VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
20 Temmuz 2010 Salı | Anasayfa > Haberler > İki entelektüelin zapt edilemez konuşmaları
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

İki entelektüelin zapt edilemez konuşmaları

Jean-Claude Carrière ile Umberto Eco’nun kitap, okuma, kitaba, hatta genelinde bilgi üzerine yaptığı sohbetlerin derlemesi niteliğindeki kitapta okuyucuyu birçok sürpriz bekliyor.

Cihat Taşçıoğlu

Hayatıma dair ilk anı (kırıntısı) kardeşimle tanışmama dairdir; rengi ağlamaktan morarmış tuhaf bir yaratıktı. Ama gerçek anlamdaki ilk anım, üç yıl sonra gelip yerleşti belleğime ve merkezinde de bir kitap vardı. Altı yaşında olmalıyım, çünkü o sonbaharda okula başlayacaktım ve elimdeki çocuk kitabının sayfalarındaki garip şekillere onları okumaktan umudu kesmenin eşiğine gelmiş halde bakıyordum. Yere sırtüstü uzanmış dertlenirken bir şey oldu; ikisi yuvarlak karınlı, ikisi çizgili-çubuklu dört şekil gözlerimin önünde titreşti, parladı ve bir imgeye dönüştü: Kedi. Mucize kabilinden bir şeydi! İnatla gözlerimi dikip baktığım dört sembol aklıma bizim Duman’ı getirivermişti.

Söz edeceğim kitabı okurken o ilk okuma deneyimime sık sık döndüm. Evet, hayata dair ilk gerçek anım “kedi” sözcüğünün gözlerimin önünde belirmesi ve gündelik yaşamdaki bir şeyle her nasılsa özdeşleşmesiydi. Kardeşimle ilk karşılaşmam bende, “Hayatımın önemli bir bölümünü hava hücumu sireni gibi bir ses çıkartan bu yaratıkla geçireceksem, işimiz var demektir,” türünden tahlil içeren bir düşünce doğurmadığına göre bence gerçek bir anı sayılamaz. Öte yandan okumayı sökmek... Bunun (birader alınmasın ama) bambaşka bir maceranın başlangıcı olduğunu ilk anda heyecanla kavramıştım.

Çok basit bir hesapla elli yıla yakın zamandır okuyorum. Ne var ki el mikseri kullanma kılavuzundan kutsal metinlere, çizgi romandan “Kapital”e kadar her yönde uzanan bu okuma macerasının bende ne kadar çok anı biriktirdiğini hiç düşünmemişim. Can Yayınları’nın Kırkmerak dizisinden çıkan “Kitaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın” başlıklı kitap, okuma anıları konusuna uyanmamı ve yarım yüzyılda ne kadar çok şeyin birikmiş olabileceğini düşünmemi sağladı.

Tanınmış bir senarist, tiyatro ve sinema kuramcısı ve uygulamacısı, ayrıca denemeci olan Jean-Claude Carrière ile Umberto Eco’nun kitap, okuma, kitaba ve okumaya yönelik alışkanlıklar ve eğilimler, hatta genelinde bilgi üzerine yaptığı sohbetlerin derlemesi niteliğindeki kitapta okuyucuyu birçok sürpriz bekliyor. Sürprizlerin belki de en büyüğü, sohbetlere (olasılıkla iki acar entelektüele mukayyet olmak amacıyla katılan) Jean-Philippe de Tonac’ın tüm gayretlerine rağmen konunun bir anda beklenmedik yerlere savrulması ve karşımızda yepyeni, gayet canlı bir tartışma konusu bulmamız.

KİTAP ÖLMEYECEK
İlk bölüm, e-kitap’ın bildiğimiz kitabı öldürüp öldürmeyeceği tartışmasıyla başlıyor. Bu bölüm başlangıçta okuru klasik bir entelektüel sohbetiyle karşı karşıya olup olmadığını sorgulamaya yöneltiyor, ama ilk büyük sürpriz birkaç sayfa sonra geliyor: Kalıcı Veri Depolama Ortamından Daha Geçicisi Yoktur. Okurun kitaptan alacağı zevki aşındırmamak için fazla ayrıntıya girmeyip şu soruyla merakını kaşıyalım: Henüz on beş yıl önce kullandığımız veri saklama formatlarına ne oldu? Hangimizin bilgisayarında zamanında şu küçük disketleri açmakta kullandığımız flopy sürücüleri var? Kaçımızın evinde video oynatıcı bulunuyor? DVD oynatıcıların ömrünün ne kadar olacağını sanıyoruz ki, hepimiz arşivlerimizi o formata aktarmakla saatler, günler harcıyoruz? Onlardan önceki veri depolama aygıtının hangi gardırobun hangi köşesine atılı olduğunu hatırlayan var mı? Ve bu hayatımızdaki vazgeçilmez yeri ne zaman terk ettiğini bilmediğimiz (ve ne büyük paralar harcadığımızı bile hatırlamadığımız) bu sistemleri kitaplarınızla, kütüphanenizle karşılaştırın. Tek bir kitabınızdan bile çirkin bir videokasetten kurtulduğunuz kadar kolay vazgeçebilir misiniz? Elbette hayır. Ayrıca birbirine bağlı olan şu soruları da akıldan çıkarmayalım: Sinema geldiğinde tiyatro ortadan kalktı mı? Televizyon sinemayı yok etti mi? Internet hepsini birden ortadan
kaldırdı mı?

Belki biraz fazla soru sıraladık, ama Jean-Claude Carrière ile Umberto Eco bunların hepsine kendi üslubu içinde yanıt veriyor. Üslup deyince... Umberto Eco: “Her yeni teknoloji yeni bir refleks sisteminin edinilmesi anlamına geliyor, bu yeni sistem de bizden yeni çabalar bekliyor; hem de gittikçe kısalan süreler içinde. Tavukların yolun karşısına geçmemeyi öğrenmesi bir asır sürdü. Bu canlı türü sonunda yeni trafik kurallarıyla uyum sağladı, ama bizim böyle bir vaktimiz yok.”
Burada sizi bir konuda uyarmam gerek: Hem Carrière, hem de Eco da aptallığa âşık. Jean-Claude Carrière 1960’larda Guy Bechtel ile “Dictionnaire de la bétise (Aptallık Sözlüğü)” hazırlamaya başlamış, Umberto Eco ise “La Guerre du faux (Sahtenin Savaşı)” adlı eserin yazarı. Yani elimizdeki kitap (özellikle Aptallığa Övgü başlıklı bölümüyle) gayet dikkatli ve tedbirli okunması gereken bir yapıt!

DİKKAT: BİLGİ!
Bir noktaya gelindiğinde elbette ki internet’deki bilgi yoğunluğu/aşırılığı/kirliliği de tartışılmaya başlıyor. Birileri çıkıp Waterloo Savaşı’na katılmış olan herkesin ismini belirleyip bilgi olarak sunabilir, ama bunun kime ve nasıl yararı olacaktır? Evet, sanal dünya bir bilgi enflasyonuna, hatta yer yer kirliliğine uğramış durumda. Ödev yapan bir öğrenci Julius Caesar’ın adını Google ettiğinde gezegendeki tüm Calpurnia’ların adına rastlıyor ve bu kişilerin önem dereceleri konusunda akıl karışıklığına çatıyor. Bu durumda bir bilgi elemesi gerekiyor mu? Öyleyse bunu kim ve nasıl yapacak? Yapılacaksa sakıncaları ne olabilir?

NASIL BİR KÜTÜPHANE?
Yazının başlarında da vurguladığım gibi, eserin içeriği tamamen kuramsal ya da kitap okumanın tarihine yönelik değil. Jean-Claude Carrière ile Umberto Eco’nun kitap koleksiyonu merakına dair çok hoş şeyler de öğreniyoruz. Örneğin Umberto Eco bir incunabula meraklısı. Matbaanın icadından 31 Aralık 1500 gecesine kadar basılmış olan tüm kitaplara incunabula deniyor ve Eco bu türden 30 kadar kitaba sahip. Ancak koleksiyonunun tek özelliği bu değil: “Koleksiyonum belli bir yönelimi yansıtıyor. Bir ‘Bibliotheca Semiologica Curiosa Lunatice Magica et Pneumatica’ yani gizli ve sahte bilimlere ayrılmış bir koleksiyon. Dünyanın hareketi konusunda yanılmış olan Ptolemaios var, ama haklı çıkan Galileo yok. Sahte, fantastik, gizli bilimler ve hayali dillerle ilgili ne varsa toplarım. Kötü niyet ve aptallık beni büyülüyor.”

Jean-Claude Carrière ise daha az seçici: “Ben gerçek bir koleksiyoncu değilim. Hayatım boyunca kitapları sırf hoşuma gittikleri için satın aldım. Bir kütüphanede en çok sevdiğim şey uyumsuzluk, çeşitli nesnelerin, hatta çatışan kavga eden nesnelerin yan yana gelmesidir.” Kitaba, okumaya, bilgiye yönelik böyle bir anı zenginliğini, benimkini kat kat aşan bir isteği ve hatta öğrenme, anımsama, değerlendirme zevkini derin bir kıskançlıkla karşıladım. Artık (üstatlarınkilerle karşılaştırıldığında) zavallı halde bulduğum kütüphaneme farklı gözle bakıyorum. Elektronik kitap elbette olacak, yakında benimki de çıkacak, ama asla kitaplarımın yerini alamayacak.

Papirüs ruloları, volimino’lar... Nedir kitap? Eskinin insanlarına da bana ifade ettiklerini mi yansıtıyorlardı? İnsanlar İskenderiye Kütüphanesi’ne Milli Kütüphane’ye girer gibi dalıp orada bir şeyler okuyabiliyor muydu?
Ne bileyim! Bilmiyorum işte!

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam