VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
13 Mart 2014 Perşembe | Anasayfa > Haberler > İlk gençlikte de son düzlükte de Jack London
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

İlk gençlikte de son düzlükte de Jack London

İlk gençliğimizin başucu kitaplarında imzası olan Jack London, her yaş döneminde yeniden okunması gereken bir yazar. Romanlarına kendinden çok şey katan London, 1902 yılında “Uçurum İnsanları”nı yazarken evsiz kılığına girip aylarca Londra sokaklarında yatıp kalkmış.

ÖZLEM AKALAN

Bu ay, VatanKitap için okumam gereken kitapları Bozcaada’da okuyup yazdım. Bahtıma hangi kitapların düşeceğini bilmeden yola çıkmak benim için riskliydi. Çünkü bir roman hakkında yazarken, yazarın diğer kitaplarına, en azından hatırlamak için, tekrar bakarım. Kitapsız yola çıktım; “En kötü ihtimalle döner, İstanbul’da yazarım yazıları” diyerek. Şansıma Jack London’ın Türkçeye çevrilen yeni romanı “Uçurum İnsanları” düştü. Neyse ki Bozcaada’da kaldığım Eskikule Bağ Evi’ni işleten arkadaşım Ufuk tam bir kitap kurduydu ve elbette Jack London’ın tüm kitapları kitaplığının bir rafını dolduruyordu! Neler yoktu ki bu külliyatın içinde; “Tek Özgürlüğüm”, “Ademden Önce”, “Yaşama Hırsı”, “Bir Lokma Et”, “Büyük Serüven”, “Demir Ökçe”, “Beyaz Diş”, “Vahşetin Çağrısı”… Okuyup da unuttuğum, okumadığım tüm Jack London’larla keyifli bir hafta geçirdim. Hepsi de 70’li yılların ilk beş yılında basılan bu romanlar, Türk yayıncılık tarihinin temsili gibiydi; Sel-Kan Yayınları, Başak Kitabevi, Oda Yayınları, Öz Yayınları, Yol Yayınları… “Ademden Önce” romanının 1981 tarihli Can Yayınları baskısını da bulunca benim için şenlik başladı! Altı yıl arayla farklı kişilerce tercüme edilen (Sevgi Karaca - Pınar Kür) ve basılan iki kitabı (Sel-Kan Yayınları - Can Yayınları) karşılaştırmalı okumaya başladım. Cümle kalıpları, ifadeler o kadar farklıydı ki! İki kitap, iki ayrı dünyaydı. İmkan varsa, çeviriye muhtaç olmadan her kitabı orijinal dilinde okuyabilmenin ne denli değerli olduğunu bir kez daha gördüm. Hangi çeviriyi seversiniz, tercih edersiniz bilemem ama nihai önerim, kitaplığınızın Jack London rafını genişletmeniz ve külliyatınıza yeni baskıları eklemeniz. Ve eklemekle kalmayıp geçmiş yıllarda okuduğunuz tüm romanları tekrar okumanız.
İlk gençlik yıllarımızın heyecanla ve açlıkla okunan yazarıydı Jack London. 15-20 yaşlarının bilgisi ve ruhuyla okuduğunuz London kitaplarında bu kez çok daha farklı bir tat bulacağınıza eminim. En azından yazarın romanlarına kendinden ne kadar çok şey kattığını görüp şaşıracak, benim gibi onu daha çok seveceksiniz. Ve yine eminim daha iyi çevirilerle de karşılaşacaksınız!

LONDRA’NIN KORKUNÇ YÜZÜ
“Uçurum İnsanları”, Jack London’ın 1902 yılında kaleme aldığı ve Londra’nın sefaletin hüküm sürdüğü Doğu yakasına odaklanan araştırma niteliğinde bir kitap. Jack London’ın işsiz, evsiz bir fakir gibi giyinip halkın arasına karışarak derlediği bilgiler ilk ağızdan olduğu için, önemli tarihi belgeler olarak kabul görüyor. Düşkünlerevinin kapısında sıra bekleyen; parklarda, sokaklarda, kapı aralıklarında, berbat pansiyonlarda uyuyan; kafelerde diğer müşterilerin bıraktığı kırıntılarla karnını doyuran insanlardan biri olarak London, Doğu yakasında aylar geçirmiş. Elbette şık bir oda, temiz çarşaflar ve sıcak banyosu olan bir pansiyonda zaman zaman mola vererek.
Çok düşük ücretlerle en ağır işleri yapan ve sayısı 450 bini aşan bu fakir kalabalık, İngiltere’nin kanayan yarası. Kırsal kesimlerden göçle gelen ve Londra’nın doğusuna yerleşen kalabalıklar, insani olmaktan çok uzak koşullarda, açlık sınırında yaşarken Jack London kitabının her satırında bu sefalete hayret ediyor. “Arabamın şimdi girdiği yoksul mahalle, bitmek bilmiyordu. Sokaklarda yeni, farklı bir insan ırkı dolaşıyordu; bunlar meymenetsiz, perişan, içkici tiplere benziyorlardı. (…) Bir pazar yerindeki ihtiyar kadınlar, erkekler çamura atılmış çöplerin içinde bozuk patates, fasulye, sebze arıyordu; çocuklarsa çürük bir meyve yığınının etrafına sinekler gibi toplanmışlar, kollarını omuzlarına kadar kokuşmuş sıvıların içine sokuyorlar, henüz tamamen bozulmamış parçaları alarak oracıkta mideye indiriyorlardı.” sözleriyle ilk kez karşılaşığı böylesi bir sefaleti tasvir ediyor London.
İyi görünümlü bir Amerikalı olarak yoksul ve suç batağındaki İngilizlerin arasına karışamayacağını bildiği için, ilk iş olarak kılık değiştiriyor yazar. İkinci el mallar satan bir dükkandan hayli yıpranmış kıyafetler alarak Doğu yakasında kalabalıklar içinde kayboluyor.
“Sokağa adım atar atmaz giysilerimin etkisiyle gerçekleşen statü değişikliğinden etkilenmiştim. Temasa geçtiğim sıradan insanlar hiç ezilip büzülmüyordu artık. Ne çabuk! (…)
Yeni giysilerimin durumuma başka türden değişiklikler de getirdiğini keşfettim. İşlek caddelerde karşıdan karşıya geçerken, araçlardan sakınmak için daha atak davranmam gerekiyordu; üzerimdeki elbiselerle birebir orantılı olarak, hayatımın ucuzlamış olduğu kafama dank etti.”

İNSAN ÖLDÜRME MAKİNESİ
Jack London, “Uçurum” adıyla anılan bu fakir bölgeyi “koskoca bir insan öldürme makinesi” olarak tanımlıyor. Ve elbette tüm suçu kötü yönetime yüklüyor. “Medeniyet ortalama insanın üretim gücünü artırdıysa, niçin ortalama insanı daha iyi duruma getirmedi?” diye soran London, “Ortalama İngiliz bu konfordan, hazdan pay alamıyor. Sonsuza kadar alamayacaksa, medeniyet yıkılıp gider. Böyle ayan beyan bir başarısızlığın devam etmesi için hiçbir sebep yoktur. İmparatorluk İngiltere’ye fayda mı getirmektedir, yoksa zarar mı? Eğer zarar getiriyorsa, ortadan kaldırılmalıdır. Fayda getiriyorsa, ortalama insanın da bu faydadan payını almasını sağlayacak şekilde yönetilmelidir.” Sözleriyle kitabın başından itibaren yaptığı Amerika Birleşik Devletleri - İngiltere kıyaslamalarına da nihai noktayı koyuyor.
Ve son söz; gayrimeşru başlayan çocukluğunu, aşklarını, edebi eserlerini, hayattayken para kazanan sayılı yazarlardan biri olduğunu, sosyalistliğini, alkolle imtihanını ve nihayetinde canına nasıl kıydığını burada uzun uzun anlatmaya gerek yok. Çünkü kitaplarının toplamı, Jack London’ın tüm hayatının özeti niteliğinde.

London usulü polisiye
Romanlarının alt metinlerine sosyalizmi yerleştiren Jack London’ın (1876-1920) geçtiğimiz aylarda İthaki Yayınları’ndan çıkan “Suikast Bürosu” romanı, yazarın pek de bilinmeyen bir çalışması. Bu polisiyeye, Sinclair Lewis’in bir hikâyesinden esinlenerek 1910 yılında başlayan ancak 20 bin kelime yazdıktan sonra romana mantıklı bir son bulamayan yazar, kitabı rafa kaldırmış. London’ın ölümünün ardından Robert L. Fisher tarafından tamamlanan roman ilk kez 1963 yılında yayınlanmış.
Ivan Dragomiloff adında Rus asıllı bir Amerikalı’nın kurduğu “Suikast Bürosu”, yüklü bir miktar parası ama ondan da önemlisi haklı bir gerekçesi olan herkese cinayet hizmeti veren gizli bir kuruluştur. Öldürülmesi istenen kişinin başkalarına kötülük yaptığı kesin olarak tespit edilirse bir yıl içinde öldürüleceğine garanti veren büro, pek çok faili meçhul cinayetin mimarıdır. Tetikçileri arasında profesörlerin, bilim insanlarının bulunduğu şirket, bugüne kadar üstlendiği her işin üstesinden başarıyla gelmiştir! Yakın bir dostu intihar edince bunda bir terslik olduğunu fark eden “Sosyalist milyoner” lakaplı Winter Hall, izleri takip ederek, bir müşteri gibi suikast bürosuna ulaşır. Hall, büronun başkanına öldürülecek kişinin adını açıklar: Ivan Dragomiloff, yani bizzat teşkilatın başkanı. Günler süren tartışmanın ardından Hall’un ileri sürdüğü gerekçelerin son derece makul olduğunu gören başkan, tetikçilere kendi ölüm emrini verir.
Bu noktadan sonra müthiş bir kaçıp kovalamaca yaşanacak ve geride pek çok ceset kalacaktır. Bol miktarda etik, sosyalizm, felsefe, suçlu-masum ve doğru-yanlış kavramlarının tartışıldığı ve elbette hayatın sorgulandığı roman, bu noktalarıyla klasik bir Jack London romanı olsa da türü itibariyle farklılık gösteriyor.

Uçurum İnsanlarıUçurum İnsanları

Jack London

Detay için tıklayın

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam