VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
11 Kasım 2016 Cuma | Anasayfa > Haberler > İlklerin ustasından iki şehir, bir klasik
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

İlklerin ustasından iki şehir, bir klasik

İtalo Calvino, “Klasikleri Niçin Okumalı?” adlı kitabında klasiklerin “Okuyorum” dediğimiz değil, genellikle “Yeniden okuyorum” dediğimiz kitaplar olduğunu söyler. Ona göre, “Bir klasiği yeniden okuma, ilk okuma gibi bir keşif okuması; her ilk okuma, aslında bir yeniden okumadır.”

ETHEM BARAN




Klasikleri okuyanlar birbirleriyle tanış sayılırlar; çünkü birbirlerine anlatacakları pek çok kahraman, olay ve sahne vardır. En çok sözü edilen yazarlar arasında da Charles Dickens adı ön sıralarda gelir tabii ki.

Nabokov şöyle der onun için: “Bir yazar iyi bir hikâye anlatıcısı ya da iyi bir ahlakçı olabilir ama eğer bir büyücü, bir sanatçı değilse büyük bir yazar değildir. Dickens iyi bir ahlakçıdır, iyi bir hikâye anlatıcısıdır ve muhteşem bir büyücüdür.”

“İki Şehrin Hikâyesi”nin 200 milyonun üzerinde bir satış rakamına ulaşmasından da anlaşılacağı üzere Charles Dickens, döneminin en popüler yazarıdır. Hayatı yazdığı bütün kitaplarda anlatılanlardan çok daha büyüleyici bir yazardır Dickens. Aynı şekilde tüm zamanların en çok kazanan yazarı.

Borçları yüzünden hapse atılan ailesini hapisten çıkarabilmek için okulunu bırakıp on iki yaşında çalışma hayatına atıldı. Genç yaşta yazmaya başlamasıyla birlikte ilklerin de sahibi oldu. Daha çok kazanabilmek için romanı fasiküller halinde yayımlamak, daha sonra ciltlenmiş olarak yeniden piyasaya sürmek, şehir şehir dolaşıp okurların karşısında romanından parçalar okumak gibi pek çok ilke imza attı. Romanını fasiküller halinde piyasaya sürerken olayı en heyecanlı yerinde bırakarak bir sonraki sayı için meraklı bir bekleyiş yaratıyordu. Dickens merak ve gerilim unsurunu çok iyi kullandı. O, buna, “ertelenmiş gerilim” diyordu, çünkü bugünkü dizi filmlerde olduğu gibi her bölüm merak unsurunun zirvede olduğu noktada bitiyordu. “İki Şehrin Hikâyesi”nin kurgusunda da aynı yöntemi uygulamıştır.

Dickens, pek tutulmayan ilk tarihî romanı “Barnaby Rudge” (1841)’dan sonra Thomas Carlyle’nin“Fransız Devrimi” adlı kitabından etkilenerek yeni bir tarihî roman yazmak istedi.Carlyle ona yararlanması için çok sayıda kitap göndermişti ama Dickens, Carlyle’nin mevcut koşullar altında devrimi en iyi şekilde anlattığını düşünerek o kitapların pek çoğunu okumadı. Çünkü ihtilali yeniden yazmak değildi amacı. O, Fransız Devrimi’nin atmosferini kendi hikâyesinin içinde yeniden yorumlamak istiyordu. Ellerinde avuçlarında bir şey kalmayıncaya kadar devlete, kiliseye, lordlara vergi ödeyen, ödemediklerinde zindana atılan yoksulların hikâyesini, Paris sokaklarını ve Londra’daki hayatları konu edecekti. Duvarlara büyük bir öfkeyle yazılan “kan” yazıldığı yerde kalmamış, başka kanların akmasına yol açmış, intikam duygusu öne çıkmıştı. İnsanların yoksulluktan öldüğü ve geride kalanların ölüleri unutulmasın, başlarına bir mezar taşı dikilsin diye aristokratlara yalvardığı bir dünyada acımasız aristokrasinin zulmünün hazırladığı devrimi anlatacaktı. Bu düşünceden yola çıkan Charles Dickens, “İki Şehrin Hikâyesi”nde, devrimi gerçekleştirenlerin vahşet ve intikam duygusuyla harekete geçerek oluşturdukları baskı rejimini ve bunun insanların hayatını nasıl altüst ettiğini yazdı.

Zamansız kahramanlar
Dickens, “İki Şehrin Hikâyesi”ne diğer birçok romanında olduğu gibi unutulmaz bir paragrafla başlar: “Zamanların hem en iyisi hem de en kötüsüydü; bilgeliğinde çağıydı aptallığın da; hem inanç hem de kuşku devriydi; ışığın da asrıydı karanlığın da; hem umut baharıydı hem de umutsuzluğun kışıydı; hem her şeye sahiptik hem de hiçbir şeyimiz yoktu…” Onun bu cümleleri, tıpkı “Oliver Twist”teki, “Lütfen efendim, biraz daha istiyorum,” cümlesi ve “Bir Noel Şarkısı”ndaki küçük Tim’in Noel duası “Tanrı hepimizi, herkesi kutsasın,” sözleri gibi, Shakespeare’in “To be or not to be” (Olmak ya da olmamak) sözüyle kıyaslanacak üne sahiptir.
Charles Dickens bu romanında, Paris’te bir hapishanede hiçbir suçu olmadan 18 yıl yatan ve eski hizmetkârının yardımı ile kurtulan Dr. Manette’in Londra’ya dönüşü sırasında tesadüfen tanıştıkları Fransız Charles Darnay (kahramanın adının C ve D harfleriyle başlaması nedeniyle bu adın Charles Dickens’a bir gönderme olduğu söylenir) ile ona âşık olan kızı Luice’yle yaptıkları evliliği ve Fransız Devrimi’nden sonra başlarına gelenleri anlatır. Charles Darney bir Fransız aristokratıdır ve devrimi gerçekleştirenler bütün aristokratlardan intikam alma peşindedir. Diğer yandan, Luice’ye karşılıksız bir aşk besleyen avukat Sydney Carton tipik bir Dickens karakteri olarak öne çıkar ve olayların gidişini değiştirir.

Dickens, akıllardan çıkmayan ve neredeyse aramızda dolaşan kahramanlar yaratmıştır. Bir Dickens uzmanı olan Elliot Engel, “Yarattığı karakterler sonsuza kadar yaşayacaktır çünkü aslında hiç yaşamamışlardır. Onları yarattığında gerçek değillerdi, bugün de gerçek değiller. Onun karakterleri insanlığın hiç değişmeyen duygularını ve duyarlılıklarını temsil eder. Tıpkı Shakespeare’in kahramanları gibi belirli bir zamana ait değillerdir,” diyerek bu gerçeğe işaret eder. Zweig ise Dickens’ın, kahramanlarının özelliklerini aşırı uçlarda belirgin hale getirdiği, gerçek dünyadan çekip çıkararak adeta karikatürize ettiği, sembolleştirdiği görüşündedir. Dickens hiçbir zaman bir psikolog gibi davranmamış, keskin gözlem gücüyle maddi özellikler üzerinde durarak daima somuttan hareket etmiştir. Sözgelimi Dr.Manette böyle çizilmiştir romanda: Ruhunun derinliklerinde yatan ne varsa yüzüne ve duruşuna yansımıştır Dr. Manette’ın. Kasveti üzerine çeken bir ruh hali vardır. Beş yüz kilometre uzaktaki Bastille Hapishanesi’nin gölgesi yüzünde gezinmektedir. Kimi geceler uykusundan uyanıp odasında volta atmaya başlayarak yıllarca hapiste tutulduğu zindanda hâlâ dolaşmakta olan aklının peşine takılmaktadır. Kızı Luice de onu yalnız bırakmamış, babasının takılıp kaldığı kedere ortak olarak onunla birlikte odada volta atmıştır. “İki Şehrin Hikâyesi”nde bu ve buna benzer sahneler çok güçlüdür. Bu arada Dickens’ın keskin gözlem gücü ve mizahını da unutmamak gerek. Calvino’nun dediği gibi, “Klasik bir yapıtta, hep bildiğimiz ama ilk kez onun söylediğini bilmediğimiz bir şeyler keşfederiz.” “İki Şehrin Hikâyesi” o klasiklerden biri…


Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163