VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
21 Nisan 2010 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > İki harika kitap ve hiç tanımadığımız bir kalem ustası Kemal Suman..
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

İki harika kitap ve hiç tanımadığımız bir kalem ustası Kemal Suman..

Eline kalem geçirenlerin kendilerini yazar ilan ettiği, yazı sanatını kuruttukları bir çöldesin.. Birden başına bir meteor gibi Kemal Suman düşüyor..

Selahattin Duman

Telkari işler gibi cümleler döşeyen usta bir kalem.. Müthiş bir mizah yeteneği ve sınırsız bir tipleme sanatçısı..

Turizm dünyasından girip Mekteb-i Sultani’nin ellili yıllarından çıkarken, kitaplarındaki her anekdot zihninizde bugüne kadar hiç tatmadığınız bir lezzet bırakıyor.. Elinden müthiş dizi senaryolarının da çıkacağına inandığım Kemal Suman’a merhaba..

Okur sıkı takipçidir, mutlaka fark etmiştir..

Uzun zamandır Vatan Kitap ekine yazmıyordum.. Sebebi tembellik değildi.. Elime beni heyecanlandırıp yazmaya heveslendirecek kıvamda kitap geçmemesiydi..

Ne zaman gazetedeki odama girsem masanın üzerinde yeni gelmiş kitaplar buluyorum.. Hevesle kapaklarına saldırıyorum..

Kapaklarına bakıp içlerini şöyle bir karıştırmamla “gönderilecek eserler(!)” arasına yollanmaları bir oluyor..

Yayınevlerine de şaşıyorum..

Bu kadar çok kitap bastırılır mı? Her önüne gelenin yazdıklarına “basılacak eser” muamelesi yapılır mı? Bir de az kazanıyoruz, diye ağlıyorlar.. Az kazansalar ellerine geçen her şeyi basma riskini göze alamazlar.. Vardır bir hesapları ama..

***

Geçen hafta Cengiz Alpman ağabeyimden bir telefon aldım..

“Selo..” hitabıyla doğrudan girdi lafa..

“Sana iki kitap bir de mektup gönderiyorum..”
Emir anlaşılmıştır..

Cengiz Alpman yılların gazetecisi.. Galatasaray Sultanisi çıkışlı sıkı bir Fenerbahçeli.. Müthiş zeki ve entelektüel potansiyeli yüksek bir meslektaşımız..

Kıvrak zekâsı, çalışkanlığı ve yaratıcılığı kadar renkli anekdotları da Babıali’nin dilindedir..
Dönem arkadaşları onu, boyunun uzunluğundan dolayı “Deve..” lakabı ile adlandırırlar ama Cengiz Alpman’ı gıyabında bile olsa böyle anmak haddimizi aşar.. O her daim saygın ağabeylerimizden biridir, güzel bir insandır..
Güzelliğini bana o açtığı telefonla bir kere daha gösterdi.. Farkında olmadığım güzellikte iki kitabı okumamı sağladı..

Ayrıca o kitapların yazarı olan Kemal Suman gibi usta bir kalemi tanıttı bana..
Var olsun, sağ olsun..

KEMAL SUMAN
Turizm dünyasının yakından tanıdığı bir isim.. 1942 doğumlu ve Cengiz Ağabey gibi o da Mekteb-i Sultani çıkışlı.. Yıllarca içerde ve dışarıda turist rehberliği yapmış, şirket yönetmiş, dünyayı adım cırtım gezmiş biri..

Turizm dünyasından benim de yakınlarım vardır..
İçinde bolca “Kemal Ağabey” sözcükleri geçen bazı anıları dinlemiştim..

O anıları hikâye edenler Kemal Suman’ın renkli kişiliğinin, hoş sohbet oluşunun ve mizah yeteneğinin altını mutlaka çizerlerdi..

Meğer benim gaflet içinde yazarlığını atladığım o Kemal Suman rehberlik yıllarında topladığı anılarını kitap haline getirilmiş..

Remzi Kitapevi Kemal Suman’ın kaleminden çıkma “Kâh Orada Kâh Burada” adlı kitabını 2001 yılında basıp, meraklısına ulaştırmış bile..

“Bitmeyen Mektep” ise Kemal Suman’ın ikinci anı kitabı.. 2009’da basılmış.. Mekteb-i Sultani’yi anlatıyor..

Kitabın başlığı ise şair Ahmet Haşim’in sözü.. Galatasaray’ı böyle tarif etmiş.. Anıları okuyunca bir kez daha anlıyoruz ki bazı okullar diploma almakla bitmiyor..

Aidiyet ömür boyu sürüyor..

Galatasaray’ı bitirmek ve hayat boyu Galatasaray
mezunu olarak kalmak da böyle bir şey..

Kemal Suman’ın önce rehberlik anılarını topladığı “Kâh Orada Kâh Burada” adlı kitabını bir solukta okuyup bitirdim..

Sonra “Bitmeyen Mektep”i elime aldım.. Beş yüz küsur sayfalık kitap iki gece dayanmadı.. Bittiğine hayıflanıp, bazı bölümlerini yeni baştan okudum..

***

Zorun neydi, diye merak edecekler için kayıt düşüyorum..

Yayın piyasasının “Bu önemli bir yazardır” diye burnumuza dayadığı o kadar çok isim var ki..
Hele ne yazmışlar, deyip eline aldığınız kitapları sizi canınızdan bezdiriyor..
‹nsanı okur yazar olduğuna pişman ettiriyor..
Kemal Suman son on yıldan, belki de yirmi yıldan beri bize “yazar niyetine” dayatılanlardan çok farklı..

Usta, konuya hakim, kurgu yeteneği mükemmel.. her şeyden evvel de dil ustası.. Üstelik “mizah yeteneği” bu alanda iddia sahibi olanlara fark atıyor..

Yazdıklarını, kelime kuyumculuğu yapan ve adını edebiyat dünyasına yazdıran yerli ve yabancı nice kalemin hayal bile edemeyeceği bir mertebede tezyin etmiş..

Hadi, yeni kuşaklar da anlasın süslemiş..
Kimine sıradan gelebilecek okul anıları bile nakış gibi işlenerek sunulmuş.. Okuma zevki olan birinin Kemal Suman’ı fark ettikten sonra “Acaba yazdığı başka şeyler de şey var mı?” diye aranmaması imkânsız..

İşte Cengiz Alpman’a telefonla yaptığı Kemal Suman sürprizinden dolayı minnet duymam bu sebeptendir..

ESAT MAHMUT
Bitmeyen Mektep adlı kitaptan seçtiğim iki anı var.. Kemal Suman, okul arkadaşlarının taktığı lakapla “Arap Kemal” bunları çok daha iyi anlatmış ama tekrarlamaktan kendimi alıkoyamıyorum..

Üstelik bir de yer darlığı meselesi olduğundan özetle sunacağım.. Benim anlatmam o anekdotların değerini düşürmez..

Adım gibi eminim.. Kitabı alanlar, benden duyacakları bu anekdotları Kemal Suman’ın kaleminden daha yüksek bir zevkle okuyacaklardır..

***

Esat Mahmut Karakurt, yeni kurulan cumhuriyetin ilk romancılarından.. Bizim Yeşilçam filmlerine konu olan pek çok roman onundur..

Dağları Bekleyen Kız, Allahaısmarladık, Vahşi Bir Kız Sevdim onun romanlarından ilk aklıma gelenler.. Uzun boylu, yakışıklı ve hafiften ünlü..

Galatasaray Lisesi’ne edebiyat öğretmeni olarak atandığında ise yirmi beş, yirmi altı yaşlarında..
Okula gelip de öğretmenler odasına ilk girdiğinde coğrafya dersine giren profesör titrli Macit Arda fırsatını bulup onu bir kenara çekmiş..

“Mahmut Bey..” demiş.. “Bu öğrenci şöyle gaddardır, acımazdır filan..” peşrevinden sonra hayati tavsiyesini vermiş..

Otoriteni ilk dersten itibaren göstermek için sınıfın silik öğrencilerinden birini seç, ona sıkıca yüklen ki diğerlerinin de gözü korksun..
Esat Mahmut Bozkurt, kulağında bu tavsiye ile ilk dersine girmiş.. Onu sınıfa takdim eden müdür derslikten çıkar çıkmaz öğrenciler garip sesler çıkarmaya, deyim yerinde ise hocayı tartmaya başlamışlar..

BALTA VE TAŞ..
Esat Bey öğretmenler odasından tembihli.. Sıkı tavsiye almış.. Sınıfı şöyle bir tarassut ettikten sonra sakal traşı olmamış hırpani birini seçip “Gel bakalım tahtaya” demiş..

Çocuk hafif çalımla yürüyüp gelmiş tahtaya..

Esat Bey “Yaz bakalım” deyip Fuzuli’den aklına ilk gelen beyiti okumaya başlamış..

“Derunundan çıkan ahı beeyr’in başına koysam..”
Tahtadaki kurbanlık oğlandan daha ilk beyitte “Beeyr de ne hocam?” itirazı gelince, beklediği fırsatı yakaladığına inanan Esat Mahmut Bey yüklenmeye başlamış..

“Bu sınıfa kadar gelmişsin daha beeyr’i, devenin Arapça ismini bilmiyorsun..”

Bir alay fırça, bir alay nankörlük edebiyatı ve kafaya kakma söz.. Çocuğa birden sormuş..

“Adın ne senin?”

“Mustafa Kemal..”

Paslar da güzel geliyor doğrusu.. Atatürk’ün adıyla gezinen bir tembel öğrenci.. Yükle ne yükleyebilirsen..

“Hangi ahmak koymuş sana bu ismi?”

Oğlanda kıl oynamıyor..

“Mustafa Kemal koydu hocam..”

Hoppala Hasan Dayı, edep yerim seyirdi.. Devrin şartları belli.. Gazi’nin adı bir yerde resmi olarak geçsin de sıkıysa lafın frenine basma bakalım..

Meğer oğlanın babası, Atatürk’ün taaa Çanakkale’den beri yanı başında olan yaveri Cevat Abbas değil miymiş?

Başlamış isim hikâyesini anlatıp, hocayı düşürdüğü çıkmazın tadını çıkarmaya..
“Onlar Çanakkale’de harp ediyorlarmış, ben dünyaya gelmişim.. Babam telgrafı almış.. Mustafa Kemal Paşa (Nedir o?) diye sormuş.. Babam da (Bir oğlum olmuş) cevabını verince Paşa (İsmini ben koyuyorum.. Yaz, adı Mustafa Kemal Olsun..) demiş..”

Devamı kitapta kalsın..

Yeri gelmişken.. Anekdotu anlatan daha doğrusu yazıya geçiren Hıfzı Topuz..

Sıkı bir Galatasaray Lisesi Tarihçisi olan Kemal Suman’ın kitabında topladığı pek çok anıdan biri..

ÇETİN ALTAN’DAN
Yazar aşağıda özetleyeceğim hikâyeyi de yine Galatasaray çıkışlı Çetin Altan’dan rivayet etmiş..

İsimlerin kitapta saklı kalması kaydıyla aktarıyorum..

Ergenlik çağlarını birlikte yaşayan genç adamlar.. Elbet kadın kız palavrasının başı sonu, tevatürün eğrisi doğrusu olmaz.. Herkes bir çapkınlık hikâyesi tutturmuş, kendi şanını öyle pazarlıyor..

Yatakhanenin bir de sessizi var.. Ne Abanoz Sokağı’ndaki evlere düşmüş yolu ne de kayda değer bir kerhane tecrübesi var..

Üstelik okul da bu işlerin merkezinde konuşlanmış.. Bu yüzden de sessiz oğlan, arkadaş alaylarının bir numaralı hedefi..

Hikâyemiz dışıdır ama Galatasaray tarihine katkı olarak acil bir kayıt düşeyim..

Abdülhamid dönemine kadar Beyoğlu’ndaki Eski Çiçek Sokak ilk resmi genelevlerimizin ev sahibiydi..

Okul yönetiminin itirazı üzerine Sultan Abdülhamid bu sokaktaki evleri boşalttırdı..

Kırım Harbi’nin İstanbul’a taşıdığı frengi belâsını kontrol ettirebilmek için kendisinin kurduğu ilk genel evlerini Eski Çiçek Sokak’tan alıp şimdiki yerine sürdü..

Kemal Suman’ın yazdıklarına bakılırsa bu tedbirin bir faydası olmadı.. Hikâyemize dönelim..

***

Sessiz oğlan Galatasaray Postanesi’ne gidip gelirken orta yaşlı, alımlı, güzelce bir kadını gözüne kestirmiş.. Kadını her Pazar postanede görüyor..

Bir Pazar cesaretini toplamış.. Bir buket yaptırmış ve kadına sokulmuş..

Hallerim böyleyken böyle, demiş.. Hiç kız arkadaşım veya maceram olmadı.. Alay konusuyum.. Ne olur mümkünse.. İyilik babından..
Kadın önce bu zararsız oğlana ne diyeceğini bilememiş.. Acımış da.. Sempatik de bulmuş.. “Nasıl olur.. Benim oğlum da senin yaşında.. Sizinle beraber yatılı okuyor..” türünden laflar etmiş..

Nihayet acıma ve merak duyguları galip gelmiş.. “Peki..” demiş.. Bir sonraki Pazar için buluşma sözü vermiş..

Sessiz oğlan bir sonraki Pazar’ı iple çekmiş.. Cumartesi gecesi malûm erkek geyiğine girildiğinde arkadaşları yine buna takılmış..
“Lan sen daha milli olamadın..” edebiyatı ile..
Bu kez sessiz oğlan alttan almamış.. “Valla..” diye başlamış lafına..

“Yarın bir randevum var.. İçinizden birinin anası elimde kalacak ama..”

BİTİRİRKEN..
Kemal Suman’ın yazarlığını ve mizah yeteneğini siz de benim gibi ciddiye alın.. Eminim şaşıracaksınız..

Okulun efsanevi müstahdemlerinden “Ayı Ramo”yu anlattığı bölümde bir internet notu gördüm..

“Ayı Ramo” için eski mezunlar bir şarkı yapmışlar.. Candan Erçetin de söylemiş.. Internet’te Havva Karakaş diye bir başka sanatçının söylediği versiyonu da var.. O bence daha başarılı.. Dinlerken, hiç tanımadığım halde Ayı Ramo için gözlerim doldu..

Kemal Suman için söylüyorum.. Usta yazarlık böyle bir şey işte.. Hiç tanımadığın insanları başkalarının içine işletmek sanatı.. Bu kitapları kaçırmayın..

***

Bir notum da Remzi Kitapevi’ne..

“Kâh Orada Kâh Burada..” kitabı için yaptığınız
kapak berbat..

Kitabın kalitesine, yazarın ustalığına yakışmıyor.. Karikatürden yapılan kapakların başarılı olduğunu gören duyan olmamıştır.. Bir sonraki baskıya o kapak mutlaka yenilenmeli..

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163