VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Mart 2016 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Huzur dolu bir av gezintisi
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Huzur dolu bir av gezintisi

Ahmet Mithat Efendi’nin bir gezi yazısı niteliğindeki “Sayyâdâne Bir Cevelan” adlı kitabı birkaç günlük av gezisinden yazarın heybesinde kalanların hikayesi.

TEKİN BUDAKOĞLU


Batı‘nın burnumuzun dibine kadar getirdiği “yeni” ve “modern” yaşamı halka anlatma sorumluluğunu üstlenen Tanzimat edebiyatının hace-i evvel’i, yani ilk öğretmeni Ahmet Mithat Efendi hakkında dönem dönem çok konuşuldu, tartışıldı. Gitgide geri kaldığını, nefesinin kesildiğini düşündüğü Osmanlı toplumunu ayakta tutmaya yardımcı olmak, milletin üzerinde gezinen ölü toprağını silkip atmak istiyordu o. Üstelik bunun yazının kudretiyle başarılabileceğini çok geçmeden fark etmişti.

Bütün ömrünü yazının siniruçlarında geçiren, inanılmaz çalışkan bir karakter Ahmet Mithat Efendi. Farklı türdeki onlarca kitabının yanı sıra evine kurduğu matbaada durmaksızın gazete çıkartarak halka ulaşmaya çabalamaktan hiçbir zaman vazgeçmedi. Metinlerinde önceliği “Batılı yeni yaşam tarzını halk kitlelerine anlatmaya” verdiği için, durmaksızın, çok hızlı yazdı. En çok eleştirilen yanı belki de buydu. Sözgelimi Rodos’a sürgüne gönderildiği üç yıla tam altı roman, üç de tiyatro oyunu sığdırmış; yazma konusundaki insanüstü çabası dolayısıyla kendisine “kırk beygir gücünde yazı makinası“ lakabı takılmıştı. Ahmet Mithat Efendi’nin Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki keskin görünmezliği, bir süredir yerini çok ciddi yayınlara, alenî bir görünürlüğe bıraktı. Onun okurla buluşan son metni, isminden de anlaşılacağı üzere bir gezi yazısı mahiyetindeki “Sayyâdâne Bir Cevelan: İstanbul Çevresinde Bir Av Gezintisi”, birkaç günlük bir av gezisinden yazarın heybesinde kalanlar: Ahmet Mithat’ın kadim dostlarından İzzet Paşa, bir gün onu birkaç arkadaşıyla birlikte bir kotra gezisine davet ediyor. Ahmet Mithat başta biraz nazlansa da sonunda razı oluyor.

Tavşancıl’a gidilecek ve dostlarla ava çıkılacaktır. Dört arkadaş, İzzet Paşa’nın “Keyfim” ismini verdiği kotrasıyla yola koyuluyor. Kotra Marmara’ya açılınca, Boğaz’ın eşsiz güzelliğinin yanına bir de Kız Kulesi’nin ihtişamı ekleniyor: “Açık havalarda gümüşî renkte olan Marmara’nın yüzeyi, bugünün bulutlu havasında ve poyraz rüzgârına karşılık ‘firuzî‘ denilebilecek rengi de geçerek adeta ‘çividî‘ derecesini bulmuştu. Hem de öyle badana fırçasıyla sürülüverilmiş, bir düziye bir renk değil! Üstat fırçasıyla, hele ezeli ve ebedi üstat kalemiyle çizilmiş (…)” Bütün teknik yapısı, anlatım örgüsü, konu bağlantıları bir yana; geride kalan çok güzel bir olguyu hissettirdi kitap bana: zamanı olması gerektiği gibi, doya doya yaşamak!

Birkaç gün süren gezi boyunca modern insanların yaptığı gibi koşturmacanın içine girmiyor gezginler; kimi sahilleri uzun uzun izliyor, sohbetler ediyor, karşılarına çıkan her görüntünün, her güzelliğinin tadına varıyorlar. Hiç aceleleri, telaşları yok. Bu yönüyle Ahmet Mithat Efendi, kendisiyle birlikte sizi de dingin bir seyahate çıkartıyor.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163