmadım hayatımda. Sınırsız yaşayamam, novelist’im.” diyerek sürdürdü.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163