VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
26 Kasım 2010 Cuma | Anasayfa > Haberler > Hıristiyan Arap bir kadının gözünden Orta Doğu
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Hıristiyan Arap bir kadının gözünden Orta Doğu

Wadad Makdisi Cortas Arap bir kadın. Ama ne Müslüman ne de Yahudi. Hıristiyan... Herkesten farklı bir bakış açısı ve “O sevdiğim Dünya” ortaya böyle çıkmış.

Atom Damalı

Wadad Makdisi Cortas’ın kaleme aldığı “O Sevdiğim Dünya: Bir Arap Kadının Hikayesi”, 20. yüzyıl başlarında yazarın ziyaret ettiği Orta Doğu bölgesi ve şehirlerinin coğrafi, dini, sosyal ve kültürel özelliklerini içeren, kolay ve keyifle okunan bir kitap.
Kitabı benzerlerinden ayıran ise Wadad Makdisi Cortas’ın Hıristiyan bir Arap kadın olması. Çünkü 20. yüzyıl Orta Doğu’suna ait Yahudi ya da İslami görüşlere dayanan sayısız kitap söz konusu. Ama aynı şeyi Hıristiyan bir Arap kadın tarafından yazılan kitaplar için diyemeyiz. Ayrıca İslami düşünce yapısında olmayan bir Arap kadının bu dönemi yorumlaması ve hatıralarını yayınlaması, bu döneme ait tarihi ve politik gelişmeleri, laik bir bakış açısı ile alması kitabı daha da ilginç kılıyor.
Çünkü söz konusu 20. yüzyılın ilk yarısı yani Orta Doğu’nun Batılı devletler tarafından yeniden yapılandırıldığı bir dönem... Irak, Suriye, Ürdün, Filistin, Kudüs, Lübnan, Trablus Şam... Batılı güçlerin (İngiltere, Fransa) politikalarına bağlı olarak bir var, bir yok olan, yap-boz tahtasına çevrilmiş, sık sık sınırları değişen bölge isimleri... Milyonlarca insanın kanının dökülmesine neden olan Arap- Yahudi sorununun yaratıldığı dönem... Ve başrolde İslam, Yahudi veya Hıristiyan ne olursa olsun hep dinin yer aldığı.
Orta Doğu’nun “yeniden yapılandırılma” süreci üzerinden bugün 100 yılı aşkın bir süre geçti. Ancak hâlâ kan dökülüyor. Bu da basit bir gerçeği, Ortadoğu’nun doğru yapılandırılmadığını gösteriyor. Aslında Araplar, Batılı devletlerin kışkırtmalarıyla
I. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti’ne karşı ayaklanmış ve bağımsızlıklarını istemişlerdi. Bu durumda I. Dünya Savaşı sonunda Batılı devletler Araplar’ın yanında yer almalıydı. Ancak devletler, sadece silah veya ekonomik güçleri ile değil istediklerini masa başında da elde ederler. Her zamanki o basit kural “hak verilmez, alınır” burada da işler. Nitekim İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Arthur Balfour, I. Dünya Savaşı devam ederken, ne kendisine ne de hükümetine ait olan Filistin’i Siyonistlere vermeyi taahhüt eder.
SİYONİSTLERE VERİLEN SÖZ...
İşte kitabın mesafeli bakış açısı burada ortaya çıkıyor. Hıristiyan Arap ailenin, Siyonistler’e söz verilen bu topraklarla ilgili yorumu çok gerçekçi. Durumlarının, İzmir ve İstanbul’u almaları halinde İngilizler tarafından tazminat sözü verilmiş Yunanlılar karşısındaki Türkler’e benzediğini düşünüyorlardı. Ancak bir zayıf taraflarının olduğunu ve “Batı’ya kafa tutacak bir Atatürk’leri”nin olmadığını da bilerek.
Eserin diğer bir ilginç yönü ise Lübnan’ın Fransız mandası altında yönetildiği dönemde Fransa’nın kendi kültürünü, işgal etmiş olduğu ülkede yerleştirmek ve gençleri, öğrencileri Arap köklerinden koparmak için eğitim sistemine yaptıkları baskıyı anlatması. Hatta Fransızlar baskıyı o kadar abartırlar ki, Lübnan’daki Amerikan okullarında okutulan İngilizce derslerini bile kaldırmaya çalışırlar.
Avrupa’dan kaçan Yahudiler’in Filistin’e yerleştirilmeleri, bölgenin gizlice silahlandırılarak ileri tarihlerde çıkartılacak isyanların altyapısının hazırlanması, yapılan uluslararası konferanslarda Arap görüşlerinin gözardı edilmesi, II. Dünya Savaşı’nın yarattığı zorluklar, ABD’nin Arap petrollerine ortak olarak Marshall Planı’nı uygulaması, Yahudi örgütlerinin Filistin’de terör yaratmaları, İngilizler’in meydanı Yahudi terör örgütlerine bırakarak ülkeyi terk etmeleri, Filistin’de bir Yahudi ve bir Arap devletinin kurulması ve Kudüs’ün uluslararası bir statüsünün oluşmasını içeren taksim planı yapılması, Birleşmiş Milletler’in bu planı onaylaması, İsrail’in Birleşmiş Milletler kararlarını hiçe sayması, İsrail’in Batılı devletlerce silahlandırılması, Arap devletlerinin bir görüş altında birleşememesi ve bugüne kadar gelen kanlı mücadele süreçleri... İşte bu kitapta, Hıristiyan Arap aydın bir kadının hatıraları ile tüm bu süreç bir kez daha hafızamızda canlanıyor.

KADINLAR HÂLÂ
EŞLERİNDEN İZİNSİZ PASAPORT ALAMIYOR

Kitapta yer alan birkaç konu modern Türkiye’de bile geçerli olan, halen düzeltemediğimiz bazı sorunları hatırlattı. Örneğin yazar kitapta öğrencilerini yurt dışına götürmek isteyen Lübnanlı bir okul müdiresinin, kendi pasaportunu alabilmek için kocasından izin yazısı getirmesinin zorunlu olduğunu anlatıyor. Bu bana üç ay önce eşimle pasaportlarımızı yenilerken eşim için izin yazısı imzaladığımı hatırlattı. Bazı şeyleri o kadar kanıksamışız ki, o gün o imzayı verirken Türkiye’de hâlâ kadınlara eşit haklar veremediğimizi hiç düşünmemiştim. Bunu hatırlayınca içim burkuldu.

ARAPLAR, KAZAKLAR
KIZIRDERİLİLER

Kitapta sömürgecilik karşısındaki duruşları açısından Amerika’daki Kızılderililer’le Arap öğrenciler arasında ortak bir yön olduğu anlatılıyor. Bu benzerliğe bir ekleme de ben yapabilirim: Nevada’daki (ABD) Kızılderililer ile, Kazakistan Sibirya’sındaki Semipalatinsk şehrinde yaşayan Kazaklar arasındaki ortak yönü... Semipalatinsk’de uzun yıllar iş yaptığım, ortağımın eşi Kırlangıç Hanım’a ikizi kadar benzeyen birini Nevada’daki bir Kızılderili koruma kampında rastlamıştım. O zaman Kızılderililer’le Kazaklar’ın akrabalık ilişkileri olduğuna dair fikrim iyice güçlenmişti. Bu iki bölgenin bir başka ortak tarafı daha vardı, o da ABD’nin de Sovyetler Birliği’nin de Soğuk Savaş dönemindeki nükleer denemelere tanık olmaları. Çünkü tüm bu denemeler Nevada ve Semipalatinsk’de yapılmıştı!

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam