VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
05 Mart 2009 Perşembe | Anasayfa > Haberler > İçimde biri var ve durmadan konuşuyor
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

İçimde biri var ve durmadan konuşuyor

İclâl Aydın’ın “Evlerin Işıkları Bir Bir Yanarken” adlı yeni kitabı çıkar çıkmaz çok satanlar listesine girdi. Sırada çocuk kitapları serisi var. Sonra da, kendisinden esrarengiz bir şekilde “o şey” diye bahsettiği, bağımsızlığını ilan etmeyi bekleyen bir roman.

RANA YALVAÇ

Kitabınızın başlarında Çetin Altan şöyle diyor: “İçinden hapşırık gibi, kahkaha gibi yazmak geliyorsa, o vakit yaz, hiç durmadan yaz.” Siz ne zamandır hapşırır gibi yazıyorsunuz?
Tarihi olayları kaydetme, yazma alışkanlığı bizim ailede var. Biraz babama özenerek günlük tutmaya başladım. Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde ise yazmak tiyatro eğitimimizin bir parçasıydı. Nurhan Karadağ’ın sahne bilgisi dersindeki notları, çok uzun yıllar işime yaramıştır. Ne söyleyeceksin, nasıl söyleyeceksin, kime söyleyeceksin? Bu üçlü reji yaparken de, karakter oluştururken de, oyun yazarken de işinize yarar. Daha sonra yurt dışında profesyonel tiyatro dönemimde yönetmenlere asistanlık yaptım ve şahane reji defterleri tuttum, dramaturg olarak çalıştım. “Hayat Güzeldir” programında ise sohbet aralarında, birtakım görüntülerin üzerine metinler yazarak küçük şirin geçişler yarattık ve çok sevildi. Aktüalite programı yapmak, buza yazı yazmak gibiydi. Çok kıymetli sözler gelip geçiyordu; bu yüzden onları günlüğüme not ediyordum. İlk kitabım o kısa metinlerden, bir televizyoncunun kalıcı bir şeyler bırakma çabasıyla çıktı ortaya. Sonrasını hiç hayal etmemiştim. Kariyer planımda yazarlık yoktu.
Ne vardı?
Oyunculuk ve televizyon üzerinden devam ederim, diye düşünüyordum. Ama o naif kitap, 84 bin sattı ve herkesi dehşete düşürdü. İlgi çeken bir televizyon yüzünün kitabı çok satınca, bir gazetenin ekinde yazmam istendi ve profesyonel yazı sürecim başladı.

“NE KADAR YOK SAYILDIYSAM...”
Gazete arenasına her gün çıkmak cesaret ister.
Köşe yazmanın mesleki bir deformasyona sebep olduğu kesin. Hayatı öyle bir yaşamaya başladım ki, en yakın arkadaşlarım bile bana bir şey anlatırken söze şöyle giriyor artık: “İşte sana bir yazı konusu!”
Köşelerin kaç santimetrekare yer kaplayacağı nasıl belirleniyor?
Yazarına göre değişiyor. Bazı yazarların bir “arsa sistemi” var tabii. Fakat uzun yazarak okuru bağlamak zor iş. Bence ideali 2700-3500 vuruş arası. Zamanla, başarılı olduğuna inandığım birtakım formüller buldum. Parçaları daldan dala atlatarak sürpriz bir finale götürmek, mutlaka akılda kalıcı bir cümleye yer vermek gibi. Şimdi bana bir film izletseniz, size onu 3 bin vuruşta anlatabilirim. Yine de kendimi yenilemeye, daha lezzetli yazılar yazmaya gayret ediyorum... Bütün polemikler, aleyhimde yazılmış bütün yazılar, sektörden beni itip kakmaya çalışan bütün eller daha iyi bir ben ve daha iyi bir yazar yaratma çabama destek oldular aslında.
Onaylanmasaydınız yazmaya devam eder miydiniz?
Ben çok da onaylanan biri olmadım. Biraz inatçı çıktığımı tahmin ediyorum. Sektörde ne kadar yok sayıldıysam, inadına o kadar satar oldum. “Bu da kitap mı?” denilen “Yaz Bitmesin” 270 bin sattı mesela. Ama kıymet verdiğim insanlar tarafından da desteklendim. Örneğin Bekir Coşkun, “Siyaset yazmadığın için seni ciddiye almadıklarını zannedeceksin, ama sakın bildiğin yoldan şaşma” diye uyarmıştı beni.
“Evlerin Işıkları Bir Bir Yanarken”e hangi köşe yazılarınızın gireceğine nasıl karar verdiniz?
İlk defa seçimi tarih sırasına göre yaptım. Genelde “aşk”, “ayrılık”, “yeniden başlamak” gibi temalara ayırırdım. Bu seferki kitabım, son üç dört yıllık değişim ve gelişim döngüme bir geri dönüş oldu. Özel yaşamıma değinen yazıları çıkardım. Elimde kalansa şu: “Hayat kendini tekrar ediyor, öğrendiğimizi sandıklarımızı bir daha, bir daha öğretiyor.”
Kitapta bir arkadaşınız, “Yahu, ne çok kadından parça takmış bir bütünsün sen!” diyor. Kimlerden parçalar var sizde?
Babaannem, anneannem, annem, Duygu Asena, Bette Midler...
Bette Midler mı?Tüm bu saydığım kadınların hayattaki hallerinden ve duruşlarından bir şeyler almışımdır. Hepimiz aslında eklenerek oluşuyoruz, sonra da kendimizce revize ediyoruz. “Çalıkuşu”ndan bile bir parça vardır içimde. Oyunculuğu tercih etmemin nedeni belki de buydu. O kadar çok şey olmak istiyordum ki, sonunda her şey olmanın en kısa yolunu buldum.
İleride daha büyük bir anlatı, mesela bir cinayet romanı falan yazacak mısınız?
2009 benim için enteresan bir yıl. Önce, yine bir “dertop” ile başlayayım dedim. Uzun bir aradan sonra geri döndüm de diyebiliriz. Sırada, mart sonu ya da nisanda yayımlanacak altı kitaplık bir çocuk hikâyeleri serisi var.
Kahramanı kızınız mı?
Evet! “Zeynep Lâl Büyürken” adlı bir seri. Onun bana öğrettikleri, benim ona öğretmeye çalıştıklarım var içinde. Bütün bunlar olup biterken, yazdığım bir anlatı daha vardı. Biz ona yayınevinde “o şey” adını taktık, çünkü “Roman yazıyorum” diye yola çıkmaktan korkuyordum. Ancak, editörüm yazdıklarımı okuduğunda, “Belki farkında değilsin ama bir romana başlamışsın” dedi. Devam ediyorum, inşallah 2009’a yetiştiririm.

“İÇİMDE BİRİ VAR”
Yine kitabınızdan bir soru: “Mutluluğun efsunlu sırrını çözdünüz mü?”
Eski bir sevgilimin, bir taşınma sırasında bulduğum mektubunda geçiyordu bu cümle. “10 yıl sonranı merak ediyorum. Mutluluğun efsunlu sırrını çözmüş bir insansın, eminim başarılı olacaksın ama olmasan da ne yazar” diyordu. O not beni 10 yıl öncesine götürmüş ve “Vay be!” dedirtmişti. Mutluluğun sırrını çözdüm mü? Hayır. Kim çözmüş ki?
Alain de Botton tabii ki! “Felsefenin Tesellisi” adlı kitabında, mutluluğun beş şartından bahsediyor. Bir kulübeniz veya çatınız olacak, etrafınızda dostlarınız, patronsuz bir işiniz, düşünen bir zihniniz, bir de dışarıdan melankolik görünüp içte derin bir espri anlayışına sahip, indirimli satışlardan giyinen bir sevgiliniz...Bunun beşine de sahip olduğum dönemler oldu, ama hiç mutlu değildim. Kendine ait bir alanın, dostların ve iyi düşünen bir kafanın önemine inanıyorum. Ama hiç susmayan bir kafa da elbette mutsuzluk verir. Düşünmeyi keşfettiğim günü hatırlıyorum da; beş altı yaşlarındaydım, bir öğleden sonraydı, annem sofra hazırlıyordu. Koşarak yanına gittim ve şöyle dedim: “Anne, içimde biri var ve durmadan konuşuyor!” O günden sonra hiç susmadı!
Peki indirimli satışlardan giyinen adam?
(Kağıda çizdiğim karikatüre bakarak): Değil bu adam, herhangi bir başka adam konusunda bir daha asla konuşmama kararındayım. “Issız Adam” hakkında bile...


Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam