VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Haziran 2015 Pazar | Anasayfa > Haberler > İlhami Algör sesiyle İkircikli Biricik
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

İlhami Algör sesiyle İkircikli Biricik

İlk hikayelerimi yazmaya başladığım günden beri, gerek dili gerekse de anlatırkenki müziğiyle beni hep yazmaya iştahlandıran bir yazar oldu İlhami Algör. Bu yüzden yeni romanı “İkircikli Biricik”le karşılaşmış olmaktan dolayı ziyadesiyle mutluyum.

MAHİR ÜNSAL ERİŞ


İlhami Abinin “Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku”su, benim yazma maceramın başlangıcında önemli bir yer tutar. Daha doğrusu şöyle ifade edeyim, eğer “Müzeyyen” ile hiç karşılaşmamış olsaydım, belki yazmaya olan iştahımı nasıl bir hale yola koyacağımı hiçbir zaman bilemeyecektim. Elbette bu kadar kişisel bir notla başlamamalıydım, fakat bunu da söylemesem, söylediklerim yarım kalmış sayılırdı. Eksik olmasın.

“Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku”daki o, kendini bilen, farkında olan ama bununla çoktan barışmış, hayta mı hayta, ama aşık ama romantik bir adamın -ki bunu da hep o zamanki hallerimle çok yakın görürdüm- dünyayla ve sevdayla olan hikayesini okuduğumda inanamamıştım. Şimdi soracak olsalar, o zaman okuduğum bu metin için “Gamlı gamsız” bir metin derdim sanırım.

GAMSIZ, BAŞIBOŞ

Daha sonrasında, bu yaşarken gamsız, başıboş ve delişmen ama duyup hissederken gamlı, kederli ve “Allah Allah, bu dünya işlerinde sizce de bir tuhaflık yok mu?” diyen sesin, İlhami Algör’ün anlatıcısının sesinde bir yerlerde gizli olduğunu anlama fırsatımız oldu. “Albayım Beni Nezahat ile Evlendir”de, “Kalfa ile Kralıça”da, o sesi hep duyduk. Bu ses, İlhami Algör’ün sesi midir bilinmez ama anlatıcısını düşündüğümde o ses artık bir “İlhami Algör sesi” sayılabilir sanıyorum.

Muhtemelen siz bu satırları okurken İlhami Algör’ün yeni kitabı “İkircikli Biricik”, bu kıskanılası güzellikteki adıyla raflardaki yerini çoktan almış olacak. Kendimi şanslı saymalıyım ki ben biraz daha önce okudum ve sizlere biraz “İlhami Algör sesi”nin bu yeni tınlayışından bahsetmek isterim.
“İkircikli Biricik” bir roman. Hüzünlü ama çocukça bir yaramazlık ve hınzırlıkla gülümseyen dili, öncekilere kıyasla durgun sayılabilecek ama iştahından hiçbir şey kaybetmeyen anlatımı ve okuyanı içine çeken duygusuyla oldukça heyecan verici bir roman hem de. Dağınık görünen bir bilinç akışıyla anlatmayı seven İlhami Algör, bu romanında da bu tekniği anlatısının yine esas çocuğu yapmayı tercih etmiş. Ve “Müzeyyen”den beri süre gelen o sorularla, garipsemelerle, dingin şaşkınlıklarla kurulu dilini bu romanına da taşımayı başarmış.

“İkircikli Biricik”, bir arayış, bir telaşsız adımlarla peşinden koşuş öyküsü. Hikayesi ile bir şekilde birbirine değen iki kadının peşinden koşan “İlhami Algör sesli” kahramanımızın arayış hikayesi. Her ne kadar kitabın adı İkircikli Biricik olsa da, bizzat kitabın içinde de kahramanımız, “İkircikli Biricik” adlı bir kitabın izini sürüyor. Çünkü peşine düştüğü kadının elinde o kitabı görüyor. Bir türlü bulamadığı, daha doğrusu bulup bulamadığını bir türlü bilemediğimiz bu kitap da, kitabın adı da oldukça anlamlı. Çünkü bir o yana bir bu yana savrularak arayan, asıl arayışın kendisine düşkün olan kahramanımızın durumunu tam anlamıyla yansıtabilmeye uygun bir ad bu. Gerçek bir ikirciklilik hali söz konusu, biricik olan şeyse arayışın kendisi.

Bulup bulmamanın pek kıymeti yok. Bu arayış hikayesinin paralelinde ilerleyen, hikayeye iliştirilmiş bir diğer öykü de bir göç öyküsü. Daha doğrusu, göç özelinde anlatılan bir aile anlatısı. İlhami Algör’ün deyişiyle, “Palikaryaların” karşı kıyıya def edilmesine mukabil oradan gelenlerden olan bir ailenin, göç hikayesi. Hikayeyi derinleştirmesi bir yana, yazarın, insan ve insanlık hallerine olan tanıklığını yansıtma inceliği bakımından da oldukça zengin bir okuma deneyimine sürüklüyor okuyucusunu.

KAYBETMEYE YAZGILI

İlhami Algör’ün erkek kahramanlarının kaybetmeye yazgılı adamlar olduğunun, daha baştan beri “İlhami Algör sesi” diye anlatmaya çalıştığım şeyin tonunda önemli bir yeri olduğu muhakkak. “İkircikli Biricik”te de “kaybeden adam” yine esas çocuk rolünü sürdürüyor.
Fakat bu noktaya gelindiğinde sanırım bunun üzerinde biraz durmak gerekliliği kendini gösteriyor. Özelikle sosyal medya destekli kültür ve sanat ürünlerinde, “satılabilir”, “satış potansiyeli yüksek” bir erkek tipi pompalanıyor. Bu tip, genelde içli görünen, arabeske yakın, sevdiği kadının adını göğsüne dövme yaptırabilecek, annesine şiirler yazabilecek içlilikte ama maçoluğundan da taviz vermeyen bir erkek tipi.

Bitirimliğiyle anılmayı seven, ama kederli bir çift gözün birden doluvermesi gibi hemen içleniveren, her aşkta ihanete uğrayan, aldatılan, fakir, ezgin ya da noksanlı bulunduğu için muhakkak terk edilerek aşklarının finalinde illa ki hüsrana uğrayan bu erkek tipini belki edebiyat okuyucusu değil ama sosyal medya kullanıcısı pek seviyor. “Bütün kadınlar çiçektir” yozluğu üzerinden biçimlenen bu erkeklik, annesine içli şiirler yazmayı kapsadığı gibi sevdiğine mini etek giydirmemek, gerektiğinde tutup saçından ayağının altına alıp dayağı basıvermek gibi ilkellikleri de barındırıyor. İlhami Algör’ün “kaybeden erkek”lerini bu sakil gruptan keskin bir çizgiyle ayırmak gerektiğini belirtmek durumundayım. İlhami Abi’nin erkekleri, kaybetmeyi bir hayat meselesi olarak almış kabul etmiş erkekler, buruklukları, mahzun halleri de hep bundan. “İkircikli Biricik”deki adamımızda da bunu görmek mümkün.

140 MIDIR KARAKTER?

Çağdaş edebiyatın yakalandığı “aforizma saçmak”, Twitter’da paylaşılacak türden 140 karakterlik afili laflar etmek hastalığından kendini korumayı iyi başaran İlhami Algör’ün, bunu incecik itiraf ettiği “Tespit adamı edalı, emin hallerden hazzetmem,” sözünden de zaten sosyal medya kullanıcısından ziyade edebiyat okuyucusunu nişan almış bir yazar olduğunu yeniden söylemeye bilmem gerek olur mu?

“İkircikli Biricik”, “Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku”nun sinema uyarlamasıyla hayal kırıklığına uğramış İlhami Algör okuyucusunun beklentilerini ziyadesiyle karşılayacak, bizi yeniden “İlhami Algör sesi” ile buluşturacak bir roman. Kendi deyimiyle, “Çelişmelere direnemeyen” bir adamın, belki kadınlar arasında değil ama hikayeler arasında kendi hikayesinin denk düşen kısımlarını aradığı hüzünlü ama muzip, yaramaz macerası.
Yine biraz kişiselleştirerek bitireyim. İlk hikayelerimi yazmaya başladığım günden beri, gerek dili gerekse de anlatırkenki müziğiyle beni hep yazmaya iştahlandıran bir yazar oldu İlhami Algör.

Elbette okuyucusu olarak yine çok heyecanlandığım bir romanıyla karşılaşmış olmaktan dolayı ziyadesiyle mutluyum ama yazarkenki iştahıma da bir şeyler katacağı su götürmez bir gerçek.

“Konu bu mu? Sanmam. Değil!”

Paylaş