VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Ekim 2014 Salı | Anasayfa > Haberler > İki çekirdeğin paylaştığı bir elektron
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

İki çekirdeğin paylaştığı bir elektron

Fransız yazar Muriel Barbery’nin “Kirpinin Zarafeti” romanı on iki yaşında bir kız çocuğuyla entellektüel bir kapıcının sıra dışı dostluğunu konu alıyor. Roman, Fransa’da yayımlandığı yıl, bir milyon yüz bin adet satışla rekor kırmıştı.

MUrat Can Aşlak



Proust Yatağında, Kant’la Panelenmiş, Wasabi Soslu, Amelié Dolgulu Kruvasan
Paris’te bir üst-orta sınıf burjuva apartmanı:
Grenelle Sokağı numara 7.


Gurmelerin, eski mavi kanlıların ve yüksek devlet görevlilerin ikamet ettiği bu lüks apartmanda, diğer tüm sakinlerden ayrık, yan yana ama yalnız, üzerlerine yapıştırılan sıfatların hepsinin içini boşaltan iki siyah kuğu var: Beşinci katta ikamet eden Josse’lerin 12 yaşındaki küçük kızı Paloma ve apartmanın kapıcısı 57 yaşındaki dul Renèe.
Muriel Barbery’nin başta kendi ülkesi Fransa olmak üzere yayınlandığı hemen hemen tüm ülkelerde çok satanlar listesini uzun süre işgal eden romanı “Kirpinin Zarafeti” iki çekirdeğin paylaştığı bir elektron gibi ana iki karakter etrafında vızıldaya vızıldaya dönerek ilerliyor.
Aynı binadaki yetişkinle çocuğun romanı... Ama hayır, bir ‘Yukarı Bak’ ( Up, 2009) hikayesi değil ya da Pamuk Prenses ve Kraliçe ilişkisi yok aralarında.

Barbery’nin kendi sözleriyle: “Ben kibar bir kapıcı ve sevimli bir çocuk hakkında bir peri masalı yazmakla ilgilenmiyordum.”
Hatta romanın içine gömülü hikaye de romanın temel direği değil. Bir felsefe profesörü olan Barbery, felsefenin derin dehlizleriyle de pek ilgilenmemiş. Edebiyat ona daha çekici gelmiş ve edebiyatı felsefenin gündelik yaşama dokunan kısmıyla yoğurmuş; sonunda “Kirpinin Zarafeti” sınıf mücadelesi, kişisel çatışma ve günlük hayata dokunan felsefenin romanı olmuş.

“Yarından çekinmenin nedeni şimdiki zamanı inşa etmeyi bilmemektir ve şimdiki zamanı inşa etmek bilinmeyince, bunun yarın yapılabileceği söylenir, ama bu da berbat bir şeydir, çünkü yarının daima bugün olduğunu görmüyor musunuz?”, “Birisi kendinden nefret ettiğinde bunu hissetmez misiniz siz? Bu onu yaşarken öldürür; kendi olmanın bulantısını hissetmemek için kötü duygularını olduğu kadar iyi duyguları da uyuşturur.”



TEK TÜNELİN İKİ YAKADAN İNŞASI

İç ısıtmanın yanında, hatta belki ağırlıklı olarak, beyin kıvrımlarını gıdıklayan, ulaşılabilir, içine girilebilir bir derin felsefe romanı elimizdeki. Platon’un “Devlet”i ya da “Günbatımı Sınırı” (The Sunset Limited 2011) gibi klasik şablon; tezleri çarpıştırıp “Tez+Antitez=Sentez” denklemi kullanılmamış. Tek tünelin iki yakadan aynı anda inşası gibi: İki merkez, Renèe ve Paloma, arasında bir fikir teatisi yok, romanın sonlarına kadar birbirlerine teğet geçip duruyorlar, dokunmuyorlar bile.

Felsefi temel, iki kaynaktan filizlenen, aynı kökten dallanıp budaklanan tek bir canlı organizma gibi sarıp sarmalıyor kitabı.
Renèe, dul kapıcı, özellikle edebiyat ve felsefe konularında kendi kendini yetiştirmiş proleter bir kripto-entelektüel. Hizmet ettiği zenginler, gerçekte kim olduğunu anlamasın ve işini koruyabilsin diye kaba, düz bir maske takıyor. İşverenlerini kandırmak için sokak kapısının açıldığı salonunda sesi kısık bir televizyon hep açıkken; o arka odada opera dinliyor, Tolstoy okuyor, Husserl’ın fenomonolojisini kritik ediyor.

Kedisinin adı bile Anna Karenina’ın Levin’inden esinlenilerek koyulmuş. Geçmişten taşıdığı bagajlarıyla kendisine sorsanız bambaşka biri:
“Ben dul bir kadınım. Ufak tefek, çirkin, tombul biriyim. Ayaklarımda nasırlar var. Kendi sesimden rahatsız olarak kalktığım bazı sabahlara bakarsak, bir mamut gibi soluk alıp veriyorum. Eğitim görmedim. Bildim bileli yoksul, ölçülü önemsiz biriyim.“

Paloma, süper zeki, farkındalığı yüksek bir kız çocuğu. Çevresindekilerin ve özellikle aile bireylerinin hayatlarının boşluğunu, yetişkinliğin tehlikelerini ve tuzaklarını ve modern toplumun ikiyüzlülüğünü gördükçe hayatın anlamsızlığına kanaat getiriyor. Burjuva yaşamının değersizliğinden öte uğrunda yaşamaya değer bir şey bulamazsa 13. doğum gününde intihar etmeye karar veriyor.

SANAT, GÜZELLİK VE JAPON KÜLTÜRÜ

Roman, Renèe ve Paloma’nın hikaye anlatıcı olduğu bölümler ve Paloma’nın günlüğünden sayfalarla adım adım ilerlerken, ikisinin de sanat, felsefe, güzellik ve Japonya tutkuları birbirlerine dokunmasalar da aralarındaki görünmez bağı su yüzüne çıkartıyor.

En denemeye kaçan bölümlerde bile anlatıcıların dinamik beyinleri sayesinde ve dokundukları konuların köklerini gündelik hayata sarmasıyla fiziksel hareketten ziyade, beyin jimnastiğiyle okuru muhatap etmesiyle roman ağdalaşmıyor. Karakterler yuvalarına tam oturtulmuş, Renèe’nin içtenliği, tutkuları ve elindeki iki nefes huzurlu havayı koruma çabası; sarkastikliğine ve mesafesine rağmen Paloma’nın masum çocukluğu o kadar canlı ki, kitabı bitirdikten sonra bu ikiliyle tanışsanız hemen oturup sohbet etmeye başlayabilirsiniz.

Paralel ama kendi içine dönük iki merkez; zengin, gizemli, nazik entelektüel Japon Bay Ozu’nun apartmana taşınmasıyla çarpışmaya başlıyor. Ozu sayesinde yaş, sosyal sınıf, cinsiyet, ırk bariyerleri kalkıyor ve bu yeni çerçevenin içerisinde hem duygular filizlenmeye başlıyor hem de tekrar şekillenen ilişkiler ağı yerlerine çakılı durmaya teşne karakterleri sallamasıyla kitap sonunda bir hikaye kazanmaya başlıyor. Barbery’nin edebi gücü de bu noktadan sonra daha belirgin hale geliyor. Sonunda, Ozu’nun üzerinden Renne ve Paloma birbirlerine dokunmaya başlıyorlar, dost oluyorlar.

“Madam Michel’de (Renèe) “Kirpinin Zarafeti” var: Dışarıdan dikenlerle zırhlı tam bir kale ama bence içinde kirpiler kadar doğrudan bir rafinelik var. Onlar haksız yere duyarsız, uyuşuk görülen, şiddetli oranda yalnız ve korkunç bir şekilde zarif hayvanlar.”

DİBİNE IŞIK VERMEYEN MUMLAR

Dış dünyayı ne kadar özenli ve tüm duyuları açık bir biçimde inceleyen karakterler olsalar da kendileri ile ilgili aynı başarıyı gösteremiyorlar. Bunun temel nedeni, özenle dış dünyaya kapattıkları dünyaları ne zaman ki birbirlerine dokunur hale geliyor; uzun süredir yalnız ve dibine ışık vermeyen mum kıvamındaki ikili, sınırlı da olsa birbirlerinin kontrol paneline erişim sağlıyor.

Alışana kadar biraz gösterişçi gelse de bir süre sonra “Bizim Muriel böyle yazar” dedirtecek kadar açık ve kucaklayıcı üslubuyla Barbery’nin şu ana kadar ki en iyi işi olan “Kirpinin Zarafeti”, yoğunluğunun karşısına koyduğu sofistike mükafatıyla ana akım dışı bir çok satan: İçindeki Fransız sosu ve bu sosu Türkçeye kararında taşıyan tercümesiyle, zaman zaman sizi yakalayan kara mizahıyla, trajik kırılma anlarıyla, felsefi cüretiyle, sağlam ve empati kurmaya açık karakterleriyle, son atağıyla derinleştirdiği duygusal yüzüyle bir AmeliÈ (2001) ve Sofi’nin Dünyası mozaiği.
“Evet bu işte! Asla’daki her zaman... bundan böyle asla’daki her zaman’ların peşinden koşacağım.”

Kirpinin ZarafetiKirpinin Zarafeti

Muriel Barbery

Detay için tıklayın

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163