VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Nisan 2016 Perşembe | Anasayfa > Haberler > İnce çizgilerin açtığı kalın kesikler
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

İnce çizgilerin açtığı kalın kesikler

Nobelli Britanyalı yazar Doris Lessing “Büyükanneler” kitabında insanlık hallerinin, aşkın, sadakatin, yaşanılan ve hayal edilen hayatların arasındaki sınırı sorguluyor.

OYLUM YILMAZ


Özgürlüklerimizi kullanmaktan bahsederken sadece demokratik süreçlerin bir parçası olan gösterilere, siyasi partilere ve benzerlerine katılmayı değil; kaynağı ne olursa olsun tüm fikirleri sorgulamayı, bu fikirlerin hayatlarımıza ve yaşadığımız toplumlara nasıl bir katkıda bulunacağını düşünmeyi kastediyorum.” 94 yaşında ölmeden kısa bir süre önce verdiği derslerden birinde, böyle söylüyordu Doris Lessing. O Marksist feminist bir edebiyatçı, bir aktivist, bir düşünür olarak geçti bu hayattan. Neredeyse bir ömür boyu düşündü, yazdı ve arkasında pek çok eser bıraktı. Yukarıda alıntıladığım paragraf, onun hem ömrünün hem de edebiyatının ve düşüncesinin kısa bir özeti gibi. Toplumun, siyasetin insan üzerindeki etkisini bilmek, sorgulamak ve ne olursa olsun bireyin ruhuna inanmak, özgürleşme umudunu ise bir an bile bırakmadan baş köşede tutmak. Şimdi sayfalarını çevirdiğim “Büyükanneler”, isimli kitabında bulunan, Lessing’in dört harika novellası da pek çok diğer eseri gibi, işte bütün bu özellikleri içinde taşıyor.

Toplum denen canavarın insanların yaşamını nasıl yönettiğini, nasıl dağıtıp parçalara ayırdığını ama insan ruhunun diğer yandan durmaksızın tekil olarak hem kendisi hem de yaşam için büyüleyici bir savaş verdiğini bize ince ince anlatıyor. Bazen bir askerlik macerasında, bazen bir çocuğun ruhunda, Hindistan’dan Afrika’ya, Afrika’dan İngiltere’ye…

Hepsi altın değerinde dört kısa roman: “Büyükanneler”, Victoria ve Staveney Ailesi, Büyükanneler, Bunun Nedeni. Kitapta yer alan ilk novella, savaşa gitmiş ama hiç savaşmamış, âşık olmuş ama aşkı hiç yaşayamamış bir adamın öyküsü; “Aşk Çocuğu”. Babası savaş gazisi olan, içe kapalı, suskun, çekingen karakterli James’i ilk önce İngiltere’de, iki dünya savaşı arasındaki yıllarda tanıyoruz. Yani komünizmle, sosyalizmle, özgürlük düşüncesiyle ilk tanıştığında. Ancak bütün bunlar içinde tam yeşeremeden İkinci Dünya Savaş’ı içine çekip alıyor James’i; ve onunla beraber binlerce genç erkekle birlikte İngiltere’den Hindistan’a giden bir dev savaş gemisi...

Açlıkla, susuzlukla, sıcakla, mide bulantısı, güneş yanıkları, klostrofobi ve delilikle iç içe geçen, çok uzun, çok tehlikeli ve çileli bir yolculuğun içine düşüyor kahramanımız. Bir gemi içinde, ataerkil düzenin taptığı savaş oyununun kurbanı erkekler; bir delilik ya da daha doğrusu, akıl dışılık içinde, büyük bir ciddiyetle devam eden savaş... Yolculuğun tam ortasında James, cennete düşer gibi Güney Afrikalı genç bir kadının kollarına düşüyor. Dört gün. Aşkla geçen, dört kısa gün. Lessing, insan ömrünün kırılma anlarının bir koca ömrü nasıl kökünden değiştirebileceğini çok iyi biliyor ve anlatıyor bize “Büyükanneler”de. Hem de unutulmaz, yürek burkan bir aşk hikâyesine imza atıyor.

KISA VE MÜTEVAZI

Kitaba adını veren “Büyükanneler” adlı novella ise, bir kısa ve mütevazı başyapıt. Birbirlerine dostlukla ve aşkla bağlı iki kadının, ilerleyen yaşlarında oğullarıyla yaşadıkları aşkın ve cinselliğin hikâyesi. Lessing, dört karakter üzerinden, eşcinselliği, oedipus komleksini ve kadınlar arasında gelişen erotik arkadaşlık dengesini eşsiz bir yetkinlikle anlatıyor bu novellasında.

Üstelik sınıfsal konumları ve mekânların insan ruhu üzerindeki etkilerini de bir an bile göz ardı etmeden yapıyor bunu. “Victorya ve Staveney Ailesi” de bir sınıf hikâyesi ama bu defa sınıflar arası gerilim başrolde. Sınıflar ve ırklar arası gerilim. Bu gerilimi küçük siyahi bir kız çocuğunun ruhundan okuyoruz.
Ve son olarak Bunun Nedeni, kitabın sonunda karşımıza çıkan harika bir sürpriz, yani şahane bir fantastik novella. Bilinmeyen bir geçmişte yaşanan siyasi çalkantıların hikâyesinde, bir toplumun yozlaşmasında, çöküşünde bugünü işaret eden bir şeyler var elbette. Hızla yıkıma sürüklenen şehir devletleri, diktatörlüğün kara deliği ve kötülüğün sıradanlığı… Lessing, novellanın sonunda kahramanına işlerin ters gidişinin, toplumunun içten içe yıkılışının sebebini bulduruyor. Kötülükle de, sıradanlıkla da ilgisi olmayan bir sebep: Akılsızlık! Evet, tüm sorunların kaynağı diktatörün düpedüz akılsızlığından kaynaklanıyor. Ama Lessing, elbette ki işi burada bırakacak bir yazar değil, bir diktatörün toplumu mutluluğa taşıyan başarısıyla, diğerinin çöküşe götüren akılsızlığı arasında fark olmadığını gerçeğini, hikâye içinde ince çizgilerle çiziyor.

Çok üretken bir yazardı Doris Lessing, öyküler, denemeler, novellalar, romanlar yazdı. Türler arasında gidip gelmekten, farklı biçimlerde denemeler yapmaktan çekinmedi. Yazarlığının erken dönemlerinde daha toplumcu gerçekçi bir izleği sürdürüyordu. Ancak Altın Defrer’den sonra gözle görülür bir şekilde kurgu üzerinde oynamaya başladı, zaman zaman felsefi ve siyasi alt yapısı oldukça sağlam bilim kurgular, fantastik eserler kaleme aldı.

Kimi zaman edebi olarak zayıf kabul edilen çalışmaları da vardı Lessing’in, ama o çok çalışmayı tercih eden, durmaksızın yazan, üreten bir edebiyatçı olarak yumdu gözlerini. “Büyükanneler”, işte bütün bu baş döndürücü külliyat içinde yer alan en değerli çalışmalarından biri kanımca.

Başta da dediğim gibi altın değerinde. Lessing’i tanımak isteyen okurlar için yerinde bir fırsat, yazarın hayranları içinse, yürekte yer alan Lessing kitaplığının baş tacı olacak.


Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam