VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Mayıs 2012 Salı | Anasayfa > Haberler > Hüzünlü bir ilk aşk hikâyesi
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Hüzünlü bir ilk aşk hikâyesi

“Paris’teki Eş”, sıradan bir aşk romanı değil. Ernest Hemingay ile ilk karısı Hardley Richardson arasındaki aşkı anlatan bir roman.

Perhan Özcan

Merdivenin başındaki ortak tuvaletten yayılan koku feciydi. Kiraladıkları küçücük dairede, meşe yemek odası takımı ile çay ikram ettikleri misafirleri üzerine oturttukları maun taklidi dev yataktan başka eşya yoktu. Çok az paraları vardı ve Paris pahalı bir şehirdi. Ernest her sabah kahvaltıdan sonra eski püskü ceketi ve topuğu delinmiş spor ayakkabılarıyla evden çıkıyor, tuttuğu tuvalet boyutlarındaki tavan arasında bütün gün yazı yazıyordu. Hadley ise onu beklerken ya kiralık piyanonun başına oturuyor ya da biraz sohbet etmek için üç sokak ötedeki bakkala uğruyordu.
Yeni evli çift, Paris’in ihtişamından mahrum ama mutluydu. Bu yoksulluk içinde bazı avuntuları vardı. Ernest her yazar gibi “edebiyat tarihine geçme” hayalleri kuruyordu. Hadley ise her kadının kolayca düşebileceği o tuzağa düşmüş, Ernest’in “kendisi olmadan yapamayacağını bilmenin verdiği tatmin duygusu” ile neredeyse kendini unutmuştu.
Bütün âşıklar gibi onlar da ilişkilerini zedeleyen olayları unutmaya, bu olayların yarattığı yeni koşullara uyum sağlamaya gayret ettiler. Hiçbir şey değişmeseydi Hadley nedenini sorgulamadan yaşayıp giderdi. Ama Ernest’in ucundan yakaladığı şöhret, hayatlarında hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağının uğursuz habercisiydi. Başlarda “işçi takımı”yla ahbaplık etmeyi yeğleyen çiçeği burnunda yazar, içindekilere burun kıvırarak önünden geçip gittiği kafelerde boy gösterir oldu. Söz dinlemeyen asi saçları, lastik spor pabuçları, kareli ceketiyle onu tanımayan kalmamıştı. Masası giderek kalabalıklaşıyor, tanışları çoğalıyor, üst üste ısmarlanan absinthe, afyon ve kokain geceleri uzattıkça uzatıyordu.
Çevreleri genişlerken, Ernest’in Gertrude Stein gibi yardımlarına minnettar olduğu, akıl hocası eski dostlarıyla arasını bilerek bozması endişe vericiydi. Fakat Hadley’in endişelenmesi gereken daha ciddi durumlar vardı. Kocası artık daha fazla kadının ilgi alanına giriyordu. Ne var ki Hadley ne dişiliğini vurgulayacak, ne de rakiplerini saf dışı bırakmak için türlü hesaplara girişecek bir kadındı. Herkes gibi o da evliliklerinin yıkılmayacağına inanmak, oğlunun babasına güvenmek istiyordu.
Damarına kıskançlık zehrini ilk zerk eden, Ernest’in roman müsveddeleri oldu. Romanın kadın kahramanı bir kafede tanıdığı Duff, erkek kahramanı ise kendisiydi. Hikâyede Hadley yoktu. İncinmiş bir halde “Bunun nedenini açıklayabilir misin” diye sorduğunda aldığı cevap doğal olarak onu tatmin etmedi: “Belki de neden, senin bu pisliğe asla bulaşmamış olmandır.”
Kuşkusuz bu roman taslağı bir tehlike çanıydı. Ama Hadley, Ernest bu ilişkiyi ilgi duymanın ötesine taşımayınca rahatlamıştı. İlk darbe tekinsiz kafelerde gece gezmelerine çıkan kadınların birinden değil, evine girip çıkan “dost”lardan geldi. Bir arkadaşının evinde tanıştığı, birlikte vakit geçirmekten mutluluk duyduğu, “O olmasaydı ne yapardım” diyecek kadar varlığına sığındığı Pauline’di darbenin adı.
Hadley içgüdülerini dinleseydi, belki kocasının Pauline’e âşık olmasını engelleyemezdi ama en azından kendini o denli küçük düşürmezdi. Vogue dergisinde çalışmak üzere Paris’e gelen, fevkalade bakımlı, kusursuz denebilecek kadar güzel, neredeyse iki lafından biri Chanel olsa da güzelliğiyle yarışacak zekâya ve derin bir edebi birikime sahip Pauline’in açık bir tehdit olduğunu erken kavrayıp onu hiç değilse yuvasından uzak tutardı.
Hadley, aralarındaki ilişkiyi davetleri üzerine Pauline ve kız kardeşiyle çıktığı seyahatte öğrendi. Ernest ilişkiyi yalanlamadı. İkisini de sevdiğini, ikisinden de ayrılmak istemediğini söyledi. Hadley’in boşanmaya, Pauline’in vazgeçmeye niyeti yoktu. Farkında olmadan başladıkları üçlü yaşam hepsini acıttı. Sonuçta pes eden Hadley oldu. Pauline, Ernest’le düşlediği yaşamı kurdu. Selefinin kaderini paylaşacağını aklının ucundan bile geçirmeden...
Kurguyla gerçeğİn dengesİ
“Paris’teki Eş”, Ernest Hemingway’le ilk karısı Hardley Richardson arasındaki aşkı anlatan biyografik bir roman. Ama kitabı bugüne kadar yayımlanmış biyografik romanların çoğundan farklı kılan kahramanları değil. Bu tür romanların kurgusunda genellikle yazarın hayal gücü gerçeğin önüne geçer ve okur verilen bilgilerden şüpheye düşer. “Paris’teki Eş”i okurken insan bu duyguya kapılmıyor. Yazar Paula Mclain’in kitabın sonunda listelediği kaynaklara sadık kaldığı, kurguyla gerçeği özenle dengelediği daha ilk sayfalarda fark ediliyor. Bu, özellikle Hemingway’in biyografisini ve otobiyografik metinlerini okuyanların gözünden kaçmayacak önemli bir nokta. Kitap genellikle edebi lezzetten uzak, kopuk ve sıkıcı anlatımlarından ötürü biyografilerden uzak duranların merak, ilgi ve zevkle okuyacağı bir kaynak olduğunu da eklemek gerek.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163