VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Aralık 2016 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Huzursuzluğun mükemmel şiiri
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Huzursuzluğun mükemmel şiiri

“Şiir Atı” dergisi ve yayınlarının kurucusu, reklamcı, Necatigil ödülü sahibi V. B. Bayrıl, ya da geçici adlarıyla W. B. Bayrıl, şiirinin önüne geçmeyen bir şair. Sanırım bu, şiirinin fazlasıyla yeterli olmasından, şiirde olduğu gibi şiirine ilişkin olarak da fazla söze gerek duymamasından.

HAYDAR ERGÜLEN



"Elmas Sıkıntı” ya da “elmas şiir”ler aslında prologla başlıyor. Bir Memduh Vasıfgil ve Ahmet Bahri ya da geçici adlarıyla W. B. Bayrıl ve Seyhan Erözçelik geleneği ve güzelliği olarak sürüyor. İki şairin de prolog, epilog ya da bu gibi muhtelif tasvirleri diyelim, izahat olmaktan çok birer düzyazı şiir gibi duruyorlar. Bayrıl’ın “Bir inci parıltısı”, “Şarkın o muazzam mücevheri” dediği şey biraz da budur bana kalırsa.
Şiirleri okumaya prologdan başlayalım öyleyse: “Zeminde, cam ve ayna kırıkları, geçip gitmiş bir melekten nasılsa düşmüş birkaç tüy, altın tozları, birkaç aysar çiçek, bir miktar yanmış kâğıt, değen ilk bakışla halesi yok olup sonsuza karışacak olan sonsuz dizeler, tesadüflerle örülmüş anlam kırıntıları, mürekkebin sakin uykusunu paylaşan gölgeler, eşyadan fışkıran ruhlar, delik deşik bellek yığıntıları, anne tebessümleri...” (s. 9)
Neredeyse yarıladık prologu. Vaat de diyebiliriz buna, zira vaadini eksiksiz yerine getiren bir “elmas şiir” Bayrıl’ın yazdığı. Bazı şairler hakkında şiirinden fazlasını bilmeyiz. Bayrıl da o şairlerden işte. Şiire hep çalıştığı için çok az yayımlayan, bu nedenle şimdilik dört sıkı mı sıkı kitabı olan, “Şiir Atı” dergisi ve yayınlarının kurucusu, reklamcı, Necatigil ödüllü bir şair. Bunları her yerden öğrenebilirsiniz, benim dediğim, şiirinin önüne geçmeyen bir şair olduğu. Sanırım bu şiirinin fazlasıyla yeterli olmasından, şiirde olduğu gibi şiirine ilişkin olarak da fazla söze gerek duymamasından.

Geleneğe lehimli
Aydın Afacan’ın Bayrıl’la ilgili bir yazısının başlığı, “Mekân: Sözcükleri şiir olan bir şiir”. Bu başlık aynı zamanda bu şiirin kendisine ilişkin yazılan yazıları da “kendine benzettiği”, yani o aura ya da hale içine çektiğini düşündürüyor bana. Şiir terbiyesi yazıyı da terbiye ediyor. Hilal Karahan’ın derlediği “Öteki Poetika: Bayrıl Şiiri Üzerine Yazılar” (Mühür Kitaplığı, Mayıs 2012) kitabında yer alan yazılardan bazılarının başlıkları da Bayrıl şiirinin özelliğini ortaya koyuyor: Alphan Akgül’ün “Saf mermerden kopuş, porselen aşklardan kaçış”, Ersun Çıplak’ın “Melankolya tufanında Kapitan Ahab ya da Bayrıl şiirinde gezinen çocukluk”, Ercan Yılmaz’ın “Varoluşun dalgın zambağı”, Engin Turgut’un “Şiir beyaz cinnet” yazıları gibi.

Bayrıl şiiri denilince akla ilk gelen onun geleneğe bağlı ya da geleneğin sürdürücüsü bir şair olduğudur, daha doğrusu “geleneğe lehimli” bir şair. Şeyh Galip, Yahya Kemal, Ahmet Haşim, Asaf Halet Çelebi, Behçet Necatigil ve elbette hocası ve ustası Hilmi Yavuz. “Elmas Sıkıntı” da bu geleneğe lehimlenen bir kitaptır.
Kitabın başındaki adamalar dikkat çekiyor. Dante, bir “troubadour”, yani Provence’da bir saz şairi olan Arnault Daniel de Riberac’ı şiirlerinde büyük usta olarak selamlar. Dante hayranı olan Pound da onun şiirlerini çevirir ve “Aşk şiirlerinin unutulmaz şairi, büyük usta” diye selamlar. Eliot da durur mu, o da “Çorak Ülke”yi Pound’a “O büyük ustaya/il miglior fabbro” diyerek adar. Ve “Çorak Ülke”de Arnault’dan dizeler paylaşır. W. B. Bayrıl da 1936 doğumlu, Türkçenin büyük şairlerinden Hilmi Yavuz’a 80. doğum günü armağanı olarak bu kitabı hazırlar ve bu evrensel adama geleneğine kendini bağlar. “Elmas Sıkıntı”da ayrıca Cioran, Baudelaire ve Rilke’den de uzun ve derin alıntılar var. Rilke, Bayrıl’ın en derin ve yakın akrabası.

Şairlerarası ve şiirlerarası bir şair olarak Bayrıl, kitaba adını veren “Elmas Sıkıntı”, yani kitabın açılış şiirinde sıkıntısını ortaya koyar. Daha ilk dizede okuru Turgut Uyar’ın büyük sıkıntısına, “Geyikli Gece” şiirine gönderir: “Gece, aralandığında geyik/yaralıdır. Yatar kağıtta. Aşın/mış harf heykellerinden bir/ormanda. (Bkz. Hiçliğin Tadı)”. Şiirin devamında “Hayatlarımız artık süslü alıntılar yığını!” saptamasını yapan şair, “Elmas sıkıntı. Halesi çoktan yitmiş/bir asrın, ruhtaki şu beyhude/çırpınışları!” diyerek, hem Turgut Uyar’ın büyük sıkıntısını hem de “çok, çiğ, çağ” diyen Necatigil’in büyük tedirginliğini paylaşır. Elmas dizelerle yapılan bu sorgulamada, ışığı kıran ve yansıtan, öte yandan da en sert mineral olan elmasın kesici özelliği de “Elmas Sıkıntı”, şairin çağından duyduğu büyük kederi, adeta bir miras olarak devraldığını, bir gelenek olarak sürdürdüğünü imler. Kadim olan kederse, yine kadim olan şiirle çağa bir yanıt verir. Sözcüklerse bu kederi derinden paylaştığı için yakıcı bir iz bırakırlar hem gözümüzde hem içimizde. “Suret Bilgisi”nde bu iz çok belirgindir: “Suret bilgisi. Alnımda nicedir gizli/kadim bir taş izi. Okursunuz onu/sonra. O bulut geçtikten çok sonra./.../ İnsan beklemeyi de öğrenmeli.”

Yazı hem zamansız hem sahte güzelliktir, insan zihniyse “tabula rasa”, yani “boş levha”. Öyleyse yine insanın acısını ister istemez sözcükler alacaktır yine. “Yazı. Sahte güzellik! Yitik/ayla! Kelimelerse, sert/kemik ve pürüzsüz formika/duygusunda./

Kitabın “Ora et labora” adını taşıyan ikinci bölümü, Latince “dua et ve çalış” anlamına geliyor. “Şehirli hayatın eşya karşısındaki malum dalgınlığı” sürerken, şair bu asri zamanlardaki tebessümün bir bedeli olduğunu vurguluyor. Daha önce “Mıh” şiirinde “çakılı kal aşka, arzuya, ruha/kal akşam gibi asırlarca...” biçiminde dile getirdiği ısrarı/teklifi bir kez de “ora et labora”da tekrarlıyor: “Senin kalbinden geçeni/kim ne yapsın? Soran var mı ki/söylersin, kapıdaki tekinsiz sabaha!/Dağa! Ağyara! Bırak, o sarmaşık kaplı/arzular biraz daha kilitli kalsın.”

Büyü üretimi
1992’deki ilk kitabı “Melek Geçti”den sonra uzun aralıklarla yayımladığı “Şer Cisimler” (2000), “Eksik Tay” (2001), “Arzuda Tenha” (2009) ve son kitabı “Elmas Sıkıntı” ile “büyü üretimi” yapıyor W. B. Bayrıl. Hilmi Yavuz, “Melek Geçti” için böyle yazıyordu: “Valery, Baudelaire’in şiiri bağlamında bunu söylüyordu. Evet, öyledir, bir ‘büyü üretimi’dir şiir ve Melek Geçti işte tastamam bunu yapıyor.” Hilmi Yavuz’un söylediğini Bayrıl’ın tüm yapıtı için söyleyebiliriz, büyü üretimi sürüyor ve o mükemmel huzursuzluğun şiirini yazıyor. Bunu yaparken de işini ve şiirini de yine mükemmel biçimde tanımlıyor: “Kederli bir sanat bizimki. Şarkın/o muazzam mücevheri. İstiarelerden/ kuleler kurar. Surlar. İçiçe dehlizler./Mürekkebi eprimiş hayal perdeleri.” Ve şiirin sonunda, “Hüzün ki en çok yakışandır bize/Belki de en çok anladığımız” diyen ustayı, “Ki içlenmektir bu coğrafyada, hep/imizin en büyük hüneri” dizeleriyle selamlıyor.


Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam