VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
13 Mart 2010 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Hikâye içinde hikâyelerin olduğu kitap: İncir Tarihi
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Hikâye içinde hikâyelerin olduğu kitap: İncir Tarihi

“İncir Tarihi” nde, Zeyrek Efendi’nin maceralarını anlatan Faruk Duman, öykülerinde ve romanlarındaki edebiyat anlayışını “Tüm doğayla birlikte düşünüp yazmak” olarak anlatıyor.

Melis Hansoylu

Faruk Duman hikâye içinde hikâyenin anlatıldığı roman ya da öykülerle buluşur okurlarıyla, son romanı “İncir Tarihi”nde de bu üslubundan vazgeçmeden doğayla insanın iç içe olduğu iki genç adamın maceralarını kaleme almış. Genç karakter Zeyrek, hiç eğitim almamış biri. Bildiklerinin neredeyse hepsini yolculukları sırasında öğrenmiş. İncir Tarihi’nde ana karakter Zeyrek olsa da arkadaşı Ümmik’in ve Ümmik’in sincabı Tas’ın da rolü büyük.

Son romanınız “İncir Tarihi” için bir yolculuklar kitabı diyebilir miyiz? Seyahatname gibi...
Evet, eski seyahatnameler, serüven romanları, yolculuk günlükleri gibi yazıların biçimsel özelliklerinin nerdeyse tümü var İncir Tarihi’nde. Eski seyahatnamelerin en çekici yanı bence, seyyahların dünyayı gerçekten tanımıyor olmalarıydı.

Her şeyin nedenlerden ziyade bir “bahanesi” olduğunu vurguluyorsunuz. Sizin yazmak için “bahaneniz” neydi?
Orada bunu benim yerime Zeyrek Efendi söylüyor; bahanem, “Bir kere kaza eseri de olsa kalemi elime almış olmamdır” diyor. Benim genel olarak iki bahanem vardır, önce Türkçe sevgisi, sonra halkımızın ruhunu, karakterini yazma çabası...

Tersine dönmüş nedenler-bahaneler dünyası. Bu anlayışı biraz açabilir misiniz?
Bu bence günümüzde tam olarak böyle. Gerçeklerle yalanlar birbirine karışmış durumda. Şamlı Hüseyin’in açıkça söylediği şey de bunu anlatıyor: Bana bir görev verilse, ortalığı karıştırmaktan ve düzeni tersine çevirmekten zevk alırdım, diyor.

“Bir hayvanın gözünde insanı görebilirsiniz ama insanın gözünde hayvanı göremezsiniz” diyorsunuz bir cümlenizde. Burada övülen aslında insan mı yoksa hayvan mı?
Burada ikisine de övgü yok. İnsan doğayla bağını koparmış durumda. Onun doğaya ait bir varlık olduğu unutuluyor. İnsanın kendisi de unutuyor. Bütün sorun, insanın bunu görememesi; ama hayvan öyle değil, onlara baktığımız zaman karakterlerini görebiliyoruz. Tabii Zeyrek’ten aktarıyorum bunları.

Bu kitap insan dışında var olan diğer canlılar kitabı da sanırım...
Evet, bütünüyle doğaya ait bir kitap. Tabii cansızların da kitabı. Attar’ın dediği gibi, “Allah bir taşın içinde deve görür.” O nedenle, biz bakmasını bildikten sonra, cansız nesneler de bizimle konuşabilirler.

“İncir Tarihi”nin bitki âlemine dair barındırdıklarına da değinmeli sanırım... Kesinlikle öyle. Zeyrek Efendi bir noktada haklı: “Esen rüzgâr, dökülen yaprak, kar, yağmur, bizi bunlar var eder” diyor. Öyleyse aslında yaşadığımız her olayda ve yarattığımız dilde bunlar bizimle birliktedir. Daha üstün ya da daha alçak değiliz. Aslında insanın yeniden doğa olabildiği, hayvanlarla, bitkilerle aynı anda düşünebildiği, bir Lokman, bir Süleyman gibi sessizce yaşayabilmek, bence bunun yolunu arayabilmeliyiz.

Paylaş