VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Haziran 2014 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > İhtimallerin kalp atışıyla dönen dünyaya yolculuk
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

İhtimallerin kalp atışıyla dönen dünyaya yolculuk

“Kayıp Şeylerin Bakım Kılavuzu”; komik, dokunaklı, canlı ve kendine has yapısıyla ve üslubuyla doymak bilmez kitap kurtlarına da, senede bir, iki kitap okuyanlara da hitap ediyor. İnanın fazla emek istemiyor, bittikten sonra kendinize gelmek için zaman talep etmiyor. Verdiği aldığından çok fazla, bu haliyle de kelepir.

MURAT CAN AŞLAK



Kitabın kapağının tam ortasına oturmuş bir adam düşleyin; sırtını minibüse dayamış, başı dizlerinin arasında sıkışmış sadece dağınık ve seyrelmiş saçlarını gördüğünüz bir adam... Adı Benjamin. Kendi dahlinin de olduğu gizemli bir felakette oğlunu ve kızını kaybetmiş, çok sevdiği karısı tarafından terkedilmiş, evliliği çatırdayınca evinden de olmuş, ruhen çökmüş, donanımsız, umutsuz, 39 yaşında bir adam. Hikayeyi dolduran pek çok karakterin oluşturduğu ilişkiler ağının tam ortasında oturacak ve hikayeyi onun ağzından dinleyeceğiz.

Benjamin, kısaca Ben, son on yıldır tek işi “ev adamlığı” ve kendi çocuklarının bakıcılığı olduğundan; iş bilmez ve meteliğe kurşun atar halde tekmelenen boş bir teneke kutuya dönmüşken sonunda amiyane tabirle bir altın bilezik kazanmak için mahallesindeki kilisenin bodrum katında verilen ücretsiz hastabakıcılık eğitimine katılır. Saatte ancak 9 dolar kazandıran yeni mesleğinde ilk müşterisi Trevor adında, Duchenne Kas Distrofisi’nin erittiği, iki büklüm, bakıma muhtaç, tekerlekli sandalyeye mahkum, babası tarafından terk edilmiş, yaşıtlarına özenen, azgın, 19 yaşında bir genç bir adamdır. Başlangıç noktasında biri fiziksel, öbür ruhsal olarak yıkım içindeki iki adamı durduğu bir romandan Lorenzo’nun Yağı ağırlığını ya da mutlak mutlu sona doğru dörtnala bir Zümrüdü Anka hikayesini beklemeniz çok normal.

Ancak yanılıyorsunuz; Jonathan Evison derinliği ve duygusal rezonansı eksik bırakmamasına rağmen son tahlilde dinamik, eğlenceli, akıcı ve okuyucuyu yukarı taşıyan özgün bir roman yaratmış: Her ıstıraplı parçayı kesiklere merhem olacak muzip, eğlenceli ya da kalp ısıtan bir diğeri takip ediyor ve bu keskin dönüşler kitabın temel karakterini oluşturuyor.



ACI-TATLI PASTA
Kapkaranlık bir çekirdekten, kakao oranı yüksek acı-tatlı bir pasta yapmak için Evison’ın, gerçek hayatın pisliğine bulaşmadan parmak ucunda taştan taşa atlayarak ilerlediğini söylemem gerek. Roman, bir kitabın film kurgusuna durabileceği en yakın yere konumlandırılmış hatta işleyişe ve tadına belki biraz Hollywoodvari bile denebilir. Öyle ki; her bölümde sahneyi kurmadan, dekoru yerleştirmeden motor demiyor Evison. Bu haliyle de bazen gözümde daktilo başındaki bir yazardan ziyade bez arkalıklı rejisör koltuğunda oturmuş bir yönetmen olarak canlanıyor.

Kitapların genelde ağızda eriyen ve solutan tonu yerine beyaz perdenin gırtlaktan boca etme karakteristiği kitabın temposunu beslememiş dersem haksızlık etmiş olurum. Hikaye, Ben’in- ve bir ölçüde Trev’in- geçmişi ve bugünü arasında salınıp duruyor: Ben’in geçmişine dönüp özene bezene kurduğu, korumak için duvarlarını azami yükselttiği huzurlu ve mutlu yaşamının üzerinden yük treninin geçişine kadar olan hayatından bir parçaya bakıyoruz, sonra mistik felaket ertesi yaralı bugününde debelenişine dönüyoruz. Ben’in geçmişinin dehlizlerinde gezinirken nasıl tatlı, sorumlu bir baba; nasıl uyumlu ve sevgi dolu bir koca olduğunu görünce bu hayatının nasıl olur da bir anda beyazdan siyaha dönebileceğine olan merak yavaş yavaş iç kemirmeye başlıyor. “Dünya ihtimallerin kalp atışlarıyla çarpıyor. Her düşünce bir devrim.”

Bugüne dönüldüğünde az kazandıran işine alışmasına, bir trapezciyle olan başarısız flört girişimine, hayal ettiği yaşamı süren ama kıskanmadığı arkadaşı Forest’la dayanışmasına dokuna dokuna geçerken Ben’in umutsuzluğunu da yudum yudum tadıyoruz. Eski karısı olmaya çalışan Janet’ın yolladığı boşanma kağıtlarından 13. Cuma’nın Jason’ını kovalıyormuşçasına kaçmasından ve kaçınılmaz gözüken imzanın Versay Anlaşması’nı imzalamak kadar zor gelmesinden tüm travmanın Ben’de bıraktığı kalıcı hasarın büyüklüğünü ölçebiliyoruz.

Romanın vites arttırması; korkunç bir rutin içine sıkışan ikilinin, ümitten yoksun hayatları kesiştikten sonra yavaş yavaş filizlenen dostluklarının kibarca ittirmesiyle kefenlerini yırttırmaya namzet bir yolculuğa çıkışlarıyla tetikleniyor.

KURULU SAAT GİBİ
Ben ve Trev, yolculuk öncesi kurulu saat gibi aynı saatlerde waffle yemekten, hava durumu kanalını izlemekten, kadın muhabbeti yapmaktan ve sinemaya gitmekten kalan vakitlerinde harita üzerinde ziyaret etmek istedikleri yerleri raptiyeleme oyunları oynuyorlardı: “Muffler Man’ler (reklam amaçlı, fiberglas, dev adam heykelleri) kırmızı, müzeler mavi, ünlülerin vücutlarına ait parçalar
siyah, öteki her şey yeşil.

Trev’in kalbini geri kazanmak için umutsuzca uğraşan babası Bob’un bir trafik kazasında yaralanması oğlunu bir nebze olsun yumuşatıyor. Ayrıca bu durumu raptiyelerin deldiklerini yerinde görmek için bir fırsat olarak da görüyor ve sonunda Washington’dan Utah’a kadar sürecek macera için tekerlekler dönüyor.
Her yol hikayesinde olduğu gibi baştan planlanan güzergaha sadık kalamıyorlar. Yol boyunca kovalamacalar, kavgalar, paranoyanın getirdiği fevrilikler, dolu ve kum fırtınaları, coğrafyanın değişmesiyle tetiklenen içten itiraflar, dünyanın en büyük insan yapımı çukuru, kokuşmuş moteller, en lüks oteller oyun alanını sürekli değiştirirken, hikayeyi de olgunlaştırıyor. Ama en önemlisi minibüse ve dolayısıyla hikayeye eklenen sağlam karakterler: Evden kaçmış ergen Dot, hamile Peaches ve onun zihni sinir projeleriyle nam salmış erkek arkadaşı Elton -ve onları bıkıp usanmadan takip eden bir Dodge Skylark.

Pekiyi ama Evison, klişelere bulanmaya bu kadar teşne, daha önceden defalarca işlenmiş bir konuyu nasıl özgün taze taze kokan ve gülümseyen bir hale getirebildi. Tek nedeni parmakla gösterip “Hah! İşte bu!” demek mümkün değil:
Muhteşem kurgulanmış karakterler: Hepsi kırık, dışlanmış ve yaralılar ama onlara acımanızı asla istemiyorlar. Evison’ın her birine olan saygısını hissedebiliyorsunuz ve bu sizi de onlara saygı duymaya yöneltiyor. Hepsi hayatın acı tarafından nasiplerini almışlar ancak hiç birisi karanlık değil. Derinin altına yavaş yavaş giriyorlar ve düğüm noktalarında test edildiğinizde her birini önemsediğinizi fark ediyorsunuz.
Elbirliğiyle yazılmış organik bir kitap: Evison kitabın başına ilk oturduğunda bir yol romanı olmasını planlamadığı çok belli; tüm çerçeveyi baştan çizip içini doldurmadığı, romanla ve karakterlerle beraber yürüyerek adım adım yazdığı apaçık meydanda. Belki karakterlere olan saygısının temelinde de bu var iş ya da suç ortakları. Organik gelişim, her bölüme ayrı ayrı titizlenilmesini yanında getiriyor. Hiçbir bölüm bir olaydan öbürüne boşluk doldurmak üzerine yazılmamış. Roman, doğal ve değişken ritmini de buradan kazanmış.

25 YILLIK EVLİLİK
Tırnak kemirten soru işaretleri: Romana yedirilmiş merak duygusu sayfa çevirmeyi duraklatmaya ciddi engel. Özellikle Ben’in geçmişinde çocuklarını kaybetmesine neden olan felaket, son ana kadar perde arkasında kalıyor. Ben’in geçmişini anlatan flashbackler, kilit taşı son ana kadar Evison’ın arka cebinde bekleyen bir kemer inşaatı gibi. Bazen yara bandı gibi hızla çıkartıp atma, ne olduğunu hemen öğrenme isteği huzursuzluk yaratsa da Evison Ben’in artık trajediyle baş etme gücü filizlenene kadar sırrını saklıyor. Ben’in trajedisi öyle derin ki, ancak ufak dozlarla verildiğinde ve arasına tamponlar konduğunda katlanılabilir. Acı ilacı kayısı kurusunun içine saklamak gibi.

Esas felaketin yarattığı kancalı noktanın dışında minibüsü 600 km takip eden Skylark ve amacı, Ben ve eşinin akıbeti, Trev ve bazen durum komedilerinden fırlamış gibi gözüken şapşal babasının ilişkilerinin geleceği, asi ama yumuşak kalpli Dot’un hikayesi diğer soru işaretleri.
Evison’ın tecrübesi: Hikaye Evson’ın kendi hayatına da kök atmış ve geçmişinden besleniyor. Filmvariliğin plastikleşip okuyucuyu uzaklaştırmaması da belki bu sayede.

Evison 5 yaşındayken; kız kardeşi 16. yaş gününü arkadaşlarıyla kutlamak için Mojave Çölü’ne gider ve asla geri dönemez. Ablası yalvar yakar izin isterken; babasını onu desteklemiş, ancak annesi karşı çıkmış. Bu ufak görüş ayrılığı ölümün ertesinde kat be kat büyüyerek Bay ve Bayan Evison’ın 25 yıllık evliliklerini sonlandırırken; daha 5 yaşındaki Jonathan bir numaralı bakıcısını kaybetmiş. Evison’a göre tüm aile hala bu olayın artçı şoklarıyla sallanmakta. Evison’ın hayatından hikayeye akanlar bununla da sınırlı değil: bir zamanlar bakıcılık da yapmış ve Trev karakterini bir eski müşterisinden esinlenerek yaratmış.

Yalın ama derin hikaye anlatımı: Romandan çok bir hikaye yazar gibi fazlalıklara yer vermeyen sağlam ve duru bir anlatım var. Kitabın hiçbir yerinde edebi mobilya kenar kakmaları bulamayacaksınız. Süslemeden çalınan malzeme, çaktırmadan ruhunuza dokunmaya ve aynı anda gülümsetmeye harcanmış.

Zeka ve mizah dolu diyaloglar: Özellikle Trev ve Ben’in diyalogları o kadar doğal ve eğlenceli ki, kaçırmak yazık olur. Romanın içinden dramı barındıran kısımları silseniz, kahkahalarla güleceğiniz bir romancık kalır elinizde. Evison’ın zamanında komedi şovları yazarlığı ve bu tarzdaki tescilli başarısı özellikle diyaloglarda kendisini gösterme fırsatı bulmuş. Öyle anlarda mizah silahını çekiyor ki çoğu yazarın güldürmeyi aklından geçiremeyeceği en derin anlarda, meydan okur gibi, mizahla dönüyor en sert köşeleri.

HER OKURUN BABASI VAR
Baba-evlat çiftleri duygu derinliğini arttırıyor: Hepimizin çocuğu olmasa da, her okurun bir babası var. Kitaba serpiştirilmiş baba-evlat sorunları, çatışma noktalarında hep ön saflarda. Babaların hepsi, farklı farklı oyunların mağlubu olarak başlıyorlar kitaba. Her babacığın kırdığının ne kadarını yapıştırabildiğini, hangi hataların artık zamk tutmaz olduğunu izlemek kitaba boyut katıyor.

Sembolizmin konfetiler patlatan mayın tarlası: Kitaptaki her motorlu araçlar hayatının kucağımıza bıraktıklarını taşıyan leylekler, bazısı siyah bazısı beyaz. Biri Ben’in hayatının, değer verdiği her şeyin ve planladığı geleceğinin üzerinden geçen silindir; diğeri içine giren herkesin yarasını sardığı, yeniden umut edebilme hakkı kazandıran kanatlarıyla içinden çıkacağı bir koza. Hatta bir üçüncü de yol hikayesinin kötü korkunç çocuğu Dodge Skylark... Piper’ın kırmızı pelerini ve Jodi’nin sümüğünü sembolleştirip felakete kadar Ben’in nasıl eğlenceli, duyarlı ve iyi baba olduğuna okuyucuyu inandırması bir başka örnek sembolizm kullanımına. O kadar doğal, o kadar güzel yedirilmiş semboller var ki hikayede, “Kayıp Şeylerin Bakım Kılavuzu” kitap kulüpleri için biçilmiş kaftan. Her yakalanan sembol, anahtar cümlesi ortaya çıkartılmış bir bulmaca gibi haz kaynağı.

Hollywoodvari sahne kurmacalar, mizah, belden aşağı derken sabun köpüğü plaj kitapları akla gelsin istemem, kitabın içerisine gayet güzel yedirilmiş bir felsefesi de var. Ayrıca Evison bazen filmden çıkıp yalnız kitaplarda bulunan oyun alanını da kullanmayı eksik bırakmamış:
“Dinle beni: Bildiğini zannettiğin her şey, kanıksadığın bütün ilişkiler, düşündüğün tüm plan ve olasılıklar, gösterdiğin her bir çaba, oluşturduğun her bir fikir bir anda elinden alınabilir. Er ya da geç bu olacak. Bu yüzden hazır ol. Hazırlıksız yakalanmaya hazır ol. Dize getirilip, yerlere çalınmaya hazır ol. Çünkü hiçbir sağlam temel, hiçbir iradeli eylem, hiçbir temkinli alışkanlığın gücü seni bu gerçekten kurtaramaz: Hiçbir şey yıkılmaz değildir.”
Kayıp Şeylerin Bakım Kılavuzu; komik, dokunaklı, canlı ve kendine has yapısıyla ve üslubuyla doymak bilmez kitap kurtlarına da, senede bir iki kitap okuyanlara da hitap ediyor. İnanın fazla emek istemiyor, bittikten sonra kendinize gelmek için zaman talep etmiyor. Verdiği aldığından çok fazla, bu haliyle de kelepir. Kitabın ilk birkaç sayfasını okuduktan sonra, Little Miss Sunshine (Küçük Günışığım) , Intouchables ( Can Dostum) ve The Broken Circle Breakdown ( Kırık Çember) karışımı tadı yakalayıp, sonunda gülümseyerek son sayfayı çevireceğinize bahse girerim.
Dokunmadan geçemeyeceğim bir his daha uyandırdı bende Kayıp Şeylerin Bakım Kılavuzu: Daha önce bazı yeraltı edebiyatı kitapları haricinde çok fazla sayıda modern romanda erkek okuyucuya daha yakın duran bir hal-tavır hatırlamıyorum. Genelde kitaplar ya kadın okuyucuyu hedefler gibi ya da uniseks durur ya; bu çok ödüllü kitap bu haliyle de özel: Erkeklere yakın durmasıyla paradoksal bir şekilde hem erkek hem kadın okuyucuya cazibeli gelmeli.

Son olarak bir rica: Kitabı okurken karşılaşacağınız mevhumlarından Fas Usulü Köfte, Kaybolan Panda ve Olta Kancası’nın tam olarak ne ve/veya nasıl olduğunu bilenler, yukarıdaki elektronik posta adresi marifetiyle beni aydınlatırsa müteşekkir olurum.

Kayıp Şeylerin Bakım KılavuzuKayıp Şeylerin Bakım Kılavuzu

Jonathan Evison

Detay için tıklayın

Paylaş

Öyleyse ‘Yaşasın edebiyat!’ Geçen ay Grand Pera Emek Sineması’nda çok önemli bir edebiyat davetine katıldım. Davet önemliydi çünkü,Türk edebiyatının “yaşayan” 50 şairinin/yazarının, kendini, edebiyatını ve hayata bakışını anlattığı “Yüz Yüze Konuşmalar, Yaşayan Edebiyat” projesi tanıtıldı.

Devam